Paris’in banliyörlerinden olan Créteil’de 17 Eylül’de bir lisenin önünde başlayan öğrenci hareketi, birkaç hafta içerisinde Fransa çapında yüzbinlerce insanı sokağa taşıyan geniş bir toplumsal itiraza dönüştü.
İlk bakışta öğretmen ve eğitim personeli eksikliği, kalabalık sınıflar, ağır ders programları, okul binalarının kötü koşulları ve öğrencilerin üzerindeki Parcoursup baskısı gibi somut talepler etrafında başlayan hareket, kısa sürede eğitim sisteminin ötesine geçen bir anlam kazandı. 6 Ekim’de “L’acte III “/üçüncü perde/aşmasına ulaşan mobilizasyon, Fransa’da uzun zamandır tekrarlanan “apolitik gençlik” söylemini de ciddi biçimde sorgulatmaya başladı. Çünkü sokaklara çıkan gençler yalnızca kendi okullarının koşullarını değil, nasıl bir toplumda, nasıl bir sistem içinde yaşamak istediklerini de tartışmaya/tartıştırmaya başladılar.
17 Eylül’de Paris’in banliyösündeki Créteil’de bulunan Lycée Saint-Exupéry’de ortaya çıkan ilk tepki, greve çıkan öğretmenlere öğrencilerin verdiği destekle başladı. Fakat öğrenciler kısa süre içerisinde kendi gündelik deneyimlerini de eylemin konusu haline getirdiler. Bu halin kendisi üzerinden bile söylenebilecek çok şey var. Bir öğretmenin hastalanması durumunda yerine yenisinin gönderilmemesi, sınıfların aşırı kalabalık olması, eğitim personelinin yetersizliği ve okul kaynaklarının eksikliği, öğrencilerin yalnızca eğitim hakkını değil, geleceğe ilişkin beklentilerini de doğrudan etkiliyordu. Bu nedenle hareketin temelinde yalnızca “daha fazla öğretmen” talebi bulunmuyordu. Daha derinde, gençlerin kendilerine ayrılan dar yaşam alanına itirazı vardı.
Hareketin Île-de-France’dan Fransa’nın diğer bölgelerine yayılmasıyla birlikte bu itirazın toplumsal boyutu daha görünür hale geldi. 24 ve 25 Eylül’de onlarca lisede başlayan protestolar, 29 Eylül’de ulusal bir mobilizasyona dönüştü. 1 Ekim’de üniversitelilerin, öğretmenlerin, sendikaların, velilerin ve farklı toplumsal kesimlerin desteğiyle hareket yeni bir aşamaya geçti. 6 Ekim’deki üçüncü aşamada ise yüzbinlerce insanın sokağa çıkması, liselilerin taleplerinin artık yalnızca bir “gençlik meselesi” olarak görülemeyeceğini ortaya koydu. Eğitim hakkı üzerinden başlayan mücadele, toplumsal eşitsizlik, kamusal hizmetlerin niteliği, gençlerin siyasal söz hakkı ve ülkenin geleceği üzerine daha geniş bir tartışmanın kapısını araladı.
Bu süreçte dikkat çekici olan, gençlerin kendilerini siyasetin dışında konumlandırmak yerine siyasetin tanımını genişletmeleri oldu. Onlar için siyaset yalnızca seçimlerde oy kullanmak, bir siyasi partiye üye olmak ya da parlamentoda temsil edilmek değildi. Siyaset, okulda kaç öğrenciyle aynı sınıfta eğitim gördüklerinden, öğretmenlerinin olup olmamasına; geleceklerini belirleyen Parcoursup sisteminden, nasıl bir ülkede yaşamak istediklerine kadar uzanan gündelik bir meseleydi. Bu nedenle 16 yaşındaki bir öğrencinin televizyon ekranında yetişkin gazeteciler ve bürokratlarla hükümetin değişmesi gerektiğini tartışabilmesi, yalnızca radikal bir söylemin ortaya çıkışı olarak değil, gençlerin kendilerini bugünün yurttaşları olarak görmeye başlamalarının göstergesi olarak okunabilir.
