Panayia Evangelistra Kilisesi’nin sokağından içeriye doğru adım attıkça, karmaşık ama bir o kadar da kendine has bir düzenle dizilmiş tezgâhının başında Murat Bey karşılıyor beni. Aslen Feriköylü olan ve benzinli araba tamirciliği yapan Murat Bey, “ikinci el” dediğimi duyunca sesini kısıyor; bu ifadeyi pek sık kullanmamamı tembihliyor.
Tezgâhındaki birbirinden bağımsız eşyaların arasından otuz liralık kadın gözlükleri takılıyor gözüme; alıcısının pek olmadığını söylüyor. Bu pazarın hikâyesini yazmak istediğimi belirttiğimde ise gülümsüyor:
“Kişisel özgürlükleri yazıyorsun demek... Aslında arabaları yazsan daha iyi olur. Araba kullanmana gerek yok; sen yan koltukta oturur, yazarsın.”
Murat Bey’den sonra yolum, neredeyse yirmi yıldır burada tezgâh açan Suna Hanım ile kesişiyor. Tezgâhındaki kişisel gelişim kitaplarını evirip çevirirken karmaşanın ortasından gülümsüyor:
“Onlarda yaşanmışlık var. Ben bunları okudum; insan mutlu oluyor genç yaşta öğrenince… Ben de öğrendim ama bak, bu yaşımda.”
Okumayı çok sevdiğini ama kitapların pahalılığından dert yandığını anlatan Suna Hanım, sattıklarının bazısının kendi kütüphanesinden olduğunu söylüyor: “Okuyorum, sonra satıyorum.”
Burası nam-ı diğer Dolapdere ikinci el pazarı... Bavul Dergisi de Şubat 2016 sayısının kapağında bu pazarı anlatırken tam da bu ruhu özetliyordu: “İsmiyle Müsemma: Dolapdere Bit Pazarı. Gerçekten de birilerinin çöpe attığı bir eşya, başkası için uzun uzun incelenmeye değer olabiliyor.”[1]
Bu pazar hikâyesi aslında bianet’in 26 Temmuz’da düzenlediği Mekânsal Okuryazarlık Atölyesi kapsamındaki saha araştırması sırasında doğuyor. Sorgulayıcı bir bakışla Tarlabaşı sokaklarında mekânı hissetmek için yürürken, hiç aklımda yokken yolum bu pazara düşüyor ve orada takılı kalıyorum.
Dolapdere’nin ikinci el pazarı; Feylesof ve Mirimiran sokaklarının kesiştiği noktadan başlayıp Panayia Evangelistra Rum Ortodoks Kilisesi’nin arkasına uzanan, resmi semt pazarları gibi sınırları çizilmemiş, gayriresmî bir alan. Bir dönem akşamları da kurulurken günümüzde Pazar günü sabah erken saatlerde kurulmasına izin veriliyor. 2019’da Dolapdere’deki sanat merkezlerinin açılmasıyla pazar yeniden tartışma konusu oluyor.[2]
Beyoğlu Belediyesi Zabıta Müdürlüğü yetkilisiyle yaptığım telefon görüşmesinde, alanın resmi bir statüsü olmadığını öğreniyorum. Belirli bir açılış ya da kapanış saati bulunmayan pazar, sınırda kalması sebebiyle zaman zaman hem Şişli hem de Beyoğlu belediyelerinin müdahalelerine sahne oluyor. Yetkili, pazara ev sahipliği yapan kilise yönetiminin de durumdan şikâyetçi olduğunu belirtiyor ancak kilisenin aktif ibadete açık olup olmadığına dair net bir bilgi vermiyor. Agos gazetesinde yayımlanan haberler ise geçmişte kilise ve belediye arasında yürütülen görüşmelerin sonuçsuz kaldığını gösteriyor:
“Pazar ayinlerimiz sırasında çok rahatsız edici olaylar yaşıyoruz. Kilisenin önünde alkol kullananlar oluyor. Defalarca belediyeye başvurduk. ‘Yer arıyoruz’ diyorlar. Bit pazarı yirmi yıldır burada. Yirmi senedir yer bulamıyorsanız bunun sadece yer bulamamakla ilgili olmadığını düşünüyorum.”[3]
Saha çalışmasından birkaç hafta sonra alana tekrar gittiğimde kilisenin açık olduğunu görmek beni mutlu ediyor. Öğlene doğru ibadetin sonuna yetişebiliyorum. Kilise görevlisine bu pazarın kendileri için bir sorun teşkil edip etmediğini sorduğumda, zabıta ile iletişime geçtiklerini ve en azından kilisenin ön cephesinin boşaltıldığını söylüyor. Gördüğüm kadarıyla kilisenin ön tarafı rahatlamış olsa da arka sokaklar yoğun biçimde kurulmaya devam ediyor. Pazarın algılanışına dair bu durumu Suna Hanım ise kendi açısından şöyle özetliyor:
“Kilise bizim pis olduğumuzu düşünüyor, ondan tel örgüleri koydular. Bize hırsız diyenler de var.”
