Laura Poitras’ın yönettiği Cover-Up belgeseli Netflix’te gösterime girdi. Belgesel, dünya gazetecilik tarihinin en önemli isimlerinden Seymour Hersh’ün gazetecilik kariyerine odaklanıyor.
Hersh’ün gazetecilik kariyeri ise ülkesi ABD’nin işlediği suçları ifşalamakla dolu. Serbest şekilde çalışan, daha doğrusu serbest çalışmak zorunda kalan Hersh; Vietnam’daki My Lai Katliamı, Irak Abu Ghraib’deki işkenceleri ve CIA’in yasadışı faaliyetleri gibi “ülkesinin çıkarlarıyla” çelişen pek çok konuyu ortaya çıkarmasıyla biliniyor.
Elbette Hersh’ün haberlerini pek çok kurum ilk yayımlayan olmak istemiyor. Belgeselde, ABD hükümetinin basını sansürlemediği ancak basının otosansür uyguladığından bahsediliyor. Haberleri nedeniyle kimi çevreler Hersh’ün yalan söylediğini, ülkeye kara çalmaya çalıştığını iddia ediyor.
İfşalama işi, eğer ortada kamuyu ilgilendiren yanlış bir şeyler varsa çok temel bir gazetecilik sorumluluğu. Gazeteci, genelde mevcut hükümet ve ayrıcalıklı kesimlerin çıkarları olan ancak topluma “ülke çıkarları” diye sunulan kavrama takılı kalmamalı, kim ve ne olduğundan bağımsız olarak “yanlış” olan durumu topluma aktarmalı.
Hersh; ülke çıkarları, ulusal güvenlik, kanunlar ve gazetecilik konusunu şöyle açıklıyor:
“Gazete muhabiri olarak benim işim sırları ve gerçekleri öğrenmek. Sonra da basılır. Niye? Kanunları ve ulusal güvenliği ihlal ettiğimizi bilerek basarız. Çok gizli bilgilerdir bunlar, aşırı. Kalburüstü bir neden, bir durum olduğunu düşünürüz. Sorumluluğu olan yetkililer doğru şekilde hareket etmemiştir. Değinmek istediğim konu bu: Basının bir çıtası olmamalı.”
Türkiye’de de gazeteciliği böyle yapan veya yapmaya çalışan pek çok gazeteci var. Ancak Türkiye’de bu işi yapan gazetecilerin akıbeti Hersh’ünkinden çok daha can sıkıcı.
Türkiye’de “ulusal çıkarlar” öyle bir yerden örülüyor ki, yüz yılı aşkın süre önce gerçekleşen bir soykırımı soykırım olarak anmak dahi ulusal çıkarları ve üst kimliği zedeleyebiliyor, bu durum mahkemelik olabiliyor.1
Bölgesel güç olma iddiasındaki Türkiye’nin Suriye’de kurduğu ilişkilere dair haber yapmak hapisle, hapis ise ülkeden kopmakla sonuçlanabiliyor.2
Hapis, işin bir boyutu. Ekonomik ambargo, yalnızlaşma, yaftalanma… Hapis olmayınca genelde bunlarla baş başa kalınıyor.
Diğer bir yandan Türkiye basınının ciddi bölümüne etki eden genel mantık, bilginin öneminden ziyade “ülke çıkarları”nın korunması.
Roboski örneği: Medyanın sessizliği ve sonradan kullandığı dil
28 Aralık 2011 gecesinde Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait uçaklar 19’u çocuk 34 sivili bombalayarak katletti.
Saat 21.39 ile 22.24 arasında gerçekleşen katliam, Reuters ve AFP gibi yabancı ajanslar tarafından bile görüldü ancak Türkiye’nin ana akım medyası 12 saatlik uzun bir sessizliğe gömüldü. “Karartma” sürerken, CNN Türk’te Medya Mahallesi’ni sunan Ayşenur Arslan, Can Dündar ile birlikte haberi duyurarak ana akımda karartmayı delen birkaç kişiden biri oldu.
Genelkurmay’ın resmî açıklamasıyla görmeye başlayan kanallar ise olayı Genelkurmay lehine yumuşatmaya yol açacak bir dil kullandı. Katliama “katliam” değil “olay”, katledilen köylülere ise “köylü” değil kaçakçı denildi.
Bugün bile kendisini “AKP’ye muhalif ancak devlete değil” çizgisinde konumlandıran kurumlar Genelkurmay’ın çizdiği sınırlarda Roboski’yi görüyor.
Haliyle, gazetecilik ilkeleriyle çelişiyorlar. Türkiye’de çok farklı politik alanlarda konumlanan ya da konumlandığını düşünen insanlar ise günün sonunda genellikle aynı şeyleri okuyup izliyor.
“Sarı defterlere” daha çok not alınmalı
Cover-Up, yani “Örtbas”, aslında gazetecinin güçlü ve sağlam olduğu yerlerde bir şeylerin kolay kolay kapatılamayacağını vurgulamak için seçilmiş bir isim gibi. Devletler, hükümetler ne kadar gizlerse, örtbas etmeye çalışırsa çalışsın, bir şeylerden rahatsız olanların yarattığı çatlaktan sızmayı bilen bir gazeteci mutlaka çıkar ve örtbas’ı engeller.
Hersh’ün sarı not defterlerine yazdığı gerçekler gibi, Türkiye’de de gerçekleri kendi “sarı defterine” yazan gazeteciler var. Ancak bu hem ülkenin hem basının durumu nedeniyle olması gerekenin çok altında.
“Sarı defterlere” daha çok not alınmalı. “Ülke çıkarları” ve gazetecilik ilişkisi ise daha fazla tartışılmalı.
1Tuğçe Yılmaz, TCK 301’den hakim karşısında: “Yargılanmak istenen mesleğimdir”
2Yurt dışındaki gazeteci Can Dündar hakkında yakalama kararı
(YAH/NÖ)







