Dünya coğrafyası Asya’dan Ortadoğu’ya, Avrupa’dan Amerika’ya yine bir yol ayrımına gelmiş görünüyor. Tarih boyunca kimi zaman yer kürenin tektonik hareketleri, kimi zaman iklim değişiklikleri, kimi zaman gıda ve su kaynaklarındaki azalma kimi zaman da savaşlar ile ülkelerin, kıtaların hatta dünyanın coğrafyası değişmiştir. Her ne kadar coğrafya kader ile eşleştirilmiş olsa da insan genellikle kendisine sunulan kadere karşı çıkarak yaşadığı coğrafyayı değiştirmeye teşnedir.
Dünya coğrafyasında insan eliyle gerçekleştirilen önemli değişikliklerden biri de yapımı 10 yıl süren ve 1869 yılında Kızıldeniz’i Akdeniz’e bağlayan Süveyş Kanalı’nın açılmasıdır. Yaklaşık 193 kilometre olan bu kanalın açılma fikri Eski Mısır’a kadar gitmektedir. Hatta II. Ramses, Kızıldeniz ile Nil Nehri arasında yer alan küçük göllerden yararlanarak iki denizi kavuşturur. Ancak zamanla kanalın kumla dolması kanalı kullanılamaz hale getirir. Kanalın yeniden açılma fikri Napolyon’un 1798 yılında Mısır’ı işgal etmesi ile tozlu raflardan indirilir. Napolyon, ilk iş olarak kanalın yapılabilirliğinin tespiti için Jacques Marie Le Pere liderliğinde bilim insanlarından oluşan bir ekip kurar. Ekip, yaptığı çalışmalar sonucunda kanalın güney ucundaki su yüksekliğinin kuzey ucundan on metre daha yüksek olduğunu saptar.
Gerçekte olmayan bu yükseklik farkının kanalın yapım maliyetini çok artıracağı düşünülerek proje yeniden tozlu raflardaki yerine kaldırılır. Ancak Fransızlar bu hayalin peşini bırakmaz. Fransa’nın Kahire Konsolosu olan Ferdinand Marie de Lesseps, 1832 yılında Le Pere’nin kanalla ilişkili kapsamlı raporunu okur ve yaptığı incelemeler sonucunda Akdeniz ile Kızıldeniz arasında bir yükseklik farkı olmadığını tespit eder. Bunun üzerine de kanalın yeniden açılmasına yönelik “diplomatik” çalışmalara başlar. Bu “diplomatik” çalışmalar sırasında dönemin Mısır Hidivi Said Paşa, bir süre İngilizler ve Fransızlar arasındaki ayak oyunlarıyla tökezlese de Osmanlı Padişahı Abdülmecid’in de icazetini alarak 1859 yılında kanalın yapımına başlanmasını onaylar. Fransız ve Mısır sermayesi ile yapılan ve yapımında 20 bini aşkın işçinin çalıştığı kanal 17 Kasım 1869 günü açılır.
1855 yılının kasım ayında 21 yaşında genç bir Fransız heykeltıraş, görgü ve bilgisini artırmak için Mısır’a ayak basar. Bu heykeltıraşın adı Frédéric Auguste Bartholdi’dir. Bartholdi’nin bu seyahati yaklaşık 7 ay sürer. Seyahati süresince Eski Mısır uygarlığından kalan eserlerin özgünlüğü ve Arap kültürünün otantikliği zihninde derin izler bırakır. Aradan yıllar geçer Süveyş Kanalı’nın yapımına başlanmış ve Akdeniz’e açılmasına kısa süre kalmıştır. Bartholdi, Süveyş Kanalı’nın Akdeniz’e kavuşacağı Port Said Limanı’na bir deniz feneri yapılacağından haberdar olur. Zihninde 14 yıl önce gerçekleştirdiği Mısır ziyaretinin izleri ile çalışmalarına başlar. Deniz feneri için çizimlerini yapar ve fenerin kilden bir modelini yaparak 1869 yılında yeniden Mısır’ın yolunu tutar.
