Uluslararası hukuk hiçbir zaman güçlerden bağımsız bir alan olmadı. Büyük ölçüde savaşların ardından, güç dengeleri oturduğunda ve kazananların “bir daha bu kadar pahalı olmasın” dediği anlarda şekillendi, egemenlerin çıkarlarıyla uyumlu bir çerçeve sundu. Bu durum, hukukun işlevsiz olduğu anlamına gelmedi. Aksine hukuk, ahlaki bir idealler bütünü olmaktan çok, güç kullanımını sınırlayan, maliyetleri öngörülebilir kılan ve keyfiliği pahalılaştıran bir dengeleme mekanizması olarak işlev gördü. Bugün Venezuela’da, Grönland üzerinden yürüyen tartışmalarda ve Kolombiya hattında gördüğümüz şey, hukukun toptan reddi değil, istisna yoluyla askıya alınmasıdır. Bu askıya alma hali, geçici ve meşru gösterildiği ölçüde, yalnızca hedef ülkeleri değil, uluslararası düzenin tamamında bir erozyon yaratıyor.
Venezuela’da yaşananlar ne yalnızca bir Latin Amerika krizi ne de klasik anlamda bir rejim değişikliği girişimidir. Aynı şekilde Grönland’a dair tehditkar söylemler ya da Kolombiya’ya yönelik askeri hamle imaları da birbirinden kopuk başlıklar değil. Tüm bu gelişmeler birlikte okunduğunda, uluslararası düzenin hangi kurallarla işleyeceğine dair sert bir yeniden tanımlama süreci görünür hale geliyor.
Bugün tanık olduğumuz şey, güç kullanımına dönüşten ziyade gücün hukuk ve ekonomiyle iç içe geçirilerek istisna adı altında kalıcı hale getirilmesidir. Bu istisna, yalnızca hedef alınan ülkeler için değil, dünya geneli için emsal üretmektedir.

Müdahale artık olay değil, yöntem
Venezuela örneğinde dikkat çekici olan, askeri müdahalenin kendisinden çok, nasıl gerekçelendirildiği ve nasıl sürdürüldüğüdür. Devlet başkanının alıkonulmasını, geçici yönetim söylemleri, enerji akışına dair açıklamalar ve yaptırımlara ilişkin yeni düzenlemeler izledi. Bu tablo, amacın yalnızca bir lideri devre dışı bırakmak olmadığını, egemenliği parçalayarak yönetilebilir hale getirmeyi hedeflediğini gösteriyor.
Bu, klasik darbe ya da işgal mantığından farklıdır. Burada iktidar aygıtının tamamen çökertilmesi değil, dışarıdan denetlenebilir bir siyasal ve ekonomik alanın kurulması amaçlanır. Böylece egemenlik ya vardır ya yoktur ikiliğinden çıkar; şartlı, askıya alınabilir ve geri verilebilir bir statüye indirgenir. Bu noktada müdahale, istisna olmaktan çıkarak tekrar edilebilir bir araca dönüşür.
Enerji, ganimet, disiplin aracı
Venezuela dosyası, enerjinin artık yalnızca bir çıkar meselesi değil, siyasal bir disiplin aracı olarak işlediğini gösteriyor. Burada mesele petrolün kimin tarafından çıkarıldığı değil, petrol gelirinin hangi siyasal düzeni mümkün kıldığıdır.
Yaptırımlar, lisanslar, istisnalar ve yeniden açma vaatleriyle kurulan bu yapı, enerjiye erişimi bir hak olmaktan çıkarıp izin rejimine bağlar. Böylece enerji, kalkınmanın aracı olmaktan çok itaati ölçen bir mekanizmaya dönüşür. Uyum gösteren nefes alır, göstermeyen daralır. Bu mekanizma, askeri işgalden daha az görünür ama çok daha kalıcıdır. Çünkü doğrudan toprağı değil, zamanı ve geleceği kontrol eder.

Grönland: ittifak içinde egemenliğin sınanması
Grönland’a dair açıklamalar, bu stratejinin yalnızca rakiplere değil, müttefiklere de yönelebileceğini gösteriyor. Bir NATO üyesinin topraklarını konu alan satın alma, kontrol ya da güç kullanma dili, ittifak hukukunun fiilen askıya alınabileceğini ima ediyor.
