Peki ya asıl hikaye bambaşka ise?
Son zamanlarda yaşananlar ve toplumun buna verdiği tepki bana sık sık “hakikat” kavramını ve iktidarların mitolojiyi hakikati yeniden yazmak için bir enstrüman olarak kullanışını düşündürüyor.
Michel Foucault’nun belirttiği gibi, hakikat gökyüzünden inen mutlak bir doğru değil, iktidarın bir üretimi. “... iktidar üretir, gerçeklik üretir, nesne alanları ve hakikat ritüelleri üretir.” Bu anlamda hakikat, hiçbir zaman sabit bir doğru değil; iktidarın elinde şekillenip bükülen, dönüştürülen, akışkan bir olgu. Yani gücü elinde tutan yapı, neyin “doğru” neyin “yalan/yanlış” olduğunu belirleme tekelini de eline alır.
Bir toplumda egemen güç değiştiğinde, yeni iktidar, kendi varlığını kalıcı kılmak ve eskisini “gayrimeşru” göstermek için yeni bir anlatıya ihtiyaç duyar. İktidar el değiştirdiğinde mitler de yeniden yazılarak semboller anlam değiştirir; sadece geçmiş değil, “hakikat” de yeniden inşa edilir. Bu anlamda mitler, yalnızca masum edebi veya dini anlatılar değil, politik ve dini anlamda el değiştiren iktidarın en güçlü meşrulaştırma araçlarından biri.
Medusa’nın gözleri
Sembollerin anlam değiştirmesi bakımından en çarpıcı mitlerden biri ise Medusa. Herkes onu gözlerine bakanı taşa çeviren bir canavar sanıyor. Peki ya asıl hikaye bambaşka ise?
Gorgon kardeşlerden tek ölümlü olan Medusa başlangıçta göz kamaştırıcı güzellikte bir kadın. Athena’nın tapınağında Deniz tanrısı Poseidon'un tecavüzüne uğrar ve ne hikmettir ki bu yüzden cezalandırılan Medusa olur. Athena ceza olarak Medusa’nın tüm güzelliğini elinden alır ve saçlarının her bir telini canlı yılanlara dönüştürür. Athena’nın lanetinden sonra Medusa’nın doğrudan yüzüne ya da gözlerine bakan her canlı anında taşa dönüşmeye başlar. Athena bununla da yetinmez ve Medusa’yı öldürmek isteyen Perseus’a yansıtıcı bir kalkan vererek onun öldürülmesine yardım eder.
Medusa’nın kesik başı ve gorgoneion geleneği
Peki Perseus neden Medusa’yı öldürmek istiyor? Seriphos adasının kralı Polydektes’in tek arzusu Perseus’un annesi Danae ile evlenmek. Perseus ise bu evlilik önünde büyük bir engel. Peki kral nasıl kurtulabilir Perseus’tan? Şahane bir fikir aklına gelir. Herkesi korkunç bakışlarıyla taşa çeviren canavar Medusa’nın başını getirmesini ister ondan. Şimdiye kadar kimse bunu başaramadığı için onun da başaramayacağını düşünür ama evdeki hesap çarşıya uymaz.
Athena Perseus’a ayna görevi gören bir kalkan verir. Perseus, bu kalkanı kullanarak Medusa’nın doğrudan bakışlarından korunur ve kafasını keserek onu öldürür. Kesilen başı Athena’ya getirir. Hala çok güçlü olduğu ve düşmanları taşa çevirme gücünü koruduğu için Athena Medusa’nın kesik başını kalkanının tam ortasına yerleştirir.
Antik dünyada Medusa’nın kesik başının bu koruyucu ve düşmansavar gücünden yola çıkılarak “gorgoneion” adı verilen bir tılsım geleneği doğar. “Apotropaik etki” yaratmak için, kötülüğü uzak tutmak amacıyla evlerin kapılarına, kalkanlara, paralara, mezar taşlarına ve hatta sütun kaidelerine Medusa’nın kesik başı figürünü işlerler. Yerebatan Sarnıcı bunun en güzel örneklerinden.
Zehir ve şifa kaynağı aynı kan
Bu arada kafası kesildikten sonra Medusa’nın boynundan denize iki damla kan düşer. Sol tarafından akan kan zehirli, sağ tarafından akan kan ise şifa verici. Perseus, Medusa’nın kafasını Athena’ya teslim ettiğinde, tanrıça bu kanı kavanozlara doldurarak saklar. Şifalı kanı, Apollon’un oğlu olan tıp ve şifa tanrısı Asklepios’a hediye eder. Asklepios bu mucizevi kanı kullanarak ölüm döşeğindeki insanları iyileştirir. İnsanların ölümsüzleşmeye başlaması ve yeraltı dünyasına kimsenin gitmemesi üzerine, yetkisini aşarak düzeni bozan Asklepios’u Zeus, bir yıldırımla çarparak öldürür. Sonunda ölümsüzlük de olsa düzen asla bozulmamalıdır!
