Latin Amerika’daki muhteşem diyarlardan Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde tertip edilen beynelmilel film Festivali bu sene 1 ile 11 Ekim tarihleri arasında gerçekleşti.
Sinema şöleni sırasında ülkedeki seçimlerin ilk aşaması Lula’nın oğul Bolsonaro’nun gerisinde kalmasına sahne oldu. Kıtadaki hegemonyasını genişletmekle meşgul Trump‘tan destek alan sağcı siyasetçinin babasının yıkıcı projelerini, diktatörlüğü çabuk unutmuşa benzeyen ülkede tatbik etmeye devam edeceğine dair haklı şüpheler var. Seçimlerin ikinci turunun yapılacağı 25 Ekim tarihinde ülkenin sürüklenebileceği uçurumların endişesini bertaraf etmek şimdilik mümkün olmasa da Brezilya’nın yakın geçmişindeki parıltılı şahsiyetlerinden üç tanesine odaklanmak ruhumuzu bir nebze ferahlatacaktır.
Tiyatro aktrisi, fotomodel ve manken , Nouvelle Vague iştirakçisi, ayrıca anne ve diktatörlük mağduru Vera Valdez’e hayran olmamanız işten bile değil. Her türlü hürriyetten yana olan cesur ve öncü performansları sizi şoke bile edebilir.
Brezilya müziğinin yıllar boyunca en mühim şarkıcı ve yorumcularından sayılan Elza Soares’in gırtlağını yırtarcasını çıkardığı seste onun mütevazı köklerini, tuttuğunu koparan kişiliğini, gayet duygusal olmasına rağmen bir kadın olarak güçlü kalabilmek için daima vermiş olduğu mücadeleyi hissedeceksiniz.
Dikatörlüğün dehşet estirmeye devam ettiği senelerde müzisyen Belchior’un çıkardığı Alucinação albümünü oluşturan parçaların üzerinden tek tek geçerken ülkenin 70’li yıllarda değişime duyduğu ihtiyacı özümseyecek, memleketin ezelden beri kurtulamadığı eşitszlik ve adaletsizlikle günümüzdeki vaziyet arasında paralellikleri fark edeceksiniz.
Şeytan tüyü

Ruj sürdüğü için okuldan atılan, geleneksel manada eğitilmeye zaten niyeti olmayan, mankenliğe çok erken yaştan kafayı takmış Vera Valdez’in parıltılı hayatı sizi büyüleyecektir. Paris’te Dior bir yana Coco Chanel’le çalıştığı yılların zarafetini ömrünün sonuna kadar muhafaza etmesine hayran olacak, çok daha özgür ve ilerici tavırlarıyla birleştirdiği duruşuna inanmakta zorluk çekeceksiniz.
Bu arada küstah ve talepkâr Coco’nun normalde pek konuşulmayan morfin bağımlılığı dahil, mahrem dünyasına da vakıf olacak, haylaz Vera’nın dünya çapında sanatçılar ve dehalarla birleştirdiği verimliliğine gıpta edeceksiniz.
Fransa’da Yeni Dalga akımına dahil olmasına, Brezilya’da ziyadesiyle ilerici performansların gözbebeği haline gelmesine; aynı zamanda çalkantılı yaşamı boyunca elinden geleni çocuklarından esirgemeyen şefkatli bir anne olmasına da şahit olacaksınız.
Yönetmen Fabio Meira’nın 2026 Brezilya yapımı 78 dakikalık Vera Valdez’in olağanüstü hayatı (A extraordinária vida de Vera Valdez/The extraordinary life of Vera Valdez) adlı belgeselinde diktatörlüğün işkencesine maruz bırakılan, hint kenevirli sigarasını parmaklarından düşürmeyen, cinselliğini hoyratça deneyimleyen, muhakkak ki hür bir şahsiyetle karşı karşıyayız.
Yakınları ve geniş bir sanatsever kitlesi tarafından layıkıyla sevilen Vera’nın cenazesi filmin başından itibaren aslında nasıl bir varoluş biçimiyle yüzleşeceğimizi zaten ilan ediyor.
Brezilya’nın ilk beynelmilel mankeni olarak lanse edilen Vera’nın sıradanlık ve ayrıca normallike alakası olmadığını, lakin birçok insanın halen özendiği o frapan dünyaya dahil olmanın belirli bir kişilik, kabiliyet ve cesaret gerektirdiğini teninizde hissedeceksiniz.
Volkanik