Belki de hareketin en önemli kırılma noktası burada ortaya çıkıyor. Uzun yıllardır gençlerin siyasetten uzaklaştığı, apolitikleştiği ve toplumsal meselelere ilgisini kaybettiği söyleniyordu. Oysa Fransa’daki liseli hareketi başka bir ihtimali gösteriyor: Tıpkı aynı tarihlerde Almanya Liselileri’nin şiddet, savaş, zorunlu askerlik politikalarına karşıt devam eden ‘Okul Boykot’ hareketi gibi (1). Belki gençler siyasetten uzaklaşmadılar; kendilerine sunulan siyaset biçimlerinden uzaklaştılar. Kendi deneyimlerinden hareket ederek yeni bir siyasal dil kurmaya başladıklarında ise sokaklarda görünür hale geldiler. Gene tıpkı Berlin Eyalet seçimlerinde olduğu gibi (2). Dün Paris’teki eylemlerde “farkındalığın prizi nereye takılır?” diye soran bir öğrencinin elindeki karton pankarttan, “Vive La Commune” yazılı pankartın bir lisenin üzerinden sarkıtılmasına kadar uzanan semboller, gençlerin yalnızca şikâyet eden değil, kendi gelecekleri hakkında söz kuran bir özneye dönüştüklerini gösteriyor.
Bu nedenle “Un violent désir de bonheur“ ifadesi, bu hareketi anlamak için güçlü bir anahtar sunuyor. Buradaki “mutluluk” bireysel ve tüketim merkezli bir mutluluk değil elbete. İfade edilmek istenen iyi bir eğitim alma, güvenceli bir geleceğe sahip olma, eşitsizlik içinde yaşamama, sözünün duyulması ve kendi hayatı üzerinde karar verebilme arzusudur. “Violent” ise bu arzunun yıkıcı olmasından çok, bastırılmış bir ihtiyacın güçlü ve kararlı biçimde ortaya çıkmasını anlatıyor. Gençlerin öfkesi, aslında daha yaşanabilir bir hayat talebinin başka bir yüzü olarak beliriyor.

Bu açıdan bakıldığında Créteil’de başlayan hareket, Almanya’daki liselilerin haftalardır devam eden eylemleri Almanya ve Fransa’nın mevcut siyasal dengelerinden bağımsız değildir. Fransa’da 2027 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine doğru ilerleyen süreçte gençlerin talepleri, eğitim politikalarının çok ötesinde, nasıl bir toplumsal gelecek kurulacağı tartışmasına bağlanıyor. Aşırı sağın yükselişi, toplumsal eşitsizlikler ve siyasal kutuplaşma karşısında gençlerin sokağa çıkması, Fransa’nın geleceği üzerine yürütülen tartışmanın da yeni bir aktörünü ortaya çıkarıyor. Ancak bu hareketi yalnızca mevcut siyasi kamplardan biriyle özdeşleştirmek eksik olur. Çünkü öğrencilerin ortaya koyduğu şey, öncelikle kendi yaşam deneyimlerinden doğan bir itirazdır, son derece ezber bozucu ve öğreticidir.
Belki de bugün Almanya ve Fransa’da liselerin önünde yükselen en önemli soru şudur: Gençler gerçekten siyasetsiz mi, yoksa başka bir siyaset mi arıyorlar? 17 Eylül’de bir banliyö lisesinin önünde başlayan ve 6 Ekim’de yüzbinlerce insanı sokağa çıkaran süreç, bu soruya güçlü bir yanıt veriyor. Gençler yalnızca daha iyi bir okul istemiyorlar; kendilerine ve bütün topluma daha iyi bir hayatın mümkün olduğunu hatırlatıyorlar. Ve belki de bütün bu hareketin altında, sloganlardan ve seçim hesaplarından çok daha eski ve güçlü bir duygu yatıyor. Yaşanabilir, özgür ve eşit bir hayata yönelik şiddetli bir mutluluk arzusu: Un violent désir de bonheur.
(*)“Şiddetli bir mutluluk arzusu”
(1) Young voters support the Left Party in Berlin, Germany
(2) Berlin’de binler silahlanmaya, savaşa ve zorunlu askerliğe karşı yürüdü.







