Jens Stoltenberg’in “Ben Görevdeyken” adlı ve “Savaş Dönemi’nde NATO'ya Liderlik” alt başlıklı kitabı, geçtiğimiz şubat ayında Türkçeye de çevrildi.
10 yıl boyunca sürdürdüğü ve kısa süre önce terk ettiği NATO Genel Sekreterliği dönemine dair anılarını yazmış. NATO’nun perde arkasında yaşanan gerilimler, liderler arasındaki sert diyaloglar, askeri başarısızlık itirafları ve diplomatik skandallar çeşitli şekillerde yer alıyor.
Kitabın en gerilimli bölümleri Trump ile ilgili olanlar, denilebilir. Stoltenberg, Trump’ın NATO’yu neredeyse dağıtma noktasına getirdiğini açıkça söylüyor. Birkaç anekdotu şöyle belirtiyor:
- 2018 Brüksel zirvesinde Trump, müttefiklerin savunma harcamalarını artırmaması durumunda ABD’nin “kendi yoluna gideceğini” söyleyerek toplantıyı terk etme tehdidinde bulunmuş. Stoltenberg, bu anı “uçurumun kenarı” olarak tanımlıyor ve Trump'ın blöf yapmadığını, ekibinin bavullarını topladığını belirtiyor. Trump açıkça, “Artık burada olmam için hiçbir neden yok,” demiş.
- Trump, Almanya’nın NATO’ya borçlu olduğunu iddia ederek, Angela Merkel’e 374 milyar dolarlık hayali bir fatura çıkarmış ve faiz bile işlettiğini öğreniyoruz.
- Trump, Stoltenberg ile ilk görüşmesinde, “Neden Kuzey Kore’de bize katılamıyorsunuz? Afganistan’dasınız, neden Kore’de olamıyorsunuz?” diyerek NATO’nun Kuzey Kore’yi bombalamasını veya müdahil olmasını istemiş, Stoltenberg ise şaşkınlık içinde bunu reddetmiş.
- Trump, NATO’nun yeni karargahına kafayı takmış, binanın camdan yapıldığını ve “bir tank atışıyla yıkılacağını" söyleyerek sürekli maliyetinden şikâyet etmiş.
Türkiye bölümü
Kitapta Türkiye, Erdoğan ve heyetlerle yaşanan olaylara da geniş yer veriliyor. İtirafların bolca olduğu bölümlerden biri Türkiye. Türkiye için “zorlayıcı müttefik” algısına atıf var... Gerçekten de ilginç olaylar var.
Bunlardan birkaçını şöyle ifade edebiliriz:
- İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği müzakereleri sırasında (2023 Vilnius Zirvesi öncesi), Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, üzerinde anlaşılan metne son anda yeni şartlar eklemeye çalışması üzerine Stoltenberg sabrını kaybettiğini söylüyor. Kitapta bu anı şöyle anlatılmış: “İçimde sabırsızlığın kabardığını hissettim. 'Mevlüt, çeneni kapamalısın!’ dedim ve ona sert bir bakış attım. Odanın üzerine sessizlik çöktü.”
- Türkiye’nin Rus uçağını düşürmesi sonrası NATO “dayanışma” mesajı verse de, perde arkasında ittifak bölünmüş. Stoltenberg, ihlalin sadece 17 saniye sürdüğünü ve birçok üye ülkenin (Fransa, İtalya, Almanya) Türkiye’nin tepkisini “aşırı” bulduğunu, hatta kendi aralarında “Bizim uçaklarımız da bazen transponderları kapalı uçuyor” itirafında bulunduklarını yazıyor.
- En ilginç sahne ise Erdoğan ve mısır meselesine dair. Stoltenberg, Erdoğan ile İstanbul’da yaptığı ve çok önemli siyasi-askeri kararların alındığı bir görüşmede, Erdoğan’ın protokolü hiçe sayarak konuşmanın ortasında ciddi konular konuşulurken (Suriye operasyonu vb.) mısır yenmesini ilginç bir anekdot olarak aktarıyor. O an şöyle aktarılıyor: “Genel Sekreter, mısır sever misiniz?” diye sordu aniden Erdoğan. Küçük bir masanın etrafındaki rahat koltuklarda oturuyorduk; kahve ile çay ikram edilmişti. Her zamanki gibi küçük cam bardaklarda servis edilen çayı seçmiştim. Şaşkın görünmüş olmalıyım çünkü Erdoğan soruyu tekrarladı: “Mısır sever misiniz? Tam mısır mevsimindeyiz”; “Mısır severim,” diye onayladım. “O zaman mısır yiyeceğiz,” dedi Erdoğan, kapının yanında duran bir personeline işaret ederek.
