HUKUK GÜNDEMİ
Toplumca özür dilemenin yolu
Acaba var mıdır?
Geçmiş zaman… 31 Aralık 2008 tarihli 27097 sayılı Resmî Gazetenin 5. Mükerrer sayılı nüshasında “Bakanlar Kurulu” kararı yayımlanmıştı.
“Ekli “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı” ile “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar”ın kabulü; Dışişleri Bakanlığının 10/11/2008 tarihli ve 2408 sayılı yazısı üzerine, Bakanlar Kurulu’nca 10/11/2008 tarihinde” kararlaştırılmıştı. (2008/14481 sayılı karar)
O tarihlerde Bakanlar Kurulu vardı. Parlamento tarihinden silindi artık hiç yok!
2008 yılında Abdullah Gül Cumhurbaşkanı, Recep Tayyip Erdoğan Başbakan sıfatıyla Bakanlar Kurulunun bu kararına Bakanlarla birlikte imza atmışlar. Bakanlar Kurulu’nun aldığı “Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar” on maddeden ibaret.
Genel İlkeler başlıklı 1. Maddeye göre; Avrupa Birliği Müktesebatının Üstlenilmesine İlişkin Türkiye Ulusal Programı (Ulusal Program), Türkiye’nin Avrupa Birliğine katılım sürecinde, kısa ve orta vadede gerçekleştirilmesi öngörülen çalışmaları kapsamaktaydı. Bu alanda yapılacak çalışmaların temel esas ve unsurları Ulusal Program’da belirlenerek “tüm kamu kurum ve kuruluşlarının, gerekli çalışmaları Ulusal Programda yer alan hedefler doğrultusunda ve belirlenen zamanda gerçekleştirmeleri esas” kabul edilmişti.
Zaman geldi geçti… Bu Karar hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütecekti. Bakanlar Kurulu kaldırılmış olduğuna göre yürütülecek bir karar da kalmamış oldu.
Ulusal Programın “Siyasi Kriterleri” içeriğinde Türkiye’nin kapsamlı anayasal ve yasal reformlar gerçekleştirmiş olduğundan bahsediliyor ve bu hedeflerin uygulamaya geçirilmesi için süratle gereken adımların atıldığı yazılmıştı.
Siyasi Kriterlerde şöyle denilmişti:
“Bu bağlamda, işkence ve kötü muamelenin önlenmesine yönelik kapsamlı yasal ve idari düzenlemeler yapılmış ve “sıfır hoşgörü” politikası uygulamaya konmuştur. Ölüm cezası her koşulda kaldırılmıştır. “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” (AİHS) hükümleri ile “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” (AİHM) içtihadı ile uyumlu olarak düşünce, ifade ve basın özgürlükleri genişletilmiştir. Dernekler ve vakıflar ile toplantı ve gösteri haklarına ilişkin düzenlemeler iyileştirilmiştir. Kadın-erkek eşitliğinin geliştirilmesi ile kadın ve çocuğa yönelik şiddetle etkin mücadele edilmesine ilişkin düzenlemeler yapılmıştır. Bütün Türk vatandaşlarının kültürel zenginlik ve hakları güvence altına alınmış, Türk vatandaşlarının günlük hayatlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerde öğrenim ve yayın hakkı sağlanmıştır.”
Hatta ve hatta şöyle denilmişti:
“Hâkim ve savcıların özellikle “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi” (AİHS) hükümleri ve “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi” (AİHM) içtihadı konusunda bilgilerinin arttırılması amacıyla Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği ile iş birliği halinde geniş kapsamlı programlar sürdürülmektedir. 1 Ocak 2006 tarihinden itibaren yürürlüğe giren çeşitli konulardaki Adalet Bakanlığı genelgeleriyle gerek AİHS’ye ve AİHM kararlarına gerek Anayasa’nın 90. Maddesi’ne atıflar yapılmıştır. Ayrıca, 20 Ocak 2006 tarihinde yürürlüğe giren “Yazılı ve Görsel Basınla İlgili Uygulamalar” başlıklı genelgeyle, temel hak ve hürriyetlerin en önemlilerinden biri olan ifade ve düşünce özgürlüğü kapsamında yapılan inceleme ve soruşturmalarda AİHM kararları da dikkate alınarak, yapılan düşünce açıklamalarının eleştiri sınırları içinde kalıp kalmadığının titizlikle değerlendirilmesi konusunda gereken dikkat ve özenin gösterilmesi talep edilmiştir.”
Üstüne üstlük yıllar yıllar önce “Türkiye artık, ağırlıklı olarak siyasi kriterler alanında gerçekleştirilen reformların uygulanmasının iyileştirilmesi ve süregelen zihniyet değişikliğinin pekiştirilmesi dönemine girmiştir.”
Nerden bilelim; zihniyet değişikliğinin pekiştirilmesi denilince ne demek istendiğini!
Kim bilebilirdi ki reform denilince geleceğin baskı ve otoriterlik olabileceğini!