Denize düşen bu iki damla kandan Hrisaor ve Pegasus doğar. Saf beyaz renkte, kanatlı devasa bir at olan Pegasus, doğar doğmaz gökyüzüne uçar. Ataerkil kahraman Bellerophon onu ehlileştirir. Pegasus, daha sonra Zeus'un şimşeklerini taşıma görevini üstlenir.
Hrisaor ise kanatlı bir insan şeklinde dev bir savaşçı. Yeraltı dünyasının kapısını koruyan, üç başlı, yılan kuyruklu devasa köpek Kerberus; bataklıklarda yaşayan, çok başlı zehirli yılan Hidra; Oidipus’a soru soran Sfenks; Nemea aslanı ve Herkül’ün maceralarında karşımıza çıkan birçok canavar Hrisaor’un yani Medusa’nın soyundan gelir.
En büyük iktidar savaşının mitsel anlatımı
Peki Medusa miti ve tüm bu olanlar tarihsel olarak bize ne anlatır?
Aslında bu en büyük iktidar savaşının mitsel anlatımı. Erken Tunç Çağı’ndaki anaerkil Akdeniz ve Anadolu kültürleri yerini savaşçı ataerkil Hint-Avrupalı Yunan halklarına bıraktığında, eski dünyanın kutsalları yeni dünyanın “canavarları” haline getirildi. Medusa ve Gorgonlar, ataerkil Yunanlardan önceki dönemde yaşayan anaerkil Pelasglar ve Minos uygarlıklarına ait Toprak Ana-Gaia inancı ve antik Libya’nın yılan tanrıçası kültleriyle doğrudan bağlantılı. Yılan, o dönemde lanetli bir yaratık değil; deri değiştirdiği için yeniden doğuşu, şifayı, ölümsüzlüğü ve dişil bilgeliği simgeliyor.
Athena tapınağındaki tecavüz ve sonrasındaki lanetlenme hikayesi, kadın bilgeliği ve cinselliğinin, yani mitteki görüngüsüyle Medusa’nın, ataerkil devlet ve aklın koruyucusu olan bakire tanrıça Athena eliyle canavarlaştırılması.
Erkek kahraman Perseus’un Medusa’nın kafasını kesmesi, kadının özerkliğinin, cinsel gücünün ve anaerkil otoritesinin tamamen yok edilmesini simgeler. Koparılan kafa, erkeğin ve ataerkil devletin bir koruma kalkanı ve silahı haline getirilir; yani kadının gücü gasp edilir.
Yaşam ile ölümün kaynağı Medusa=kadın
Medusa’nın kafası sadece taşa çeviren bir silah değil, aynı zamanda yaşam ile ölümün, şifa ile zehrin sınırını belirleyen kozmik bir kaynak. Sol tarafındaki damarlardan akan kan değdiği her canlıyı anında öldüren yok edici ve geri dönüşü olmayan en saf zehir. Sağ tarafındaki damarlardan akan kan ise hayat verici, mucizevi ve ölüleri bile diriltebilecek güçte bir şifa. Günümüzde tıbbın ve eczacılığın evrensel sembolü olan Asklepios’un asasına sarılı yılan, kökenini hem şifayı hem de zehri içinde barındıran Medusa’nın yılan saçlarından alır.
Sol kandan zehir, sağ kandan şifa akması, kadın bedenine atfedilen kutuplaşmış toplumsal cinsiyet rollerine göndermede bulunur. Soldan akan zehirli kan, ataerkil kodlarda kadının “yıkıcı, baştan çıkarıcı ve tehlikeli” doğasını; sağdan akan şifalı kan ise “besleyici, doğurgan ve şifacı, bakım veren anne” arketipini ifade eder. Ataerkillik, kadını bu iki uç arasında bir yere hapseder. Başı kesilmesine rağmen onun denize düşen kanından Pegasus ve Hrisaor doğarken; Perseus Libya çöllerinden geçtiğinde Medusa’nın toprağa düşen kanlarından ölümcül, zehirli yılanlar ve sürüngenler meydana gelir. Aslında bu, dişil üreme gücünün hem mucizesini hem korkutuculuğunu simgeler. Öte yandan ataerkil anlatıya göre kanın denize düşmesi, Poseidon’un soyunun Medusa’nın ölümünden sonra bile sürmesini, yani ataerkil düzenin kadının varlığına ihtiyaç duymadan devam etmesini sembolize eder. Kadın bedeni burada eril gücü doğuran bir araca indirgenir. Kanın toprağa düşüp yılanlar yaratması ise, ataerkil sistemin kadının özündeki akışkan gücü “tehlikeli, zehirli ve lanetli” olarak kodlama eğilimini ifade eder.
