Komedyen Deniz Göktaş tutuklanıp kuyulara atılmıştı. Arada yazdığı mektupları okuduk, “bir bakmışsın kuyuda, bir bakmışsın gönüllere sultan” diyerek duruşmasını bekledik. Neyse ki Moby Dick hücreye girdi, Deniz Göktaş kuyudan çıktı. Hem de ne çıkış! Bence o savunmayı Çağlayan’daki bütün duruşma salonlarının ekranlarından canlı yayınlayıp bilet kesselerdi Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfı ihya olurdu. Büyük bir öngörüsüzlükle hareket edilerek Vakıf zarara uğratıldı. Buradan ihbar ediyorum.
Bu arada Deniz Göktaş “Zorla Kılıçdaroğlu ile görüştürülme” eylemini bir zorbalık biçimi olarak listeye ekledi. İnsan hakları hukukuna bir hediye vererek adliye mesaisini tamamladı. Sağ olsun. “Deniz Göktaş kuyudan çıktı, ne de güzel oldu” derken aşırı büyük gündem olmadığında ne yapacağını şaşıran memlekette patateslerin topluca firar ettiğini duyduk. Evet, tonlarca patates topluca hareket ederek bildiğin firar etmiş!
Efendim, iddia o ki birkaç yıl önce soğuk hava depoları basılarak ele geçirilen kıymetli patatesler yaşanan son gelişmelere isyan etmiş. Kendi aralarında bir toplantı yapmışlar. “Neydik ne olduk, bu hayat böyle gitmez” demişler. Düşünün tonlarca patates, “Biz yüksek gustoların, zengin mutfaklarının, gözde mekânların malzemesiyken, köftenin yanına konulmayı zorla kabul etmişken bize yapılan bu zulüm nedir! Toplama kampına kapatıp yoksul mahallesine sürgün edilecek cins miyiz biz? Bu böyle olmaz, olabilemez! Ve de bunu yapanların da iki cihanda yüzü gülebilemez!” demişler. Sonuçta patatesler kapatıldıkları depodan firar etmiş.
Sabah depoya gelenlerin yaşadığı şaşkınlık görülmeye değermiş. Patatesler hareket edemesinler diye etraflarına geçirilen fileler parçalanmış hâlde öylece yerlerde kalakalmış. Soğuk hava deposuna gelen ekipler derhal kamera kayıtlarını incelemiş. İzlediklerini akılları almamış. Patatesler topluca yuvarlanarak, filizlerinin üstüne basıp zıplayarak, hoplayarak yavaşça depodan kaçmayı başarmış. Hadi deponun içinde yuvarlandılar da kapıdan nasıl çıktılar diyeceksiniz? İrileri altta olmak üzere üst üste çıkıp filizleriyle asılmak suretiyle kapıyı açmışlar. Oradan ufak ufak ilerlemişler.
Kimsenin aklına gelmediğinden ve gelemeyeceğinden etrafta fazladan güvenlik alınmamış tabii. Ama patateslerin yuvarlanarak gidebilecekleri mesafe de belli olduğundan bu kaçışta kendilerine yardım edenlerin olduğuna neredeyse eminmiş ekipler. Şimdi bu işbirlikçilerin peşine düşmüşler.
Yoksul mahallesini beğenmeyip kaçan patatesler nihayetinde patates oldukları için “sizi yıldızlı lokantalara götüreceğiz” vaadiyle kandırılmaları ihtimali de varmış. Ekipler deponun yakınında, çevre il ve ilçelerdeki restoranların menülerini incelemeye almış. Patatesli yemeklerde artış olup olmadığı yapay zekâ destekli sistemler tarafından araştırılıyormuş. Bu arada yine patateslerin kandırılmaları ihtimaline binaen ekmek arası patates satan yerler de kapsama alınmış. Fiyatlarda aşırı oynaklık olup olmadığı ilçelerin esnaf ve ticaret odaları, maliye ve vergi kayıtları üzerinden karşılaştırmalı olarak değerlendiriliyormuş.
Bu arada patateslerin firarı nedeniyle mahrumiyet yaşayan kişilere manevi destek ekipleri gönderilmiş. Aşırı patates tüketiminin kalp krizi riskini artırdığına dair broşürler dağıtılmış. Nişasta yoksunluğundan kaynaklı olası toplumsal patlama riskleri için çevrede geniş önlemler alınmış.
Patateslerin firarında parmağı olanların kim olurlarsa olsunlar, bulunup tarafsız ve bağımsız yargının önüne çıkarılacağı net biçimde vurgulanmış. İnternet paketi yeterli olanların da desteğiyle sosyal medya üzerinden “patateslerimiz nerede” kampanyası başlatılmış. Kampanya etiketine yanlayan alakasız dert sahiplerinin etiketi suiistimal etmelerinden rahatsız olanlarsa CİMER, Emniyet Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı ve ilgili kurumları etiketleyerek ihbarda bulunmuşlar. Tüm bu çabalar sürerken patates firarına karışanların ellerini vicdanlarına koyarak ve oldukça etkin bir şekilde pişman olarak ortaya çıkmaları bekleniyormuş.
(ÖE/NÖ)







