Son günlerde hem Hükümet’in hem de Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in uyguladıkları vergi sisteminin dünyanın en adaletlilerinden biri olduğu, hiçbir şirketin veya kişinin vergi borcunu silmedikleri iddiaları kamuoyunda yaygın bir biçimde tartışılıyor. Bu yazıda şirketlerin silinen vergileri ve vergi borcu cezalarıyla yoksulların silinen genel sağlık sigortası (GSS) prim borçlarını eldeki verilerin yarattığı sınırlılığın belirleyiciliğinde karşılaştıracağım.
GSS, temel olarak kişilerin ödediği GSS primine dayanıyor. Düzenli olarak prim ödeyenler, borcu bulunmayanlar GSS kapsamında sunulan hizmetlerden “katılım payı” vb. ek ödemeler de yapma koşuluyla yararlanabiliyor. Önceki yıl(lar)a ait prim borcu bulunanlar ise muayene hizmetleri dahil olmak üzere, acil sağlık hizmetleri dışında cebinden ödeme yapmadan sağlık hizmeti alamıyor. Başka bir ifadeyle, “prim borcu olanlar” AKP hükümetleri döneminde uygulamaya giren “5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve GSS Yasası” hükümleri çerçevesinde, GSS kapsamındaki sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için devlet, devlet üniversitesi ve özel hastanelere başvuruda bulunamıyor/başvuruları kabul edilmiyor.
Aylık geliri 11 bin 10 TL olan GSS primi için bin 982 TL ödeyecek
GSS primi, memur ve işçiler için her ay maaşlarından kesilir ve patronların ödemesi gereken payla birlikte, Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) ödenir. Bu ödemeden patronlar sorumludur. Memur ve işçiler patronlarının prim borcu nedeniyle GSS hizmetlerinden yararlanamama gibi bir sorunla karşılaşmazlar. Bunun yanı sıra, başta kendi hesabına çalışanlar olmak üzere, özel bir durumu söz konusu değilse, 18 yaşını dolduran ve öğrenci olmayanlardan (orta öğretimde 20, yüksek öğrenimde 25 yaşını dolduranlar) aylık ortalama geliri bürüt asgari ücretin üçte birinin (2026 yılı ilk yarısı için 11 bin 10 TL) üzerinde olan herkes, her ay brüt asgari ücretin yüzde 6’sı kadar (Kasım 2025 tarihine kadar yüzde 3 iken Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’yle o tarihten itibaren yüzde 100 artırıldı.) GSS primi ödemek zorundadır. GSS kapsamında olabilmek için 2026 yılı ilk yarısında her ay bin 982 TL (yıllık toplam 23 bin 782 TL) ödemeleri gerekmektedir. “Gelir testi” ile saptanan aylık ortalama geliri 2026 yılının ilk yarısında 11 bin 10 TL’nin altında olanların ise GSS primi “devlet tarafından ödenmektedir”. Kişinin ödediği GSS primi kapsamında yasal olarak bakmakla yükümlü oldukları kişiler de bu hizmetlerden yararlanır.
Prim borcu olanlar
Yapılan gelir testleri sonucunda Türkiye genelinde yaklaşık 10 milyon kişinin GSS kapsamındaki hizmetlerden yararlanabilmesi için priminin kendisi (ve babası, eşi, kızı-oğlu) tarafından ödenmesi gerekiyor. Bununla birlikte, düzenli geliri olmayan ya da yeterince geliri olmayanların GSS prim borcu birikiyor. Ve bir önceki yıla ait borcunu kapat(a)mayanlar GSS kapsamı dışında kalıyor. AKP hükümetleri de bu sayıda kişinin GSS kapsamından çıkartılmasının siyasi sonuçlarını göze alamadığı için her yıl bir yıl süreyle prim borçlarını erteliyor. Bu yıl da beklenen erteleme yeni yılın ilk günlerinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararı ile gerçekleştirildi. Bu yıl ayrıca, kamuoyunda “11. Yargı Paketi” olarak anılan düzenleme kapsamında bir milyon 477 bin kişinin, 2016 yılına kadar (2009-2015 yıllarına ait) olan GSS prim borçları da silindi.
