Benim gibi homurdanarak yaşayanların “dönemi anlatan sözlük yazalım”, “yasaklı kelimeler listesi çıkaralım” gibi önerilerini görünce pek seviniyorum. Geçenlerde sosyal medyada bir zincire denk geldim. Benim de işitmekten bıktığım kelimeleri listede görünce bana bir rahatlık geldi, gülümsedim. Yasaklanması istenenler arasında “noktasında”, “gece yarısı kararnamesi”, “şafak baskını”, “ekonomistim”, “tırnak içinde söylüyorum”, “atıyorum”, “çağırılsa adliyeye gelecek olan kişiler” de vardı. Listeye bakınca kelimelerden ziyade söyleyenlerden, yaşananlardan bıkkınlığı gösterdiğini anladım tabii. Sevgi neydi? Bıkkınlığı paylaşmaktı…
Bunlar işitmekten bıktıklarımızın bir kısmı, ama bir de rahmetli Ferdinand Özbeğen’in “gündüzüm seninle, gecem seninle, beyhude geçti bu ömrüm derdinle” şarkısının sözlerini tekrar ettirenler var. Mesela enflasyon, promosyon ve propaganda kelimeleri bende şişkinlik yapıyor. Kelime insanı şişirir mi? Beni şişiriyor. Üstelik bizim çocukluğumuzda enflasyon, gazetenin sürmanşetinden bakan, timsaha benzer dinozorumsu yeşil bir canavardı. Deli deli bakar, paraların üstüne yatar, kuyruğundan bozuk paralar dökülürdü. Şimdiki gibi asık suratlı, günün her saati konuşan, robotik bir mavracı değildi.
İşin uzmanları enflasyon sepetine neler kaçmış, neler sepetten kaçmayı başarmış onu anlamaya çalışıyor, ben de kelimenin bende yarattığı şişkinliğin peşine düşmeye karar verdim. Arama motoruna kelimenin birazını yazar yazmaz çıkıveren “hizmetlerin ve malların ederlerinin pahalanması” benim derdime deva olmaz. Bendeki duygu daha derinlerden geliyor, farkındayım. Biraz daha kurcalayınca ne göreyim? Kelime yani “Inflate” şişirmek, şişmek demekmiş. Latince kökü “flare” de üflemek, üfürmekmiş! İşte yakaladım seni! Ben durduk yere niye şişeyim efendim! Sorun bende değil bizzat kelimedeymiş işte. Üfleyerek şişiriyorsun, enflasyon oluyor neticede. Ama mesela bizdeki “şişinmek, böbürlenmek” de buna girer mi emin değilim. Ama sonuçta üfürülüp şişirildiğimden kaynaklı bir sindirim sistemi sorunu yaşadığım netleşti ki bu biraz olsun rahatlamamı sağladı.
Enflasyon neyse de propaganda kelimesinin neyine taktın, diyebilirsiniz. Aslında ben kafayı takmadım. Propaganda yapmayı daha doğrusu idarenin bizzat yaptığı dışındaki propagandaları yasaklayan kudretli, heybetli, haşmetli, haşin kanunlar ile her hafta salı ve çarşamba günleri birer doz aldığımız toplu azarlardan aklıma takıldı.
Ben de kafama takılınca kurcalamayı sevdiğimden “propaganda” kelimesine mesela bilgisayar gibi cuk oturan bir karşılık neden türetemedik acaba diye düşüncelere daldım. Derken Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Hüküm Gecesi kitabında bir de ne göreyim! Meğer dert eskiymiş; bir asrı devirmiş, hiç değişmemiş. Kitapta mealen, yıllardır kullandığımız halde propaganda kelimesine karşılık bulunamadığını, bulunmasının da mümkün olmadığını, çünkü kendi fikirlerimizi başkalarına anlatarak onların da bizim düşüncelerimizden haberdar olmasına çabalamadığımızı, başka türlü düşünenlerin kafasını kırıp sorunu çözdüğümüzü, propaganda yapmadığımız için, kelimeye karşılık aramadığımızı söylüyor.
Asırlık dert kenarda duruversin. Çatık kaşlıların ağzından duya duya ağzımızda acı tat bırakır hale gelen kelimecik meğer çubuktan fide türetmek anlamına gelen “propagare” kökünden türemiş. Ne güzel değil mi? Fikrini fideleyip çoğaltıyorsun! Üfürüp şişirenlere karşı fikir serası kurmaya karar verdim. Fidesini kapan gelsin, beklerim.
(ÖE/HA)