Bir sahne canavarıyla daha karşı karşıyayız. Kendini halkın, gecekondu mahallelerinin sesi ilan etmiş olan Elza Soares gücünü nereden aldığını belki ömrü boyunca bilemedi, lakin sahneden yayılan auranın geniş kitleleri tesir altında bırakmış olduğu muhakkak.
O daima kendini geliştirmeye çalışan, taşkın enerjisi nesiller arası köprüler kurmuş, kendini defalarca baştan yaratmış kabiliyetli bir ruhtu.
Mikrofonlara sığmayan sesini bilhassa Louis Armstrong’la karşılaşmasından sonra hırıltılı versiyonuyla da kullanmayı adet edinmiş, caz emprovizasyonlarıyla geniş Brezilya coğrafyasının tınılarını birleştirmiş; deyim yerindeyse bir füzyon sanatçısı olmayı başarmıştı. Cinselliğin ne kadar mühim olduğunu yalnız sözleri değil, özel hayatıyla da ispatlamış, ziyadesiyle samimi bu şahsiyeti belgesel aracılığıyla da tanımanın onurunu yaşıyoruz.
Kahramanının ilk adını taşıyan Brezilya yapımı 110 dakikalık Eryk Rocha imzalı biyografik filmde Elza’nın ne kadar cömert ruhlu biri olduğunu gördükçe ona bağlanıyor, Brezilya diktatörlüğü sırasında sürgün yaşamından kesitlerle hayata bakış açısına da derinden vâkıf oluyoruz.
Birbirinden muhteşem şahsi arşiv görüntüleriyle Brezilya’nın mazisini bize birebir yaşatan muhtelif filmlerin görüntüleri birleşince ortaya tadına doyulmaz bir seyirlik çıkıyor.
Elza ısrardan hoşlanan kahramanının müzikal performanslarına da seyirciyi doyuruyor; meşhur ve yakışıklı futbolcu kocası Garrincha’nın alkol problemine, ayrıca bir kaza sonucu ölen oğlunun acısına da bizi dahil ediyor.
Tahmin edilebileceği gibi Elza kadınlara atfedilen muhtelif özelliklerden dolayı ömrü boyunca muhtelif aşağılamalara maruz kalıyor; lakin bu onun kadınların gücünü artırma yönündeki çabalarını katmerlendirmesine yol açıyor.
Elliden fazla albüm kaydetmiş, 90 yılı aşkın ömrününün 72 yılı boyunca aktif kalmış Brezilya’nın harbi ruhlarından birine saygı duruşunda bulunmak şart! Üstelik mevzubahis olan, Brezilya’da prömiyeri yapılmış en iyi belgesel ödülüne Rio de Janeiro festivalinde layık görülmüş okkalı bir film!
Direnmek şart

Brezilya’nın gene nesiller arası köprü vazifesi görmüş bir diğer sanatçısı, şarkıcı, şair, besteci Belchior Sanrı (Alucinação/Delusion) adlı belgeselde, filmle aynı adı taşıyan en meşhur albümlerinden biriyle anılıyor. Elis Regina’nın şarkılarını yorumlaması Belchior’u diktatörlük zamanında adeta bir devrimci marşının imzacısı haline getirmiş, günümüzde popüler olan sanatçılardan Ana Cañas’ın 2021’de tamamıyla onun şarkılarından oluşan bir albüm yapması yaratıcılığının kalıcılığını bir kez daha ispatlamıştı.
Belgesel boyunca albümdeki sırasıyla tüm şarkıları dinliyor, ülkenin o yıllardaki vaziyetini arşiv filmleri aracılığıyla özümsüyoruz.
Siyasi mesajlar taşıyan şiirsel güfteler diktatörlük sırasında yaşamın nasıl sürdüğüne dair ipuçları veriyor; vintıç sıfatının uygun olduğu görüntüler ve dönemin ruhunu yansıtan müzikal armoniler insanda 70’li yıllara yönelik nostaljiyi ister istemez tetikliyor. Filmdeki görüntülere birebir uyan aşağıdaki klip ifade etmeye çalıştıklarımı birebir yansıtıyor.
Ne de olsa o dönemde devletin kırsal kesimde imkân yaratmaması yüzünden kentlere yoğun göç yaşanırken, emek sömürüsü tavan yapıyor; filmde toplumsal eşitsizlikler, gelir uçurumları adeta gözümüze sokuluyor.
Tropicália hareketinin daha önce yarattığı ivmeyle gençlik ananevi olan ne varsa, hepsinden uzaklaşmaya girişiyor, yeniliklerin peşinde geniş ufuklara doğru yelken açılıyor. Şehir yerleşimleri faşizmin ifadesi haline geliyor; bilhassa kadınlara ve siyahlara yönelik ırkçılık, aşağılama ve sömürü, mücadelenin çetinleşmesine yol açıyor.
İdollere, dine ve mitolojilere ihtiyaç duymayan yeni nesil hayal kırıklığı yaratsa da hakikatle yüzleşmek istiyor; nevroz ve şiddetin hayatlarında yer almasını arzulamıyor.
Brezilya o dönemde kendini baştan tanımlama peşinde, Belchior’un şarkıları da bu iş için biçilmiş kaftan; bu sayede gençlerin enerjisi engellenemez bir dönüştürme gücüne evriliyor.
2025 Brezilya yapımı 74 dakikalık Marcos Caetano, Renato Terra ve Leo Caetano imzalı belgeselin tanıtım metninde ifade edildiği şekilde bugünün Brezilya’sına da yönelik olarak şu sual soruluyor: “Ütopyalar bitip distopyalar hangi noktada başlıyor?”
(RL/FD)







