Feminist tepkinizi geliştirecek kitaplar mı aradınız? Buyurun, sizin için bir reels hazırlamıştır. 8 Mart Kadınlar Günü eylemine gittiniz ve bir slogandan etkilendiniz; peki bu slogan nereden çıktı? Hop, yanıtı onda var.
O, Aylak Damla. Ne yapıyor? Popüler olan kavramları, kitapları, dizileri, filmleri feminist bir perspektiften ele alıyor. Cinsiyetçiliği, ayrımcılığı, mizojiniyi ifşalıyor. Çok izlenen reels’lerinin yanında az izlenenleri de var.
Tabii her konuyu feminist merak ve bakış açısıyla ele aldığı için çoğu içerik üreticisi gibi öyle bol iş birlikli reklamlar almıyor. "Olsun, ben işimi seviyorum" diyor.
Damla ile —yani namıdiğer Aylak Damla ile— Bozcaada Ekoloji Filmleri Festivali’nde tanıştık, sohbetimiz sel gibi aktı.
Aylak Damla, akademide edindiği donanımı dijital mecralara taşıyarak popüler kültür, trendler, sinema ve güncel olayları feminist bir mercekle ele alan bağımsız bir içerik üreticisi.
Lisansını Hacettepe Üniversitesi İngilizce Mütercim-Tercümanlık bölümünde tamamlayan, ardından aynı üniversitenin Medya ve Kültürel Çalışmalar alanında yüksek lisans yapan Damla, aynı zamanda bir çevirmen.

Dijital yayıncılığa 2023 yılında YouTube üzerinde başlayan Damla, günümüzde ağırlıklı olarak Instagram ve TikTok üzerinden takipçileriyle buluşmayı sürdürüyor.
Aylak Damla’nın dijital medyadaki üretim pratiği, feminist tecrübenin ve kavramsal arka planın görünür kılınması adına kritik bir yerde duruyor. Sözleşmeli ya da kurumsal bir patronajın dışında, kendi ürettiği niş alanda var olma mücadelesini aktarırken öne çıkan temel başlıklar var.
İçerik üretim sürecinin başlarında YouTube platformunun daha niş ve konu odaklı algoritmasının avantajını kullandığını belirten Damla, burada zamanla %90’ın üzerinde kadın ve LGBTİ+ bireylerden oluşan güvenli bir topluluk inşa ettiğini vurguluyor.
Instagram ve TikTok gibi hızlı tüketim mecralarına geçiş yaptığında da bu kitlenin desteğini yanında hissettiğini ifade eden yayıncı, takipçilerinin dijital alanda kendisini koruyup kolladığını ve arka planda sürekli bir etkileşim ve sohbet olanağı bulduklarını dile getiriyor.
"Shadowban" gerçeği
Ataerkil ve kapitalist yapının dijital mecralara yansıması, toplumsal meseleleri ele alan içerik üreticileri için ciddi bir engel teşkil ediyor.
Dijital platformlarda feminist bir bakış açısıyla içerik üretmenin zorluklarına değinen Aylak Damla, özellikle kadına yönelik şiddet veya cinsel şiddet gibi kavramların geçtiği videolarda platformların uyguladığı "shadowban" (gölge ban) mekanizmasına dikkat çekiyor.
Ana akım "lifestyle", güzellik ya da tüketim odaklı içerikler öne çıkarılırken; toplumsal içeriklerin algoritmik olarak geriye itilmesi veya reklam engelleriyle karşılaşması, feminist yayıncılığın dijitaldeki en büyük mücadele alanlarından birini oluşturuyor.
Flâneur kavramından "dijital aylaklığa"

Kullandığı "Aylak" mahlasının teorik arka planı, Walter Benjamin ve Baudelaire’in literatüre kazandırdığı Flâneur kavramına dayanıyor.
Kent sokaklarında özgürce dolaşan, gözlem yapan erkek figürünü temsil eden bu kavram, feminist teori tarafından "kadının sokaktaki varlığı ve rahatlığı" üzerinden yeniden yorumlanıyor.
Damla, bu kavrama "dijital flâneurlük" boyutunu da ekleyerek kendisini dijital evrende gezen, inceleyen, arşivleyen ve sosyolojik tespitlerini takipçilerine feminist bir bakışla aktaran bir figür olarak konumlandırıyor.
Emek süreci ve akademik destek

Bir içeriğin arka planında ciddi bir araştırma, okuma ve teknik kurgu süreci yer alıyor. Ortalama 3-4 günlük bir çalışma sonucunda minik belgeseller niteliğinde içerikler üreten Damla, içeriklerin yüzeyselleşmesine karşı derinlikli anlatımı savunuyor.
Teknik kurgu aşamasını kendi çabasıyla öğrenen Damla, işin en zor kısmının kendini kamuoyuna açmanın getirdiği psikolojik bariyer olduğunu belirtiyor. Ancak feminist akademiden ve hocalarından aldığı destekler ve takipçilerinden gelen olumlu dönüşler, bu bağımsız üretim yolculuğunda en temel motivasyon kaynağı haline geliyor.
Damla, sosyal medyada da hedef gösterilen kadınlardan. “Twitter'da altında bir sürü küfür, yorumlar... Korkunç insanların önüne düştü video. Ama işte bunu da göze almak gerekiyor zaman zaman. Çünkü kendimi tutamıyorum bazı konularda konuşmaktan. Mümkün olduğunca geri çekilmemeye çalışıyorum, o korkunun beni ele geçirmesini istemiyorum” diyor.
“Sosyal medya arka planda ataerkil ve kapitalist sistemle örülmüş bir yer. Bundan hiç azade değil. Bizler de kadınlar olarak onun içerisinde daha fazla emek vererek, taktik ve strateji üreterek var olmaya çalışıyoruz” diye hatırlatıyor sohbet sırasında ve ekliyor:
“Nehrin beni götürdüğü yere doğru akmak değil de... Küreği tersine çekmeye çalıştığım için hem kendimi zorlamayı seviyorum hem yeni şeyleri daha derinlikli bir şekilde öğrenmeyi seviyorum. Toplumsal herhangi bir konu konuştuğunuz anda zaten anında bir geriden başlamanız gerekiyor. Böyle bir duvarla karşılaşıyoruz sürekli. Aktivist fikirlerin çok daha geri planda kaldığı ve giderek tekdüze bir hale gelen bir üretim ortamına dönüşme riski var."
Damla “Korkunun beni ele geçirmesini istemiyorum” diyor, onu izlemeye devam edeceğiz belli ki, ne de olsa memlekette, mizojoni, cinsiyetçilik ve nefret bitecek gibi değil...
(EMK)