Sonrası ise daha sürreal! Hikâye şöyle sürüyor. “Protokol dairesi bundan nefret ediyor,” dedi Erdoğan, başka bir mısır koçanına uzanarak. “Taliban ile protokol dairesi arasındaki farkı biliyor musunuz?” diye sordu, mısır taneleri ve tuz yere dökülürken beklentiyle bana bakarak. Başımı salladım. Erdoğan gülümsedi. “Taliban ile müzakere etmek mümkündür” … Ortam ısındı ve Türkler kendi aralarında Türkiye'nin hangi bölgesinin en iyi mısırı yetiştirdiğini tartışmaya başladı. Amerikalıların çok fazla mısır yediğinden de konuştuk ve Trump’ın muhtemelen yığınla mısır koçanını dişlediği konusunda herkes hemfikir oldu.”
Stoltenberg, Afganistan’dan çekilme sürecini tam bir başarısızlık ve “yenilgi” olarak anlatıyor. Kitapta “Amerika Birleşik Devletleri ve NATO savaşı kaybetmişti. Yenilgi bir gerçekti,” cümlesi net olarak yer alıyor. Stoltenberg, Afganistan’daki durumun iyileştiğine dair yıllarca kendilerine ve dünyaya “aşırı iyimser bir anlatı" sunduklarını, sorunları görmezden geldiklerini itiraf ediyor. Çekilme sürecinin "düzenli" olacağı iddiasının havaalanındaki kaosla yalanlandığını belirtiyor. Biden’ın çekilme kararını müttefiklere danışmadan aldığı ve Avrupalı liderlerin (özellikle Merkel ve Macron) bu durumdan büyük rahatsızlık duyduğu, “Amerikalılara güvenemeyiz” dedikleri bu bölümde aktarıyor.
Stoltenberg Rusya ve Putin’i de es geçmiyor tabii.
Rusya’nın Ukrayna’yı işgal edeceği bilgisi, Stoltenberg’e “Niyet: Ukrayna'yı işgal etmek” şeklinde net bir istihbaratla aylar önce verilmiş. Ancak Fransa ve Almanya istihbaratları, ABD ve NATO istihbaratına inanmamış, bunu “mevsimsel askeri hareketlilik” sanarak durumu küçümsediğini öğreniyoruz kitaptan.
Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov’un toplantılarda Stoltenberg’e “Senin kendi fikrin yok, sadece patronlarının (ABD) izin verdiği şeyleri söylüyorsun,” diyerek hakaret ettiği, sürekli söz kestiği ve diplomatik nezaketten uzaklaştığı da anlatılıyor.
Stoltenberg, COVID-19 döneminde yaşadığı kişisel bir ikilemi de şöyle anlatıyor:
“NATO, çalışanlarını Polonya’nın bağışladığı AstraZeneca aşısını olmaya teşvik etmiş. Ancak o sırada Norveç (kendi ülkesi), yan etkileri nedeniyle bu aşıyı durdurmuş. Eşi ve ablası (Norveç Halk Sağlığı Enstitüsü Müdürü), AstraZeneca olmaması için ona baskı yapıyorlar. Stoltenberg, çalışanlarına önerdiği aşıyı kendisi olmamayı (Pfizer olmayı) düşünmüş, ancak bunun liderlik açısından skandal olacağını fark ederek riskli gördüğü halde AstraZeneca aşısını olmuştu. Bu durum eşiyle arasını açmış…”
Bunlar dışında Libya’ya dair bir itiraf da yer alıyor. Stoltenberg, 2011 Libya operasyonunun bir Avrupa inisiyatifi (Fransa ve İngiltere) olarak başladığını ancak Avrupalıların mühimmatının, istihbaratının ve hedefleme kapasitesinin hızla tükendiğini itiraf ediyor. ABD yardımı olmadan Avrupalıların Libya hava savunmasını bile etkisiz hale getiremediğini, bunun Avrupa’nın “stratejik özerklik” hayalinin ne kadar boş olduğunu kanıtladığını Alman hükümetine karşı bir argüman olarak kullanmış.
Son olarak bir atama krizi ile bitireyim. Stoltenberg, NATO Genel Sekreter Yardımcılığı’na bir Alman yerine Amerikalı Rose Gottemoeller’i atayınca Angela Merkel ile arası bozulmuş. Merkel, bir zirvede herkesin içinde “Senden çok hayal kırıklığına uğradım, Jens. Sadece Amerikalıların çıkarlarını göz önünde bulundurdun,” diyerek ona sert çıkışmış. (SB/TY)