Ataerkilin canavarına dönüşen anaerkilin kutsalı
Medusa’nın oğlu Hrisaor’un ve Ehidna’nın soyundan canavarların türemesi, eski düzen kutsallarının “canavarlaştırılması” nı temsil eder. Kerberos, Hidra, Kimera, Sfenks vb. canlılar antik anaerkil inançların doğaya atfettiği hayvan-insan karışımı hibrit kutsal figürler. Ataerkil Yunan mitolojisi, kendi düzenini haklı çıkarmak için, eski düzene ait tüm bu figürleri “yok edilmesi gereken kaos unsurları- canavarlar” ilan etti. Bu durum, ataerkil toplumun, kadının kontrol edilemeyen doğurganlık gücünden duyduğu derin korkuyu, rahim kıskançlığı ve jinefobiyi yansıtır. Ataerkil düşünceye göre kontrol dışı üreyen her dişil güç, düzene tehdit oluşturan bir canavar doğurur. Bu canavarlar, Herkül, Bellerophon, Oedipus gibi ataerkil kahramanlar tarafından tek tek yok edilir. Ataerkil sistemde bir erkeğin “kahraman” olabilmesi ve krallık kurabilmesi için, anaerkil dönemin kalıntısı olan bu dişil/doğal canavarları katletmesi şart koşulur.
Asimile olan anaerkil güç
Medusa’nın kanından doğan bir başka varlık olan Pegasus ise aslında toprak/kadın özdeşliğine göndermede bulunarak dizginlenemez, göçebe ve sınır tanımaz vahşi doğayı sembolize eder. Kanatlı bir at olan Pegasus, anaerkil dönemin özgür, evcilleştirilmemiş dişil enerjisinin bir uzantısı. Ataerkil kahraman Bellerophon, Pegasus’u tek başına yakalayamaz. Athena ona altın bir dizgin verir. Mitolojide dizginin ve ehlileştirmenin kutsanması, ataerkil düzenin doğayı, hayvanları ve dolaylı olarak kadını “kontrol altına alma, sınırlandırma ve mülkleştirme” arzusunun dışa vurumu. Bu anlamda Pegasus’un ehlileştirilmesi doğanın ve kadın özgürlüğünün tahakküm altına alınmasını sembolize eder. Pegasus ehlileştirildikten sonra ataerkil kahraman Bellerophon’un savaşlarında bir araç olarak kullanılır. Bellerophon öldüğünde ise Zeus’un ahırına girer ve onun yıldırımlarını taşır. Bu durum, anaerkil kökenli vahşi bir gücün, Tanrı Zeus gibi en yüksek ataerkil otoritenin hizmetine girerek tamamen asimile olduğunu gösterir.
Sonuç olarak Medusa miti, kadın merkezli, doğayla uyumlu ve yılan/toprak sembolizmine dayanan eski dünyanın; rasyonel, militarist, gökyüzü tanrılarına tapan, mülkiyetçi yeni ataerkil dünya tarafından ele geçirilip yeniden yazılma öyküsü. Medusa öldürülür, çocuklarından biri ehlileştirilerek sisteme uydurulur, diğerinin soyu ise yeni ataerkil kahramanların kılıçlarıyla yok edilerek ataerkil düzenin zaferi ilan edilir.
Olaylar her zaman galiplerin perspektifinden anlatılır. Tıpkı günümüzdeki gibi mitolojik anlatılarda direnenler ya da yenilenler “asi” veya “kötü”, kazananlar ise “düzen kurucu/adalet sağlayıcı” olarak yansıtılır. Aslında hakikat gibi, adalet gibi kavramlar ne kadar kaygan bir zeminde duruyor değil mi?
(AK/HA)
Tehlike sokakta yaşayan hayvanlar değil toplumun değişen düşünce biçimi - II
Tehlike sokakta yaşayan hayvanlar değil değişen düşünce biçimimiz - I
Bir klitorisin hikâyesi değil, ataerkilliğin tarihi
“Yaptım oldu!” de...
Korkulan bir beden nasıl "kutsal anneye" dönüştü?