Sokak boyunca uzanan tezgahların her biri birbirinden farklı. Kimi satıcı eşyalarını yere serdiği bir bezin üstünde sergiliyor, kimi de basit bir tahta platformun üzerinde. Suna Hanım’ın tezgahı ise tam bir karmaşa: Bir tarafında “seç, beğen, al” usulü üst üste yığılmış giysiler dururken, diğer köşesine birkaç kitap ve süs eşyası sıkıştırılmış. Tezgahlar birbiriyle hiç ilgisi olmayan ürünlerle dolu; ancak asıl farkı yaratan, onları sergileme biçimleri. Daha gösterişli kıyafetleri tek tek ipe asan da var, Suna Hanım gibi her şeyi bir arada sunan da...
Bir yanda gıcır gıcır ama sahte olduğu her halinden belli olan spor ayakkabılar nizamla dizilmişken, diğer yanda her şeyin birbirine karıştığı tezgahlar göze çarpıyor. Hatta bir başka tezgahta eski yıllara ait açılmamış bir şarap şişesi bile duruyor. Tezgahları gezen yerli ve yabancı müşterilerin neredeyse tamamı pazarlık yapıyor; bazılarının ise eşyaları incelerken beyaz plastik eldiven taktıkları dikkat çekiyor.
Pazarın görünmeyen sınırları
Pazarda kimlerin nerede tezgâh açabildiğine ilişkin bazı görünmeyen sınırlar olduğuna dair işaretler de var. Kilise çevresindeki pazarın dışında, Dolapdere Yenişehir Camii çevresinde ve kaldırım kenarlarında da bazı satıcılar tezgâh açıyor.
Saha çalışmasının olduğu gün zabıta Yenişehir Camii çevresindeki bazı tezgâhları kaldırdığında, ikinci el pazarındaki bazı satıcıların müdahaleyi “Oh olmuş” diyerek karşıladığına tanık oluyorum.
Suna Hanım’ın “Ama bu pazarda herkes satış yapamaz, bunu herkes bilir” sözü de pazarda tezgâh açmanın görünmeyen bazı kuralları olduğunu düşündürüyor. Pazara ikinci gelişimde Yenişehir Camii’nin çevresinde daha önce gördüğüm tezgâhların artık olmadığını fark ediyorum.
Kilisenin ön cephesinin boşaltılmasında olduğu gibi, burada da pazarın kapladığı alanın zaman içinde değiştiği görülüyor. Beyoğlu Belediyesi Zabıta Müdürlüğü ile yaptığım görüşmede ise saha çalışmasının gerçekleştiği gün Yenişehir Camii çevresindeki tezgâhların neden kaldırıldığına ilişkin ayrıca bir gerekçe belirtilmiyor.
Tam pazardan ayrılacakken, elinde menemen tavasıyla yürüyen bir esnaf geçiyor yanımdan. Biraz ileride bir pilavcı ve bir tatlıcı arabasını itiyor. Tatlıcı arabasının üzerinde “askıda tatlı” yazıyor; öğrencilere ve durumu olmayanlara tatlının ücretsiz verildiği not düşülmüş. Bir kadın çocukların bardaklarına Fanta dolduruyor, bir başkası ise tezgahların arasında çay satıyor. Tezgahların birine yaklaştığımda, satıcılardan biri çantamdan çıkardığım ıslak mendili görüp rica ediyor: “Birazdan yemek yiyeceğiz de, bir tane de ben alabilir miyim?”
Dolapdere İkinci El Pazarı, tüm sınırlarına, hiyerarşilerine ve belirsizliklerine rağmen sokağın kendi ritmiyle ve paylaşımıyla yaşamaya devam ediyordu.
*Yazıda kişilerin asıl isimleri değiştirilmiştir.
[1] https://x.com/bavuldergi/status/692791532336869377?s=48
[2] https://t24.com.tr/gundem/dolapdere-bit-pazarinin-kurulmasina-koronavirus-gerekcesiyle-musaade-edilmedi-pazarcilar-yolu-kapatti-eylem-yapti,901417?_t=1785240507721
[3] https://www.agos.com.tr/tr/haber/evangelistra-rum-ortodoks-kilisesinin-ayakta-kalma-mucadelesi-39297
(ŞG/HA)

