"Bostanlar olağanüstü hızda akan şehir hayatında soluklandığımız, kapitalist sistem bu doruğa ulaşmadan önce hayat ve üretim döngülerinin doğal hızında nasıl ilerlediğini gördüğümüz çok büyük birer ayrıcalık oldu." –Taşkışla Devrim Bostanı’ndan Zeynep Deniz
İstanbul’da üç üniversitede öğrencilerin kampüslerde irili ufaklı bostanlar kurduğunu biliyor muydunuz?
Bilgi Çatı Bostanı (İstanbul Bilgi Üniversitesi), Tarlataban (Boğaziçi Üniversitesi), Ayazağa Bostanı ve Taşkışla Devrim Bostanı’ndan (İstanbul Teknik Üniversitesi) katılımcılar, “Mutfak Buluşmaları” kapsamında 14 Şubat’ta Salt Beyoğlu’nda bir araya geldi.

Program yürütücüsü Eylül Şenses’in daveti üzerine saat 10’da Mutfak’taydım. Üniversite bostanları temsilcilerinin kahvaltı hazırlığına dâhil oldum. İçeri adım atar atmaz tanıdık kokularla karşılaştım. İkinci fark ettiğim ise ben hariç herkes için zamanın çok hızlı aktığıydı. Tezgâhın öteki tarafından öğrencilerin yemekleri yetiştirme telaşına ortak olmak fazlasıyla keyifliydi.
Beyoğlu Gıda Kolektifi tarafından temin edilen zehirsiz tarım ürünleriyle hazırlanan kahvaltımızı yapıp kalabalıkla sohbet ettikten sonra, bostan temsilcisi öğrenciler gıda egemenliği, toprak verimliliği, sürdürülebilir tarım, paylaşım, mekân-hafıza ve yatay örgütlenme gibi konular üzerinden ekolojik tarımda nasıl inisiyatif aldıklarını paylaştılar. Ayrıca okul arazilerinin kullanımına dair karar alma süreçlerinde, mekânın meşrulaştırılması bağlamında okul yönetimleriyle yaşadıkları bazı problemlerden de söz ettiler.

Mutfak alanındaki büyük masalara yerleşmeden önce “Hazırlanan reçetelerin hikâyeleri var mı?” sorumu, Taşkışla Devrim Bostanı temsilcisi Zeynep Deniz yanıtladı:
"Yemeklerimizin hikâyelerini biraz bostanımız ve hasadımız belirliyor. Bostan bize buluşmalarımızdan önce hangi sebzeyi, meyveyi, yeşilliği yetiştirmiş olursa, onu en seveceğimiz şekilde soframıza uyarlamaya çalışıyoruz. Bazen birçok çeşit hasat edebiliyoruz; domates, salatalık, biberler kahvaltılık oluyor. Bazen de tek bir üründen bolca çıkmış oluyor; onun için özel tarifler geliştiriyoruz."

Kimlik ve hafıza
Kahvaltı sonrası, kalabalık dinleyici kitlesi ile bostan temsilcileri arasında bostanların geçmişi ve şimdiki hâli arasındaki değişim konuşuldu. Benim için en ilgi çekici olan kısım, üniversite bostanlarında vakit geçiren öğrencilerin mekâna kazandırdıkları kimlik ve hafızaydı.
Özellikle Boğaziçi ve İTÜ’deki bostanlar, tarımsal faaliyet yapmak isteyen bir grup öğrenci düşüncesinin çok ötesinde, üniversite eylemlerinin etrafında şekillendi. Tarlataban’dan Ahmet Burak Arslan anlatıyor: "Tarlataban 2010’lu yıllardaki Starbucks işgali dönemi zamanlarında başladı. Kolektif bilinç zamanla aktarıldı ve bugünkü hâlini aldı. Devrim Bostanı da Taşkışla Kampüsü’nde 19 Mart Saraçhane eylemleri sonrasındaki öğrenci hareketliliğinden güç alarak ortaya çıktı."
Üniversite yönetimleriyle yaşadıkları çeşitli ‘meşruiyet’ problemleri, öğrencilerin bostanlarda mekânı örgütlemesinin zaman zaman önüne geçmiş; mekân hafızasını belli dönemlerde kesintiye uğratmış. Her seferinde baştan başlamak zorunda kalmışlar. Hatta öğrencilerin bostan faaliyetlerini meşru görmeyen okul yönetimi, Taşkışla Devrim Bostanı’nın tam ortasına bir kamera bile dikmiş.
‘Meşru’ bir zemine oturmak istemeyen, yatay örgütlenmeyle var oluşunu sürdürmek isteyen üniversite bostanları temsilcileri, otoritelerden destek almaya da pek sıcak bakmıyorlar; çünkü bu karşılıklı ilişkilenmenin özgürlük alanlarını ellerinden alabileceğini düşünüyorlar.

Bostanlar öğrenciler için neden önemli?
Öğrenciler üniversitelerinin bostanlarında vakit geçirmek istiyorlar; çünkü burada şehir hayatının veremediği bir lüks var: Birlikte, parasız vakit geçirmek.
Bu bostanlar aracılığıyla dayanışma pratikleri geliştiriyorlar. Mahsulleri toplayıp piknik gibi çeşitli dayanışma toplantıları düzenliyorlar. Bu alanlarda en önemli şey bir araya gelmek ve yerel örgütlenme ile kolektif üretime katkı sağlayabilmek. Kısacası üretebilmenin keyfine varmak. Burada politik bir dil de var aslında: Sağlıksız beslenmeye itilen bir nesli kurtarma girişimi, bostanlarda var olmaya çalışmak. Gıdayı egemen kılmak; marketlerin inisiyatifinden alıp özgürleştirmek. Ahmet Burak Arslan, gıda egemenliği konusuna özellikle değiniyor:
“Bostanlarda yetiştikçe-yetiştirdikçe bu konuda daha da bilinçli hâle geliyoruz. İleride belki bir kısmımız çiftçi de olacaktır; bu noktada da gıda egemenliği yolunda önemli bir dönüşüm başlar. Çiftçilerin gıda egemenliği bilinciyle hareket etmesi, konvansiyonel tarım uygulamalarının dayatılması sebebiyle oldukça zorlayıcı; ancak bu ufak adımlar önemli birikimleri beraberinde getirebilir.”

Alternatif öğrenme deneyimi
Taşkışla Devrim Bostanı’ndan Zeynep Deniz’e göre ise üretim alanı aynı zamanda bir öğrenme alanı.
“Kolektif üretim, kolektif bilinç demektir. Her birimiz önemsediğimiz ortak bir gaye için çalışıyoruz. Bostan için araştırıyor, okuyor, öğreniyoruz. Böylece ortak bilincimiz çok zengin bir bilgi ve deneyim kütüphanesine dönüşüyor.”
Üniversite bostanları gönüllülük ve tutkuyla ayakta kaldığından bazen yeterli ilgiyi göremeyebiliyor; mahsullerin çürümesi, havaların ısınması ya da iş yükünün zaman zaman artması öğrenciler için zorlayıcı olsa da üniversite bostanları başka hiçbir yerde olmayan bir deneyim sunuyor: Şehir içinde, şehre karşı bir alternatif.
(HO/AB)