Burada mesele bir ada değildir. Grönland, enerji geçişi çağında kritik öneme sahip madenler, Arktik deniz yolları ve askeri erken uyarı sistemleriyle birlikte yeni düzenin altyapı düğümlerinden biridir. Nadir toprak elementleri, yeşil teknoloji, savunma sanayii ve dijital altyapı için vazgeçilmez hammaddeler, Grönland’ı yalnızca bugünün değil, enerji sonrası dönemin de stratejik merkezlerinden biri olarak konumlandırıyor. Bu nedenle Grönland, Venezuela’daki fosil enerji denetiminin, enerji sonrası dönemin hammaddelerine uzanan tamamlayıcı halkası olarak okunabilir. Fosil kaynaklardan kritik madenlere uzanan bu hat, ABD’nin yalnızca mevcut enerji akışlarını değil, geleceğin teknolojik ve askeri üretim zincirlerini de kontrol altına alma arayışını yansıtıyor.
Kolombiya: bölgesel disiplin hattı
Kolombiya üzerinden kurulan askeri ve güvenlik söylemi, bu stratejinin bölgesel disiplin boyutunu açığa çıkarıyor. Verilen mesaj nettir: uyum, gönüllü bir tercih olmaktan çıkarak zorunlu hale getirilmektedir. Bu dil, Latin Amerika’ya yönelik güncellenmiş bir Monroe Doktrini’ni çağrıştırır. Ancak bu kez askeri tehdit, enerji denetimi, göç rejimleri ve güvenlik işbirlikleri birlikte kullanılır. Kolombiya bu zincirde bölgeye yönelik bir hizalama stratejisinin hedefidir.
Asıl tehlike: istisnanın normalleşmesi
Asıl büyük risk ise, bu müdahalelerin normalleşmesidir. Eğer güç kullanımına enerji ve güvenlik gerekçeleriyle meşruiyet kazandırılıyorsa; egemenlik geçici söylemiyle askıya alınabiliyorsa; hukuk yalnızca eşit güçler arasında geçerli sayılıyorsa; o zaman uluslararası düzen kural temelli olmaktan çıkar. Yerini duruma göre değişen bir istisnalar rejimi alır. Hukukun aşınması, egemenlerin kendi zeminini oyduğu bir süreçtir, fakat bu oyulmanın ilk ve en ağır faturasının, düzeni kurmayanlara kesildiğini biliyoruz.
Bu rejim kısa vadede güçlü aktörlere hareket alanı sağlayabilir. Ancak uzun vadede geri tepme üretir. Silahlanma hızlanır, bloklaşma erken başlar, krizler daha sert patlak verir. Güvenlik hukuktan değil, öngörülemez güç hesaplarından türemeye başlar.
Eşikten de öte: düzenin sınandığı an
Venezuela, Grönland ve Kolombiya birlikte okunduğunda, karşımıza tek tek ülkelerin kaderinden daha büyük bir tablo çıkıyor. Bu, küresel düzenin hangi ilkelerle işleyeceğine dair bir sınamadır.
Venezuela örneği bu nedenle yalnızca bir ülkenin kaderiyle sınırlı değildir. Hukukun güçlerden sonra geldiğinin farkında olan egemen aktörlerin, bugün hukuku istisnalar yoluyla aşındırması, yalnızca zayıf olanları değil, kendi kurdukları düzenin istikrarını da zayıflatır. Kuralların yalnızca eşit güçler arasında geçerli sayıldığı bir dünyada, güvenlik hukuktan değil güç hesaplarından türetilir. Bugün Caracas’ta sınanan bu yaklaşımın sonuçları yarın başka başkentlerde hissedilecektir. Buradaki sorun, egemen güçlerin kendi kurdukları düzeni aşındırması değil; bu aşınmanın bedelinin, düzeni kurmayanlara ve onu değiştirme imkanı olmayanlara ödetilmesidir.
(HÖ/Mİ)