Bartholdi kanalın yapım sorumluluğuna getirilen Ferdinand Marie de Lesseps ve dönemin Mısır Hidivi İsmail Paşa’ya projesini sunar. “Işık Asya’ya Mısır’dan yayılıyor” adını verdiği bu proje; 15 metre yüksekliğindeki kaidenin üzerine yerleştirilmiş 25 metre yüksekliğindeki kadın heykeli şeklinde bir deniz feneridir. Bartholdi Kutlu Mısırlı adını verdiği bu kadın heykelini Abu Simbel'deki Firavun II. Ramses'in oturan devasa figürlerinden esinlenerek yapar. Üzerinde II. Ramses döneminde kadınların giydiği kalasiris ve onun üzerinde Mısır’ın yakıcı güneşinden korunmak için bir şal bulunan bu kadın sol elinde limana giren gemilere kılavuzluk edecek meşale şeklindeki feneri tutar. Proje İsmail Paşa’nın dikkatini çekmiş olmasına karşın Lesseps mesafeli durur. Bu mesafede deniz fenerinin yapım maliyetinin yüksekliği kadar Müslüman bir ülkede gemilere bir kadının kılavuzluk edecek olmasının nasıl karşılanacağının endişesi de rol oynamış olabilir.
Bartholdi, projesinin kabulü umuduyla bekler. Ancak umudu projenin Fransız mühendis François Coignet’e verilmesi ile son bulur. Coignet 1853 yılında dünyadaki demir ile güçlendirilmiş ilk betonarme binayı Paris’e yapan kişidir. Coignet aynı tekniği kullanarak Bartholdi’nin projesini yapmayı planladığı yere, 56 metre yüksekliğinde sekizgen betonarme kule şeklinde bir deniz feneri inşa eder. Böylece Bartholdi’nin umudu bir başka bahara kalır.
Işığın en eski laneti
Fransa-Prusya Savaşı 1871 baharında Fransızların mağlubiyeti ile sonuçlandıktan sonra, mağlup asker olarak Fransa’ya dönen Bartholdi, hiç vakit kaybetmeden Fransa’nın batı kıyısındaki liman kenti Brest’ten bir buharlı gemiye binerek dümeni Amerika Birleşik Devletleri’ne kırar. 12 günlük yolculuğun sonunda gemi, Atlas Okyanusu’nu aşıp New York’a ulaşır.
Gemi Hudson Nehri’nin hemen girişindeki limana yanaşırken Bartholdi, elbette limanın hemen açığındaki küçücük adayı görmüştür. 1667 yılına kadar Amerikan Yerlileri tarafından İstiridye Adası olarak adlandırılan bu küçücük ada, aynı yıl Hollandalı bir sömürgeci olan Isaac Bedloe’nun adayı satın almasıyla Bedloe Adası olarak anılmaya başlar. İşte, Bartholdi’nin Bedloe Adası ile bu karşılaşması adının tüm dünya tarafından tanınmasına vesile olur.
Mısır’da projesi reddedilmiş, üzerine Fransa-Prusya Savaşı’nda yenilmiş olan Bartholdi’nin solan umutları yeniden filizlenmeye başlar. Amerika Birleşik Devletleri’nin Bağımsızlık Günü olan 4 Temmuz 1776 gününün 100. yıl dönümü yaklaşırken, yıl dönümünün şerefine büyük kutlamalar ve fuarlar düzenlenmesinin yanı sıra bir de anıt heykel yapılması planlanır. Bartholdi’nin zihninde çakan şimşek, Bedloe Adası’na düşer. Neden olmasın? Mısır’da başarılı olamayan projesi neden Amerika Birleşik Devletleri’nde karşılık bulmasın? Amerika’da heykel projesi ile ilişkili lobi faaliyetlerine başlayan Bartholdi, dönemin başkanı Hiram Ulysses Grant’a kadar çıkar ve projesini kabul ettirir.
Büyük bir heyecanla Fransa’ya dönen Bartholdi, kolları sıvar. Kutlu Mısırlı adını verdiği kadın heykelini alır ve önce üzerindeki kilden kalasirisi ve şalı çıkarıp yerine bakırdan Antik Roma döneminde kadınların giydiği stolayı giydirir. Böylece kadın heykelimiz, Eski Mısır nüfusundan çıkıp Roma nüfusuna kaydolur. Böylece heykel esin kaynağını Eski Mısır’dan değil Antik Roma’da bireysel özgürlüklerin simgesi olan tanrıça Libertas’tan alır. Tanrıça olur da başında tacı olmaz mı? Olur elbet, hem de yedi kıtayı ve yedi denizi temsilen yedi sivri köşeli bir taç.
Tacın ardından heykelin bir eline kılıç, bir eline de kalkan tutuşturmayı düşünür Bartholdi ama bu düşüncesi uzun sürmez. Ne de olsa özgürlükler o dönemde günümüzde olduğu gibi kılıçla kalkanla başka ülkelere ihraç edilmiyordu.
