Türkiye Antalya’da yapılacak Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31’inci Taraflar Toplantısı’na (COP31) ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. Türkiye’nin iklim ve enerji verileri iklim dostu bir tablo çizmiyor.

COP31 ve İklim Adaleti
Seragazı emisyonları
Türkiye, iklim değişikliğine neden olan küresel seragazı emisyonlarının yüzde 1,13’ünden sorumlu. 2025 yılında atmosfere bırakılan emisyonların yüzde 40’ından Çin (%29) ve ABD (%11) sorumluydu. Türkiye ise son yıllardaki emisyon artışıyla dünya sıralamasında 14’üncü sıraya[1] yükseldi ve COP31’in müzakerelerini yürütecek Avustralya’nın hemen önünde yer aldı. Fransa, Birleşik Krallık ve İspanya gibi birçok Avrupa ülkesi de geçen yıl atmosfere Türkiye’den daha az seragazı bıraktı. Tarihsel emisyonlarda Türkiye’nin payına bakıldığında ise Sanayi Devrimi’ne öncülük eden ve fosil yakıt kullanmaya daha erken başlayan bu ülkelerin birçoğu hâlâ Türkiye’nin önünde. Türkiye’nin 1751’den bu yana fosil yakıt ve sanayi kaynaklı küresel kümülatif CO₂ emisyonlarındaki payı ise yaklaşık yüzde 0,7. Bu payla, Türkiye tarihsel emisyon sıralamasında 24’üncü sırada yer alıyor.
TÜİK verilerine göre Türkiye’nin 2024 yılı toplam seragazı emisyonu 584,5 milyon ton CO₂ eşdeğerine ulaştı. Emisyonların yüzde 71,8’i enerji sektöründen, 12,9’u endüstriden, 12,6’sı tarımdan ve yüzde 2,6’sı da atıklardan kaynaklandı. Avrupa Komisyonu’na bağlı EDGAR’ın 2025 yılı tahminlerine göre Türkiye’de kişi başına düşen emisyon miktarı 7,09 ton karbondioksit eşdeğerine ulaştı ve AB-27 ortalamasının üzerine çıktı. Türkiye’nin emisyon artış hızı da dikkat çekiyor. Türkiye, 2023-2024 yılları arasında emisyonlarını yüzde 5,3 oranında artırmıştı.
Isınma etkisi
Küresel ortalama yüzey hava sıcaklığındaki artışın, 1850–1900 ortalamasının 1,47 °C üzerinde olduğu bir dünyada uluslararası müzakerelerin sonuç verdiğini söyleyemeyiz. Bu nedenle, Türkiye’nin iklim krizine artan etkisi, daha fazla sorumluluğa sahip ülkeler gerekeni yapmadığı için COP toplantılarının gündemine şimdilik gelmiyor. Türkiye de küresel ısınmadan payını alıyor. 2024 ülke tarihindeki en sıcak yıl oldu. 1964’ten bu yana görülen en kurak yıl 2025’ti. Türkiye’de görülen aşırı hava olaylarının sayısı da 2025’te bin 11 oldu. 2016 yılında bu sayı 654’tü.
Enerji
COP31’e başkanlık yapacak Türkiye’nin seragazı emisyonları 2004-2024 arasında yüzde 82 oranında arttı. Ülke emisyonlarının yüzde 71’inden sorumlu enerji sektörü emisyonları ise 1990’dan bu yana yüzde 192 arttı. 2024 yılındaki karbondioksit emisyonlarının yüzde 42’si kömür, yüzde 32’si petrol ve yüzde 24’ü gaz kaynaklıydı.
Buna rağmen halihazırda iki ilde mevcut kömürlü termik santrallara ek devasa üniteler eklenmesi planlanıyor. Çanakkale’de Cengiz Holding’e ait Cenal Termik Santralı’na, 1050 megavat (MW) büyüklüğünde adeta yeni bir dev santral eklenmesiyle, Afşin Elbistan A Santralı’na 688 MW büyüklüğünde iki ünite eklenmesi gündemde. Bu yıl içinde 852 MW’lık yeni bir gaz santralı da devreye alındı. Türkiye’nin pek çok bölgesinde de petrol ve gaz araması için çalışmalar sürüyor, kamulaştırma kararları çıkarılıyor. Enerji yatırımları Türkiye’nin 2053 yılı için taahhüt ettiği net sıfır emisyon hedefiyle uyuşmuyor.
Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynaklarından, özellikle de güneşten elektrik üretimi artsa da (2025 sonunda toplam üretimin yüzde 11’i) güneş enerjisi halka yayılamadı. Büyük santrallar ve şirketlerin güneş enerjisi kullanımı öne çıktı.
Hidroelektrik, rüzgâr, güneş, jeotermal ve biyokütle enerjisinden üretilen elektrik miktarı 2025’te ülke üretiminin yüzde 44’üne ulaştı. Bu rakamın, yağışlı geçen 2026 sonrasında daha da artması ve yüzde 50’nin üzerine çıkması bekleniyor. Elektrik üretiminde fosil yakıtların payı azalsa da elektrik dışındaki tüm enerji kullanımını gösteren birincil enerji arzında yenilenebilir enerji kaynaklarının payı sadece yüzde 17. Bu payın artması için yenilenebilir enerjiden üretilen elektriğin ulaşımdan ısınmaya daha fazla alanda kullanılması gerekiyor. Türkiye’nin COP31 Başkanı sıfatıyla yaptığı elektrifikasyon çağrısı da bu amacı taşıyor. Türkiye, küresel nihai enerji tüketiminde elektriğin payını 2035’e kadar bugünkü yüzde 24’ten yüzde 35’e çıkarmayı önermişti. Türkiye’de ise bu oran yüzde 22; dünya ortalamasının altında.
Ulaşım
Türkiye’de ulaşım nihai enerji tüketiminin yüzde 27’sinden sorumlu. Petrol tüketiminin büyük bir bölümü ulaşımla ilgili. Ulaşım kaynaklı emisyonlarında karayolu taşımacılığının payı yüzde 94’ü geçiyor. Onu son yıllarda payını artıran yurtiçi havayolu taşımacılığı yüzde 3,7 ile izliyor. Denizyollarının ulaşım emisyonlarına katkısı yüzde 1,1, demiryolu ise sadece yüzde 0,4. Türkiye’de yolcu taşımacılığında demiryollarını payı yüzde 1’in altında, yük taşımacılığında ise yüzde 5. Demiryolları karayollarına göre düşük karbonlu bir ulaşım aracı olsa da 2002-2024 yılları arasında Türkiye’de otoyolların uzunluğu yüzde121 oranında artarak 3796 km olurken, demiryolu ağının uzunluğu yüzde 27 artarak 13 bin 919 km’ye ulaştı. Köprü ve viyadüklerin toplam uzunluğu da 10 bin km’ye yaklaştı.
Ulusal katkı beyanı
2024 yılında toplam seragazı emisyonları 584,5 milyon ton karbondioksit eşdeğerine (Mt CO2e) ulaştı.[2] Türkiye’nin NDC’si 2035 yılında seragazı emisyonlarını 643 milyon tonun altında tutmayı hedefliyor. Özetlersek, Türkiye NDC’si emisyon azaltım hedefi içermiyor. Emisyonların ne zaman zirve noktasına ulaşacağı da belirtilmiyor, sadece daha az azaltma sözü veriliyor. Bu sözde durulsa bile 2053’e kadar kalan 18 yılda net sıfır emisyon hedefine ulaşmak için çok ciddi bir çaba harcanması gerekecek. Türkiye’nin Arazi Kullanımı, Arazi Kullanım Değişikliği ve Ormancılık (LULUCF) kaynaklı yutak alanlarının tutabildiği karbon miktarının 2024’te 67 milyon ton olduğunu da hesaba katarsak, net sıfır hedefine ulaşmak için bugünkü verilere göre 2053’e kadar yaklaşık 500 milyon ton civarında bir emisyon azaltım yapması gerekecek.
Dipnotlar:
[1] EC, EDGAR
[2] TUIK, Greenhouse Gas Emissions Statistics, 1990-2024.
(ÖG/VC)







