Küresel raporlar el birliğiyle bir "yıkım" tablosu çiziyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun (WEF) ocak ayında yayınlanan Küresel Riskler Raporu, Münih Güvenlik Konferansı'nın (MSC) birkaç gün önce yayınlanan Yıkım Altında başlıklı raporu ve Atlantic Council’in yayınladığı 2036 Vizyonu, artık sadece çatlaklardan değil, bizzat sistemin taşıyıcı kolonlarının çöküşünden bahsediyor. Daha başka rapor ve belgeler de örnek verilebilir. Ama bu üçü yeterli olacaktır. Çünkü bu üç metin, farklı perspektiflerden aynı karanlık gerçeğe işaret ediyor. Kurallara dayalı uluslararası düzen, bizzat kurucusu olan Batı tarafından terk ediliyor ve dünya, "orman kanunlarının" geçerli olduğu yeni bir çağa adım atıyor.
Münih Güvenlik Raporu, bu yeni dönemi en çarpıcı metaforla tanımlıyor: "Yıkım Güllesi Siyaseti" (Wrecking-ball Politics). Rapor, ABD Başkanı Trump’ın Beyaz Saray’ın Doğu Kanadı’nı yıktırıp yerine özel bağışçılarla bir balo salonu inşa ettirmesini, küresel kurumların (NATO, DTÖ, BM) başına gelenlerin sembolü olarak okuyor. ABD, 1945 sonrası inşa ettiği düzeni artık bir yük olarak görüyor ve onu "reforme etmek" yerine balyozla parçalamayı tercih ediyor.
Davos’un Küresel Riskler Raporu ise bu yıkımın ekonomik ve teknolojik boyutuna odaklanıyor. Raporda "Jeoekonomik Çatışma", hem kısa hem de uzun vadede bir numaralı risk olarak öne çıkıyor. Münih Raporu'nun "yıkım" dediği şeye, Davos "rekabet çağı" adını veriyor. Ancak bu rekabet, adil bir yarış değil; ticaretin, finansın ve teknolojinin birer "silah" olarak kullanıldığı acımasız bir savaş. Davos, dezenformasyonun ve yapay zekanın yarattığı "bilgi kaosunun", toplumları kutuplaştırarak bu çatışmaları derinleştirdiğini vurguluyor. Atlantic Council uzmanları da bu görüşü destekliyor. 2036 yılına gelindiğinde yapay zekanın insan yeteneklerini aşacağını ve nükleer silahların daha fazla ülkeye (özellikle İran ve Suudi Arabistan'a) yayılacağını öngörüyorlar.
Üç raporun kesiştiği en kritik nokta ise Batı hegemonyasının çöküşü konusudur.
Münih Raporu, ABD'nin kendi kurduğu düzeni yıkarak bir "süper güç intiharı" harakirisinden bahsediyor. "Önce Amerika" politikası, aslında "Yalnız Amerika"ya dönüşüyor. Atlantic Council anketine katılan uzmanların sadece %7'si, 2036'da ABD'nin tek hâkim güç olacağına inanıyor. Çoğunluk, Çin ve ABD'nin liderlik ettiği bloklar arasında bölünmüş, çok kutuplu ve tehlikeli bir dünya bekliyor.
Ancak burada ilginç bir ayrışma var. Batı toplumları (G7 ülkeleri) dikkate değer bir karamsarlık içindeyken, Küresel Güney'de (Çin, Hindistan, Brezilya) geleceğe dair bir umut hâkim. Münih Raporu, Batı'nın "yıkım" olarak gördüğü bu sürecin, Doğu için "fırsat" anlamına geldiğini belirtiyor. Avrupa'nın durumu ise trajikomik bir hal almış durumda. Münih Raporu, Avrupa'nın ABD'ye olan güvenlik bağımlılığının, bir müttefiklik ilişkisinden çıkıp "haraç ödeme" (Ukrayna iyi bir örnek) sistemine döndüğünü belgeliyor. Atlantic Council uzmanları da Avrupa'nın "stratejik özerklik" hayallerine şüpheyle yaklaşıyor; 2036'da bile Avrupa'nın askeri ve teknolojik olarak ABD ve Çin'in gerisinde kalacağını, hatta AB'nin parçalanma riski taşıdığını öngörüyorlar.
Özetle şunu diyebiliriz;
Üç raporun ortak mesajı şudur: Dünya, "yeniden yapılanma" değil, kontrolsüz bir "yıkım" sürecindedir. ABD’nin Uluslararası Kalkınma Ajansı’nı (USAID) kapatması ve BM fonlarını kesmesiyle 2030'a kadar 14 milyon insanın öleceğinin tahmin edilmesi (Münih Raporu), bu yıkımın sadece diplomatik değil, biyolojik bir maliyeti olduğunu da gösteriyor.
Güncel politik düzlemde bu, "güçlünün haklı olduğu" ilkesinin geri dönüşüdür. İster Ukrayna'da toprakların pazarlık masasına sürülmesi olsun, ister Gazze'de uluslararası hukukun iflası; 2036 perspektifi bize kuralların, normların ve "insan hakları" gibi liberal değerlerin, büyük güç rekabetinin enkazı altında kaldığını haykırıyor. Gelecek on yıl, bu enkazın altından kimin sağ çıkacağının mücadelesiyle geçecek.
(SB/AB)