Oysa çoğu yap-işlet-devret sistemiyle kamudan ihale almış şirketler olmak üzere onlarca şirketin vergi borçları ile vergi borcu cezaları “vergi affı” ve “vergi uzlaşma komisyonu” marifetiyle her yıl siliniyor. Nedense bu yıl söz konusu prim borcu ertelemeleri, “sahibinin sesi medya” organları tarafından şirketlerin vergi affı-vergi uzlaşmasıyla birlikte haber yapılıyor. Dolaylı yoldan hükümetin yurttaşlarına eşit mesafede olduğunun, benzer biçimde “koruyup, kolladığını”nın dolaylı bir şekilde propagandasını yapmaya yönelik olsa gerek. Ancak, hesap bilenler ve gerçeği arayanlar için tahmin edileceği gibi durum bambaşka.
Vergi borcu silinenler kim?
Geçtiğimiz günlerde yasalaşan 11. Yargı Paketi kapsamında bir milyon 477 bin kişinin yedi yıllık süre için silinen prim borcu tutarı toplam 3 milyar 200 milyon TL idi. Kişi başına yalnızca 2 bin 167 TL düşüyor. Buna karşın 2013-2024 döneminde vergi ve vergi borcu cezası affı ile vergi uzlaşma komisyonu aracılığıyla silinenlerin toplamı 8 milyar 909 milyon 740 bin 940 TL. Bu şirketlerin-patronların kimler olduğu AKP hükümetleri tarafından bir sır gibi saklanıyor. Milletvekilleri tarafından TBMM’de verilen soru önergelerine, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda sorulan sorulara Hazine ve Maliye Bakanı tarafından bugüne kadar yanıt verilmedi.
Bununla birlikte, zaman zaman yazılı ve sözlü muhalif medya organlarında “vergi yüzsüzleri” olarak adları geçen; Zorlu Enerji, Yapı Merkezi, Ülker, TürkTelekom, Turkcell, THY, Taşyapı, SİSAL, Rönesans İnşaat, Limak, IC IÇTAŞ, Hürriyet, Getir, GDZ elektrik, EnerjiSA, CNN TÜRK, Cargill ve Anadolu Efes Biracılık ile birlikte adlarına ulaşılamayan bir o kadar şirketin de var olduğunu kabul edersek, bunların yaklaşık 40 civarında şirket olduğunu söyleyebiliriz.
Sorun çözümsüz değil
Silinen prim borcunda kişi başına düşen 2 bin 167 TL, silinen vergi borcu ve vergi borcu cezasından şirket başına düşen ise ortalama 222 milyon 743 bin 524 TL. Başka bir hesaplamayla her bir şirket için ortalama silinen vergi borcu ve vergi borcu cezasıyla 102 bin 808 kişinin, toplamda ise 4 milyon 112 bin 315 kişinin GSS prim borcu silinebiliyor. Tabii esas mesele yoksulun borcunun silinmesi değil, borcunun olmaması. Sağlık hizmetleri için hiçbir biçimde para ödememeleri ve insanca koşullarda eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşamlarını sürdürebilmeleri. Bunun önündeki temel engelin, iktidarın politikaları olduğu da ayan beyan ortada. Başta Korkut Boratav Hoca olmak üzere, konunun uzmanlarının uluslararası kuruluşların verilerini de kullanarak yaptıkları çalışmalarda Türkiye’de esas sorunun bölüşüm olduğunu, zenginden az alınıp çok verilirken, yoksuldan çok alınıp az verildiğini ve bu tercihin yıllar içinde eşitsizlikleri daha da artırdığını gösteriyor. Özetle, yaşanan sorun her ne kadar ekonomikmiş gibi görünse de özünde iktidarın bölüşümdeki tercihleri yer alıyor. Başka bir ifadeyle, var olan durumun nedeni siyasi. Bu nedenle, çözümü de doğal olarak siyasette. Örgütlü, kararlı ve istikrarlı birlikte mücadelede…
Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu'nun bianet'te yayımlanan tüm yazılarını görmek için tıklayın.
(OH/TY)







