Donald Trump’ın “Barış Kurulu” (Board of Peace) fikri, Gazze’nin yeniden inşasını denetlemek ve küresel çatışmalara çözüm üretmek amacıyla hayata geçirildi. İddia büyüktü; tepkiler ise bir o kadar karışık. Katılanlar oldu, reddedenler de. Ama en çarpıcı ret, hem de iki kez üst üste, Vatikan’dan geldi.
Kurulda kimler var?
Kurulun üye listesi, Washington’daki güç dengelerini yansıtıyor: Dışişleri Bakanı Marco Rubio, özel temsilci Steve Witkoff, Trump’ın damadı Jared Kushner, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, iş dünyasından Marc Rowan ve Ajay Banga. Türkiye adına ise Dışişleri Bakanı Hakan Fidan kurucu üyeler arasında yer aldı. Bu katılım, Ankara-Washington arasındaki son dönem yakınlaşmanın somut bir yansıması olarak değerlendirildi.

Milyar dolarlık üyelik modeli
Kurulun amacı şu şekilde açıklanmaktadır: Gazze’nin yeniden inşasını denetleyecek, insani yardımı koordine edecek ve uzun vadede bölgede istikrar sağlayacak bir mekanizma yaratmak. Bir başka ifadeyle bu kurul, Trump’ın daha önce açıkladığı “20 Maddelik Barış Planı”nın uygulama ayağı olarak konumlandırıldı. Belki de “yönetim kurulu başkanlığı”nı Trump’ın yaptığı bir Amerikan yatırım şirketi olarak görülebilecek bu “şirket”te katılım için ilginç bir model benimsendi: Kurulun işleyişi alışılmışın dışında: Normal üyelik ücretsiz ve üç yıllık, ancak söz hakkı oldukça sınırlı. “Kalıcı üye” olmak isteyenlerden ise 1 milyar dolar nakit katkı bekleniyor. Bu para doğrudan Gazze imar fonuna aktarılacak. Beyaz Saray, yaklaşık 50-60 ülkeye davet gönderildiğini, 35 kadarının olumlu yanıt verdiğini açıkladı. Kabul edenler arasında İsrail, Birkleşik Arap Emirlikleri (BAE), Mısır, Suudi Arabistan, Arjantin, Macaristan ve hatta Rusya yer alıyor.
Batı Avrupa büyük ölçüde “hayır” dedi
Fakat retler de azımsanmayacak kadar çok ve nitelikli. Fransa Cumhurbaşkanı Macron ilk reddedenler arasında yer aldı. Gerekçe: Kurulun Birleşmiş Milletler’i (BM) devre dışı bırakma riski. Trump bu redde sert bir karşılık verdi ve Fransız şaraplarına yüzde 200 gümrük vergisi tehdidinde bulundu. Kanada, Almanya, İtalya, Birleşik Krallık, Ukrayna, Norveç, İsveç, Yunanistan ve Polonya da daveti kabul etmedi.
Zelenski, Rusya ve Belarus’un davetli olmasını “absürt” olarak nitelendirdi. Polonya Başbakanı Tusk ise kurulun uluslararası hukuki statüsüne ilişkin ciddi kaygılarını dile getirdi. Bu ülkelerin daveti kabul etmeme sebeplerinden belki en önemlisi, toplanan paraların şeffaflıktan uzak bir biçimde şirket CEO’su tarafından denetimsiz olarak harcanması endişesi, daha doğrusu, “kleptocratic oligarchy” olarak adlandırılan, “bir kısım siyasi ve ekonomik elitin kamu kaynaklarını istedikleri gibi harcama, dilediklerine aktarma veya denetimden uzak tutma” gibi bir yöne evrilme olasılığıydı.
Toplanan milyarlarca doların denetim mekanizması belirsiz, yönetim şeffaflıktan uzak.

Birleşmiş Milletler yerine neden Barış Kurulu?
Papa’dan çifte ret
En sembolik ret Vatikan’dan geldi. İlk davet, Barış Kurulu’na doğrudan üyelik içindi. Vatikan, Ocak 2026’da iletilen teklifi şubat ayında Devlet Bakanı Kardinal Pietro Parolin aracılığıyla kibarca geri çevirdi. Gerekçe netti: Uluslararası krizlerde BM’nin önceliği korunmalı, bu yapı o önceliği zedeliyor. Gazze odaklı bu yapı BM’yi zayıflatma riski taşıyor.
İkinci ve çok daha kişisel davet ise ABD’nin 250. kuruluş yıl dönümü kutlamaları içindi. Başkan Yardımcısı JD Vance bizzat Roma’ya uçarak Papa XIV. Leo’ya yazılı daveti teslim etti. Yanıt gene olumsuz oldu. Üstelik Papa, 4 Temmuz 2026 tarihini Washington’da değil, Pompeii, Napoli ve göçmenlerin yoğun biçimde yaşadığı Lampedusa Adası’nda geçireceğini açıkladı. Bu tercih, Trump yönetiminin sert göçmen politikasına ve aşırı milliyetçi nitelikteki törenlere karşı güçlü bir mesaj olarak okundu.
İlk Amerikalı papa, ama Trump yanlısı değil
Papa XIV. Leo, seçilmeden önce Kardinal Robert Francis Prevost olarak tanınıyordu ve tarihe geçen ilk Amerikalı papa olma özelliğini taşıyor. Ancak bu köken, onu Washington’a yakın kılmıyor. Selefi Francis’in çizgisini sürdürerek Gazze’deki insani krize, zorunlu göçlere ve şiddete karşı tutumunu açıkça ortaya koyuyor. Vatikan’ın mesajı net: Gerçek barış, askeri gösterilerden ya da tek taraflı koalisyonlardan değil, BM merkezli çok taraflı insani adaletten geçiyor.
Diplomasi mi, gösteri mi?
Trump’ın Barış Kurulu, Ortadoğu’da belirli bir ivme yakalamış görünüyor. Türkiye’nin aktif rolü, Körfez ülkeleri ve Mısır’ın katılımı, toplanan milyarlarca dolarlık taahhüt bunu destekliyor. Ama Avrupa’nın büyük bölümü ve Vatikan ile bazı Latin Amerika ülkeleri mesafesini korurken girişim, “gönüllü koalisyon” görüntüsünün ötesine geçemiyor. Bu durum ise uluslararası ilişkilerde diplomasinin yerini abartılı gösterilere bıraktığına dair endişeleri de beraberinde getiriyor.
Papa’nın Lampedusa tercihi belki de bu tartışmanın en yalın özeti: Barış, bayrak sallamakla değil, en savunmasızların yanında durmakla inşa edilir. 2026’nın geri kalanında bu kurul ya daha fazla ülkeyi ikna edecek ya da yeni retlerle karşı karşıya kalacak. Şimdilik tablo, Trump diplomasisinin hem gücünü hem de kırılganlığını aynı anda sergiliyor. (AMY/TY)