Işığın büyüsü yeniden çeker Bartholdi’yi ve heykelin sağ eline bir meşale, sol eline de bir tablet yerleştirmeye karar verir. Tabletin üzerine de Amerika Birleşik Devletleri’nin Bağımsızlık Bildirgesi’nin kabul edildiği tarih olan “JULY IV, MDCCLXXVI” yazar.
Kaidesi ile birlikte toplam 92 metre yüksekliğindeki bu heykeli yapmak elbette o kadar kolay olmamıştır. Heykelin sağlam bir şekilde ayaklarının üzerinde durabilmesi için uzman bir mühendis dokunuşuna ihtiyaç vardır. İşte bu noktada devreye Gustave Eiffel girer. Yıl 1880’dir ve adıyla anılacak çelik kulenin inşasına henüz dokuz yıl vardır. Eiffel ve birlikte çalıştığı genç mühendis Maurice Koechlin heykelin büyüklüğünü, heykele etki edecek rüzgâr gücünü hesaplayarak yatay, dikey ve çapraz destek elemanlarından oluşan kafes şeklinde bir destek yapı sistemini oluşturur. Artık heykel kaidesinin üzerinde ayakları üstünde sapasağlam durabilecektir.
Bartholdi her şeyi tastamam planlar planlamasına da heykelin yüzü kime benzeyecektir? Bu konuda birçok tevatür vardır. Kimi heykelin yüzünü Singer dikiş makinesi şirketinin kurucusu Isaac Singer’in eşi Isabella Eugénie Boyer’den aldığını, kimi Bartholdi’nin annesinin bu yüze kaynaklık ettiğini kimi de Mısırlı bir köylü kadının ilham kaynağı olduğunu söyler. Belki de tüm bu yüzler birleşmiş ve gelip heykelin yüzüne yerleşmiştir.
Bartholdi, heykelini 1884 yılında tamamlar. Heykel 350 parça olarak gemilere yüklenir ve Haziran 1885’te Amerika Birleşik Devletleri’ne ulaşır. Heykel şimdiki adıyla Özgürlük Adası o zamanki adıyla Bedloe Adası’nda yeniden bir araya getirilir ve 28 Ekim 1886 günü dönemin başkanı Grover Cleveland tarafından fırtınalı bir havada Bayan Libertas’ın resmî açılışı yapılır.
Bilinen adıyla Özgürlük Heykeli, Bartholdi’nin verdiği isimle Dünyayı Aydınlatan Özgürlük Heykeli’nin elindeki meşale 140 yıldır ışıldıyor. Bartholdi’nin düşlediği ışık Mısır’dan Asya’ya ulaşamadı belki; fakat bugün o ışık Amerika Birleşik Devletleri’nden tüm dünyaya yayılıyor. Özgürlüğü müjdeleyen bir meşaleden çok, gökyüzünü yaran savaş uçaklarının kanatlarına bağlanmış bir fosfor kıvılcımı gibi dolaşıyor. Aydınlatmak için yükselen ateş, geçtiği coğrafyalarda karanlığı dağıtmak yerine gecenin kendisine dönüşüyor. Bir zamanlar yedi kıtayı ve yedi denizi selamlayan taç, şimdi aynı kıtaların ve denizlerin üzerinde titreşen bir duman halkası gibi. Ve o meşale, göz kamaştıran Lucifer parlaklığıyla, baktığı her yerde özgürlüğü değil, ışığın en eski lanetini çoğaltıyor.
Meraklısına not:
Kalasiris: Antik Mısır döneminde kadınların giydiği tuniğe verilen addır. Basit bir şekle sahip olan bu tunik, göğüs altından ayak bileğinin üstüne kadar inmekte ve iki omuz askısıyla tutturulmaktaydı. Kadınlar tuniklerinin üzerine gündüzleri güneşten korunmak, geceleri de kendilerini sıcak tutmak amacıyla şal örtmüşlerdir.
Stola: Antik Roma’da, vatandaşlık hakkına sahip kadınların tuniğin üzerine giydikleri kollu veya kolsuz uzun pilili bir giysi türü.
Özgürlük Heykeli ile ilişkili daha ayrıntılı bilgiye ulaşmak isteyenler Yasmin Sabina Khan’ın yazdığı ve Cornell University Press tarafından 2010 yılında yayımlanan Enlightening The World: The Creation of The Statue of Liberty adlı kitaba başvurabilirler.
(HU/TY)


