Buruşan bir surattan, çocuğun kahkahasından, aç kalktığı bir sofradan, âşığının kokusundan, diktatörün baskısından, komşusunun gürültüsünden, babasının öfkesinden, annesinin sevgisizliğinden bin yıllardır sanat üreten sanatçılardan kendi kendine prompt yazarak saniyeler içinde sanat üreten yapay zekâya… Günlerini, aylarını, yıllarını bir heykelin oyuğuna, bir cümlenin bitişine, bir fırça darbesine, bir notaya hapseden sanatçıların bazıları son günlerde yapay zekâ tarafından üretilen sanat eserlerini konuşuyor. Büyük bir çoğunluk bu durumdan şikâyetçi olurken, yapay zekânın bir insan gibi kusurlarıyla birleştirdiği eşsiz bir esere imza atamayacağını düşünen bir kesim de var. Binlerce veriyi saniyeler içinde analiz etme iddiası olan bir teknolojinin sanat üretebilmesi çok zor olmasa gerek ama analizlerine devam edebilmesi için insanın da üretmesi gerekiyor. Yazar, yazılımcı, grafiker, ekonomist, içerik üreticisi, siyasetçi ve gazeteciler gibi birçok meslek grubu yaratım aşamasında yapay zekâyı kullanırken kendi verilerini de sunmuş oluyor.
Telif konusunda büyük endişeleri olan meslek grupları bu teknolojinin yaratacağı emek gaspını aylardır tartışıyor. Yazar Joanna Maciejewska “Yapay zekânın çamaşırlarımı ve bulaşıklarımı yıkamasını istiyorum ki ben de sanat ve yazı işleri yapabileyim” sözüyle bazılarımızın demek istediğini dile getirdi. Birçok yapay zekâ kurucusu tartışmalara yanıt verirken OpenAI CEO’su Sam Altman, “Yapay zekâya ‘Bana şu yazarın kitabını aynen yaz’ derseniz yazamaz; bu kadar kötü ve hatalı bir metin taklidi ortaya çıkaramaz. Yapay zekâ tamamen yeni, özgün ve telif ihlali yaratmayacak içerikler üretir” diye yanıt verdi. Hayatını yazdığı cümlelerden kazanan yazarlar, verilen hiçbir yanıt karşısında yeterince tatmin olmadı.
Günden güne kendini geliştiren bir uygulama karşısında işsiz kalma tehlikesi yaşayan her meslek grubu bu tartışmaların tam ortasında yerini korurken bense hayatı bambaşka bir boyuta taşıyan bu teknolojiye karşı tam bir tavır alamıyorum. 10 yılda okuyup hakkında bir fikre sahip olabileceğimiz konuları birkaç saniye filtreleyen ve en bağlantılı noktaları önümüze sunan bu teknolojinin insan yaşamı için artık elzem olduğunu düşünüyorum. Ama mesleğimi elimden alabileceğine hiç inanmıyorum. Bir gazeteci olarak gittiğim bir haberde insanların söylemediklerinden, mimiklerinden, kimlerle selamlaşıp selamlaşmadığından dahi haber çıkarabilirken, yalnızca konu hakkında yine başka gazetecilerin yazdıkları yazıları süzgeçten geçirip haber yapabilen bir yapay zekânın işimi elimden alabilmesi komik olurdu. Ete kemiğe bürünse ve habere gitse dahi en azından yakın tarihte kim kiminle küsmüş, kim kime bakış atmış, kim nerede kimlerle berabermiş, kimin yakınındaki kişi ne dedikodu yapmış da ifşa olmuş gibi başlıklara vakıf olması ve bunlardan anlam çıkarması için daha çok zaman var diye düşünüyorum. Gazetecilik için iş henüz bitmemiş diyebilirim.
Kariyerimin yanına eklediğim yazarlık hakkında tam olarak aynı şeyleri söyleyemiyorum. Telif konusunda büyük adımların acilen atılması şart. Birçok eserin telif ödemeksizin yapay zekâlara yüklendiği bir ortamda, yazarlar eserlerinin çalınması ve emeklerinin sömürülmesi konusunda endişe yaşamakta tamamen haklı. Ama yazılarımı alanında uzman birilerinin okumasına sunmam her zaman mümkün olmuyor ve bu işi çoğunlukla yapay zekâya bırakıyorum. Kendisinden bana yeniden metin yazmasını istemiyorum; metnimi daha iyi hâle getirmek için öneriler istiyorum. Önerileri sayesinde belki de hiç farkına varmayacağım hatalarımı birkaç saniye içinde görüyorum ve metni daha da geliştirme şansı yakalıyorum. Yapay zekâdan aldığım öneriler yine de bir insanın bakış açısına yaklaşmıyor. Teknik eleştiri dışına pek çıkamayan bu teknolojinin uçsuz bucaksız hayal dünyamızı yakalaması için daha çok yol katetmesi gerekiyor.
Onca kaosu, aşkı, nefreti, acıyı, mutluluğu, umudu ve hüznü binlerce insana temas ederek yaşadık. Yaşadıklarımızı sanata çevirirken yağmurdan, sesten, nefesten, bakıştan, rüzgârdan bile yararlandık ama yapay zekâ bu duyguları hâlâ insandan öğreniyor. Ben gibi düşünebilmesi için bütün zihnimi bir makineye aktarsam bile bir saat içinde zihnimde onlarca yeni pencere açılacak ve bir saat sonra ben gibi düşünemeyecek. Bu yüzden yapay zekânın sanat üretmesi bende hiçbir endişe yaratmıyor. En büyük endişem mülksüzleştirme çabalarının gitgide hız kazandığı bir ortamda düşüncemi bile bana kiralayabilecek olan tekno-feodalizm. Yapay zekâ ile daha da yükselen bu yeni sömürü sistemi ben olma hâlini bile bana yeniden pazarlıyorken sanatımı da bana yeniden pazarlaması vardığımız en acınılası hâl olsa gerek. Yoksa yapay zekâ sanat üretedursun, biz ürettiğimiz emeğin üzerinde kim tahakküm kuruyor onu bulalım.
(AÖ/NÖ)