Neler neler yapılmadı ki…
Anayasasının 90/son maddesine göre; “usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmünde” olduğu ve milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konularda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda bile milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı devamlı tekrarlanmıştı. Kanunların gerekçesi yapıldı. Temel hak ve hürriyetlere ilişkin AİHS ve ekli protokoller iç hukuk mevzuatımızın parçasıdır ve kanun niteliğindedir.
Anayasanın 90. Maddesine çok sık referans verilmesinin nedeni hem AİHS’in hem AİHM kararlarının demokratik hukuk devleti için ne kadar kıymetli olduğuna inandırmak içindi.
Günümüzde Anayasayı tekrara gerek bile kalmadı…Kalmadı çünkü…
Bir başka örnek vermek gerekirse Adalet Bakanlığı’nca hazırlanan “İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” iyi örnektir.
30.04.2013 kabul tarihli 6459 sayılı Kanun genel gerekçesine göre; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) yapılan başvuruların sonucunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ile koruma altına alınan hakların birçoğu ihlal edilmiştir.
AİHM’ne yapılan başvurulardan dolayı ülkemiz aleyhine verilmiş çok sayıda ihlal kararı bulunduğundan çareyi kanun yapmakta bulmuşlardı. 6459 sayılı Kanun ’un genel gerekçesine göre: “AİHM tarafından verilen bu ihlal kararları bir yandan ülkemizi her yıl önemli miktarlarda tazminat ödemek zorunda bırakırken, diğer yandan da ülkemizin insan hakları alanında uluslararası toplumdaki görünümünü olumsuz etkilemektedir.” Hatta genel gerekçede AİHM tarafından başvuruların çoğunun ihlal kararı ile sonuçlanacağı bile öngörülmüştür.
O yüzden bu kanunun gerekçesinde; “…ülkemizin AİHM önündeki davalar açısından görünümünün daha iyi bir noktaya taşınabilmesi amacıyla, AİHS tarafından koruma altına alınan hakların ihlaline sebebiyet verebilen çeşitli kanunlardaki ilgili hükümlerde değişiklik yapılması ve söz konusu olabilecek ihlal durumlarının ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Böylece, insan haklarına saygılı her devletin yapması gerektiği gibi, bir yandan bu alanda ortaya çıkan aksaklıklar kendi iç hukukumuzda çözüme bağlanırken, diğer yandan da ülkemizin AİHM kararları açısından görünümünün daha iyi bir noktaya taşınabilmesi mümkün olacaktır.” denilmiştir.
Bu Kanun gibi birçok kanun gerekçesinde iç hukuk mevzuatımızın AİHM standartlarına uyumlu hale getirilmesinin amaçlandığı yazılıdır.
Hatta bu kanunla yapılan kanun değişikliklerine göre; demokratik hukuk devleti için hak ihlallerini durdurmak istemişlerdi.
Örneğin iç hukukumuzda verilmiş ceza hükmünün, AİHM tarafından AİHS veya eki protokollerin ihlâli suretiyle verildiğinin tespit edilmiş olmasına rağmen; bazı başvurular için yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilemiyordu. Bu durumun önlenmesi amacıyla, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 15/6/2012 tarihi itibarıyla icra süreci denetlenmekte olan kararlar açısından geçici olarak üç ay içinde başvuru yapılması hakkı verilerek yargılamanın yenilenmesi yolu açılmıştı.
Örneğin 6459 Sayılı Kanun’la 3713 Sayılı Kanun'un 7/2. maddesindeki değişiklik gerekçesinde AİHM şiddete teşvik edici nitelikte olmayan açıklamaların ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu” kabul etmesi yer aldı. Bu sebeple propaganda suçunun oluşması için "cebir şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemleri başvurmayı teşvik edecek şekilde" ibaresi eklendi. Suç AİHM kararlarına uygun hale getirildi ama demokrasi ve çoğulculuk ve ifade özgürlüğü sorunu çözülmedi. İfade özgürlüğü yoktu ama hapishaneler geçmişte vardı gelecek sayını çoğalttı
Kanun yapmak yetmiyor…Siyasal iktidarlar kanunun varlığına rağmen kanunu yok sayarak düzene uygun kafaların zihniyetlerinden kendilerince kanuni düzen ürettiler. Hukuk ve adaletin olmadığı bir düzen için zihniyetlerini pekiştirdiler. Geçmişi silmek, kendi geleceklerini inşa etmek için dün kendi söylediklerini, dün yazdıklarını, aldıkları kararlarını, yaptıkları kanunları siliyorlar.
Yargılamanın yenilenmesi, kanun yoludur. Hükümlü lehine yargılamanın yenilenmesi ceza mevzuatımızda kabul edilmiş bir kanun yoludur. Geçmiş zamanda olanlar nedeniyle yargının hükmünü silmek mümkün mü? Ama bir mahkemenin kararı; adaletsiz, haksız, hukuka aykırı ve hak ihlali niteliğinde ise o zaman ne olacak?
