Her sabah güne sansürlü bir haberin, gözaltına alınan bir gazetecinin veya erişim engeli gelen bir sosyal medya hesabının haberini yayınlayarak başlamanın içimde büyüttüğü bir korku var. Bu duruma alışırsak korkusu. Sansürün en korkunç yanı da sansür olduğunun unutulması.
Adına sansür değil de erişim engeli diyorlar. Hoş bir tabir. Sansürden daha açıklayıcı, daha bizden. Sorgulatıyor bir kere. Neye erişmek istiyorum? Habere. Niye erişemiyorum? Engel var. Niye engellendi? Kim engelledi? Nasıl engellendi? Daha da can alıcı soru: Bu engeli nasıl aşarız?
bianet'in sosyal medya gönderilerini arşiv oluşturmak amacıyla derlerken 'erişim engeli' için ayrı bir kısım oluşturuyordum. Son bir aydaki tüm erişim engellerine toplu bir şekilde şahit olmak beni rutin haline gelmiş sansür haberlerinin dışına çıkardı.
Hadi size veri de sunayım; İFÖD’e göre yalnızca Eylül ayında en az 1.270 X hesabı erişime engellendi. Bu hafta itibarıyla Halk TV'ye kayyım atanmasıyla haber yayını kesildi ve milyonlarca yurttaşın haber alma hakkı engellendi. Üstelik bütün sosyal medya hesaplarına da erişim engeli kararı getirildi.
Yaşananların yurttaşlar üzerinde büyük bir yılgınlık yarattığı izlenimini veren bir atmosfer gözlemleniyor. Aslında söz konusu olan, tek bir amaç etrafında örgütlenemeyen parçalı kitlelerin arasından sızan “mutlak, yenilmez, sorgulanamaz” gücün hak hukuk tanımaz biçimde yetki kullanması.
"Yeni hesap açarız"
Haber alma hakkının korunabilmesi için bunu talep edenlerin bir araya gelerek bunu savunması beklenir. Gazetecilerin, haberlerini ve gazeteciliği savunması için çok az alanın kalmasının toplumsal bir yansıması olmayacak gibi düşünülüyor.
Nasılsa biri yine tweet atar, biri yine YouTube'da çıkar anlatır, birisi reels yapar izleriz. Sanki bu alanların sansürlenmesi ve yeni hesap oluşturmak gazeteciler ve basın kuruluşları için işten bile değil.
Yeni hesap açarız, sansürden kaçarız...
Sansürün yok ettiği hafızayı görmezden gelmek gazetecilerin bireysel emeklerini görmezden gelmekten daha da can sıkıcı. Bir haberin sansürlenmesi, bir sayfanın erişime engellenmesi aynı zamanda milyonlarca insanın hak mücadelesinin görünmez kılınması anlamına geliyor.
Bu durum bana her depremde kulağımda çınlayan "sesimi duyan var mı?" cümlesine, "yok" denilerek karşılık verilmiş gibi bir his veriyor. Evet sesimizi duyuyorlar ve duyulsun istemiyorlar. Sadece mağduriyet anlatısı için de yazmıyorum tüm bunları.
Hafızayı yok etmek, kenarda köşede kalmış eski güzel günleri de hedef alıyor. Bugün yaşananlarla karşılaştırmamıza ve berbat halimize ufak bir serzenişte bulunmamıza sebep olma ihtimaline bile içten bir "maazallah" çekiyorlar.
İsyan büyük günah! Karşılaştırmak da öyle. Sansür kıyas kabul etmiyor.
Klişe cümlelerini aşabilir miyiz?
"Bugünlere nasıl geldik", yok efendim "sarı öküzü vermeyecektik" gibi artık klişeleşmiş cümleleri duymaktan çok yorulduğumuzu tahmin ediyorum.
Sansüre karşı çözüm yolları aramanın ya da tarif etmenin her zaman kıymetli olduğuna inanıyorum. Yan yana kaleme, kağıda sahip çıkmak başka bir umut yaratıyor. Bir "geçmiş olsun, yalnız değilsiniz" mesajının bile dayanışmayı büyüttüğünü görüyorum.
Ben yine umuduma sarılarak sansürlenen haberleri derlemeye gidiyorum. Onlara da erişim engeli gelirse sizi Kadıköy'e, saat 18.00'da basın açıklamamıza bekliyoruz. Gazetelerinizi bayilerinizden, gazetecilerinizi Vatan Emniyet'ten, haber alma hakkınızı iktidardan ısrarla isteyiniz.
(EB/FY)







