Bu yazının birinci bölümünde, güneş ışınımının melanin üretimi aracılığıyla bizi hem koruduğunu hem de, özellikle daha açık tenli ziyaretçiler için, risklere açık bıraktığını, ozon deliğinin bu korumayla nasıl ilişkili olduğunu ve gökyüzünün neden mavi göründüğünü görmüştük. Şimdi bu aynı ışığın içsel saatimizi nasıl düzenlediğine bakalım, ardından başlangıçtaki hipotezimizin ikinci değişkenine geçeceğiz: denize.
Sirkadiyen ritim, insanın esas olarak doğal ışıkla düzenlenen, içsel 24 saatlik biyolojik döngüsüdür. Uykuyu, hormon üretimini, vücut ısısını ve ruh halini etkiler. Güneş ışığından sistematik olarak uzaklaşma (yapay aydınlatmalı kapalı mekanlarda çalışma ve yaşama) bu ritmi bozar ve bedensel ile ruhsal dengesizliğe yol açar.
Soru: Ilımlı ve kademeli güneş maruziyeti, uyku kalitenizi, ruh halinizi ve gün içindeki enerjinizi iyileştirebilir mi? Deneyin!

İkinci değişken: "deniz"
Elektron, 1897'de İngiliz fizikçi Joseph John (J.J.) Thomson (1856–1940) tarafından keşfedildi. Cambridge'de profesör ve Cavendish Laboratuvarı'nın müdürüydü. Katot ışınlarını inceleyerek, bunların hidrojen atomundan çok daha küçük ve hafif parçacıklar olduğunu kanıtladı; bunlar keşfedilen ilk atomaltı parçacıklardı ve bu keşfi nedeniyle Thomson 1906'da Nobel Fizik Ödülü'ne layık görüldü. Elektronun rolünün anlaşılması, madde ve biyoloji hakkındaki resmimizi kökten değiştirdi. İnsan organizmasının elektriksel dengesi, çevreyle etkileşimden etkilenir. Deniz, iyi bir elektrik iletkeni olduğu için, bedeni elektrostatik yüklerden boşaltan bir araç gibi işlev görebilir; bu da yalnızca ruhsal iyilik hali değil, bedensel rahatlama da sağlar.

Denizde hissettiğiniz canlanma duygusu yalnızca psikolojik değildir. Bu, beden ile gezegen arasındaki elektriksel ilişkiye dayanan fiziksel bir olgudur. Sizi elektriksel olarak yalıtan bir dünyada yaşıyorsunuz. Kauçuk tabanlı ayakkabılar, sentetik malzemeler ve yalıtılmış binalar, bedeninizden Dünya'ya doğal elektrik yükü akışını engeller.
Son derece hassas bir elektrokimyasal sistem olan bedenimiz statik elektrik biriktirir ve Dünya'nın doğal elektrik alanından yalıtılır. Bu yalıtım, uyku bozuklukları, stres ve enerji eksikliği gibi olgulara katkıda bulunan olası bir etken olabilir.
Deniz, mükemmel bir doğal iletken olarak bu sürece müdahale eder. İyonlar (çözünmüş tuzlar) bakımından yüksek içeriği, elektrik yükünü etkin biçimde taşımasını sağlar. Bedenimizi deniz suyuna daldırdığımızda, ikili bir elektriksel dengelenme gerçekleşir. Beden, birikmiş statik elektrikten doğrudan boşalır, bu elektrik denizin devasa iletken kütlesine doğru bir kaçış yolu bulur, ve aynı zamanda beden, su aracılığıyla doğrudan Dünya'ya elektriksel olarak bağlanarak topraklanır.

Devasa bir serbest elektron deposu gibi işlev gören gezegenle bu bağlantı, elektronların organizmaya doğru akmasını sağlar.
Bu aktarım önemsiz değildir; bedenin biyoelektrik dengesinin yeniden sağlanmasına katkıda bulunduğu düşünülür ve derin bedensel rahatlama ile iyilik hali duygusuna bilimsel bir açıklama sunar.
Journal of Inflammation Research ve Journal of Alternative and Complementary Medicine gibi dergilerde yayımlanan yeni bilimsel çalışmalar, bu elektronların güçlü antioksidanlar gibi davrandığını öne sürüyor.
Zararlı serbest radikalleri nötralize ederek, birçok kronik hastalığın kökeninde yatan oksidatif stresi ve iltihabı büyük ölçüde azaltıyorlar. Bu bulgular, "topraklamanın" (earthing) kronik iltihapları önemli ölçüde azaltabileceğini, stres hormonu kortizolü düzenleyerek uyku kalitesini iyileştirebileceğini ve kanın akışkanlığını artırarak kardiyovasküler sorun riskini azaltabileceğini gösteriyor.
Soru: Yerçekimsiz ortamlarda spor yaptınız mı hiç? Astronotlar uzay yolculuklarından önce nerede hazırlanıyor? Deniz ayakkabısı giyiyor musunuz? Denizden sonra, havlusuz ve deniz ayakkabısız, ve elbette şemsiyelerden uzakta, plajdaki kumla temas etmeyi deneyin. Deneyde kaydettiğiniz parametreler iyileşiyor mu? Deneyin!
Dolayısıyla denizde yüzmek, dinlenmeden fazlası. Bu, biyoelektrik devremizi gezegenle yeniden birleştiren bir eylem; hissettiğimiz derin iyilik hali ve bedensel rahatlama duygusuna makul bir açıklama sunan doğal bir "yeniden şarj" biçimi.
Yukarıdaki gözlemlerin ötesinde, kışın ve yazın denizle günlük temas, özellikle erişimin daha kolay ve yaşam tarzının farklı olduğu ada bölgelerinde, yalnızca denizin ve güneşin verebileceği aynı iyilik hali ve keyfi paylaşan insan toplulukları yaratır. Bir araya gelen insanlar deneyimlerini paylaşır, sosyal bağları güçlendirir ve kolektif bir yükselme yaşarlar. Su sakinleştirir, güneş uyandırır ve topluluğa katılım var oluş biçimini değiştirir.
Bu bağları, bianet için yazdığım önceki bir yazıda da anlatmıştım: Kos'tan bir mektup: Kardeşim Yılmaz'a, burada Kos'taki yakın bir arkadaşıma seslendiğim bir mektup, bir zamanlar bizi coğrafi olarak ayıran aynı denizin, bizi bir o kadar da birleştirebileceğinin bir kanıtı.

Sonuç olarak, güneşin ve denizin insan iyilik hali üzerindeki olumlu etkisi yalnızca romantik bir fikir değil; belirli fiziksel ilkelere dayanıyor.
Bir yandan, güneş ışınımına ölçülü maruz kalma, sirkadiyen ritmimizin düzenlenmesi için belirleyicidir ve uykuyu, enerjiyi ve ruh halini olumlu etkiler. Aynı zamanda bedenimiz, melanin üretimi yoluyla ultraviyole ışınıma karşı doğal bir savunma geliştirir.
Öte yandan deniz, bedenin elektriksel olarak boşalmasını sağlayan ve bir rahatlama hissi sunan doğal bir iletken olarak işlev görür.
Bireysel biyolojik etkilerin ötesinde, bu doğal unsurlarla temas sosyal bağları güçlendirir; ortak deneyimleri ve kolektif bir iyilik hali duygusunu paylaşan insan toplulukları yaratır. Dolayısıyla güneşle ve denizle ilişkimiz, fiziksel durumumuzu ruhsal ve sosyal yaşamımızla birleştiren bütünsel bir deneyimdir.

On İki Adalar'da güneş, deniz ve fizik -1
(EMK)