Hapiste tutuldukları ulusalüstü bir mahkeme kararıyla tespit edilip pardon hakkınızdaki hüküm yanlış, boşuna hapiste ömür tüketiyormuşsunuz denilirse ne olacak?
Hakkı ihlal edilen insan tükenir mi? İnsan tükenmez…
Faruk Erem’in dediği gibi Dostoyevski, zamanın tüketemediği insandır.
Sayın Erem’e göre; “Geçmişin malzemesi ile gelecek için uyarı romanları arasında” Kemal Tahir’in “Devlet Ana”sı sosyal değeri en büyük romanlardandır.
Geçmişle, gelecek kurulabilir mi? Nasıl? Bu kadar çok laf bunun yanıtı için!
Ömrünü hapiste tükettiğiniz insanlara mahkeme kararı dediğiniz saygı gösterilmesi gerekir dediğiniz için hak ihlali yaratmışsa hatadan dönmek için bir özür borcunuz yok mudur?
Özür dilemenin hukuksal bir çaresi var mıdır? Olabilir mi?
Fransa’da “Kötülük Çiçekleri” isimli yapıtındaki şiirlerinden dolayı Baudelaire 1857 yılında müstehcenlikten mahkûm olur. Kitapta yer alan “Suçlu Şiirler”in de kitaptan çıkarılarak yok edilmesine karar verilir. Bu karardan bir süre sonra yürekli bir basımcı çıkar ve kitabı suçlu şiirlerle birlikte yeniden yayımlar. Fakat hiçbir savcı dava açmamıştır.
Sayın Erem şöyle düşünmektedir: “Fakat ortada uygulanmayan bir yargıç kararı vardı. Mahkeme kararlarına saygı ilkesi ile Fransa’ya şeref kazandırmış bir sanatçının kendi ülkesinde mahkûm edilmesinden gelen çelişme bir süre tartışıldı. 1929 yılında bir tasarı hazırlandı ve kabul edildi. Bu özel yargılama kanununa göre öleli pek çok olmuş bir sanatçının hayatta imişçesine yargılanmasının yenilenmesi usulü kabul edildi. Bu usul kanunu ilk defa hükümlü Baudelaire hakkında uygulandı. Sanık Baudelaire beraat etti”
Sayın Güçlü Akyürek; Almanya’da yargılamanın yenilenmesinin hukuk güvenliği ve hukuksal barış ile gerçeklik ve adalet arasındaki çatışmanın çözümüne hizmet ettiği kanaatindedir.
Mehmet Osman Kavala’nın 2170/24 numaralı başvurusu hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) madde 3 (ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası açısından gözden geçirme mekanizmasının bulunmaması), madde 5 (özgürlük ve güvenlik hakkı), madde.6 (mahkemenin bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile savunmaya getirilen kısıtlamalar), madde 10 (ifade özgürlüğü), madde 11 (toplanma ve örgütlenme özgürlüğü), yine AİHS Madde 5 § 1, m.6 § 1, m.10 ve m.11 hükümleriyle bağlantılı olarak madde 18 (hakların sınırlandırılmasına yönelik kısıtlamalar açısından) hükümlerinin ihlal edildiğine karar verdi. Osman Kavala’nın gecikmeksizin serbest bırakılmasına, AİHS hukuku uyarınca geçersiz ve hükümsüz olarak değerlendirilmesi gereken Osman Kavala hakkındaki mahkûmiyet kararının sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ve tespit edilen ihlallerin etkili bir şekilde giderilmesine karar vermiştir.
Ulusalüstü mahkeme kararıdır. Uygulanması gerekir. AİHM’sine saygıdır.
3224 gün hapiste geçen zamanın geçmişte kalması “hukuksal barış” olabilir mi?
Önceki karardan geri dönülmelidir. Yargılamanın yenilenmesi hukuki hak arama yoludur.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) tanıdığı hakları ihlal edilen insanların AİHM’sine yaptıkları başvurularında ihlal kararı verilmesi; hiç olmasa bile toplumca özür dilemenin hukuki bir yolu sayılamaz mı?
Bütün benzeri hak ihlalleri tespiti karşısında, herkes için AİHM kararıyla eski hale dönmenin ve belki “özür dilemenin” toplumsal bir yolu yargılamanın yenilenmesi değil midir?
Yargılamanın yenilenmesi hakkı hiçbir şey değilse bile özür borcunun ödenmesidir.
(Fİ/EMK)
1 Faruk Erem. Hukuk-Bilim-Sanat Çelişkisi: Sanat, bilim ve fikir suçlarında “toplumca özür dilemenin” yolu açılmalı. Milliyet Sanat Dergisi 23 Ocak 1976 Sayı 168. Sayfa 14-15-16 .(Not Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 313’e göre hükmün infaz edilmiş olması ve hükümlünün ölümü yargılamanın yenilenmesi istemine engel olmaz.)
2 Güçlü Akyürek. Yrd. Doç. Dr. Yargılamanın Yenilenmesi Seçkin Kitabevi. Nisan 2015 Sayfa 15.