“Çocuğu korumanın en güçlü yolu, onun sorunlarını daha büyümeden duyabilmektir.”
22 Eylül sabahı Manisa’nın Turgutlu ilçesinde, İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi önünde yaşanan silahlı saldırı hepimizi bir kez daha derinden sarstı. Sabah saatlerinde meydana gelen saldırıda çok sayıda öğrenci yaralandı; güncel bilgilere göre 11 öğrencinin yaralandığı, iki öğrencinin durumunun ağır olduğu bildirildi. Olayın okul öğrencisi olduğu belirtilen bir çocuk tarafından gerçekleştirildiği ve adli soruşturmanın sürdüğü açıklandı.
Öncelikle yaralanan öğrencilerimize acil şifalar, ailelerine sabır diliyoruz.
Ancak artık şu soruyu daha yüksek sesle sormamız gerekiyor:
Okullarımızı gerçekten nasıl güvenli hale getireceğiz?
Biz ilk günden beri söylüyoruz:
Okullarda güvenliği yalnızca güvenlik görevlisi, kamera, turnike, duvar ve kapı sayısını artırarak sağlayamayız.
Elbette okulların fiziksel güvenliği sağlanmalı. Çocuklarımızın okula girerken ve okuldan çıkarken kendilerini güvende hissetmeleri için gerekli güvenlik önlemleri alınmalı. Fakat güvenlik politikası yalnızca olay gerçekleştikten sonra devreye giren bir mekanizmaya dönüşürse, asıl sorunun önemli bir bölümünü gözden kaçırmış oluruz.
Çünkü okul güvenliği yalnızca “dışarıdan gelecek tehlikeyi engellemek” değil.
Okul güvenliği aynı zamanda;
Çocuğun öfkesini fark etmektir.
Yalnızlığını fark etmektir.
Zorbalığa uğrayıp uğramadığını anlamaktır.
Aile içindeki sorunlarını görebilmektir.
Arkadaş ilişkilerini takip etmektir.
Dışlanmayı, şiddeti ve travmayı erken fark etmektir.
Çocuğun yardım çağrısını duyabilmektir.
İşte tam da burada Psikolojik Danışma ve Rehberlik (PDR) hizmetleri ile sosyologların okullardaki varlığı hayati önem taşıyor.
Bir okulda yüzlerce öğrenci bulunurken bir PDR uzmanının onlarca farklı öğrenci, veli, öğretmen ve idari sorunla aynı anda ilgilenmesini beklemek, rehberlik hizmetini gerçek anlamından uzaklaştırıyor.
PDR uzmanı yalnızca sınav dönemlerinde öğrencinin ders çalışma programını hazırlayan kişi değildir.
PDR uzmanı; öğrencinin psikososyal durumunu takip etmeli, akran zorbalığını erken fark etmeli, şiddet eğilimi ve riskli davranışlarla ilgili erken uyarı mekanizmalarında yer almalı, öğrencilerin yaşadığı travmaları takip etmeli, ailelerle iletişim kurmalı, öğretmenlerle birlikte öğrenciyi bütüncül biçimde değerlendirmeli, gerektiğinde ilgili uzman ve kurumlara yönlendirme yapmalı.
Bunun yapılabilmesi için de PDR uzmanlarının norm kadroları güçlendirilmeli.
Bir rehber öğretmeni yüzlerce öğrencinin bütün sorunlarını tek başına çözmek zorunda bırakan sistem, öğrenciyi de öğretmeni de yalnız bırakıyor.
Bir başka önemli ihtiyaç ise okullarda sosyologların görev yapması.
Çünkü öğrenciyi yalnızca bireysel özellikleri üzerinden değerlendirmek yeterli değil.
Çocuğun içinde yaşadığı aileyi, mahalleyi, arkadaş çevresini, ekonomik koşulları, sosyal ilişkilerini ve toplumsal çevresini de anlamamız gerekir.
Sosyolog okul ile toplum arasında önemli bir köprü oluşturabilir.
Bir öğrencinin neden sürekli öfke yaşadığını, neden okuldan uzaklaştığını, neden arkadaşlarıyla çatıştığını veya neden kendisini toplumdan soyutladığını anlamaya çalışırken yalnızca öğrenciye bakmak yeterli değil.
Bu nedenle okullarda PDR uzmanı, sosyolog, öğretmen, okul yönetimi ve aile arasında düzenli çalışan bir erken uyarı ve destek sistemi kurulmalı.
Burada güvenlik görevlilerini küçümsemek ya da güvenlik tedbirlerini önemsiz görmek gibi bir yaklaşım kesinlikle söz konusu değil.
Tam tersine:
Fiziksel güvenlik de gereklidir, psikososyal güvenlik de.
Bir güvenlik görevlisi okulun girişini kontrol edebilir.
Kamera okul çevresini görüntüleyebilir.
Turnike okul girişini denetleyebilir.
Ancak hiçbir kamera bir çocuğun iç dünyasını göremez.
Hiçbir turnike bir öğrencinin yaşadığı travmayı anlayamaz.
Hiçbir güvenlik görevlisi bir öğrencinin günlerdir içine kapanmasının nedenini tek başına tespit edemez.
İşte bu nedenle güvenlik ile rehberlik birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
Artık olay olduktan sonra değil, olay olmadan önce harekete geçmeliyiz
Ancak yaşanan olay bize çok önemli bir gerçeği yeniden hatırlatmaktadır: Okullarımızda çocukların sorunlarını erken fark edecek güçlü mekanizmalara ihtiyacımız var.
Bugün güvenlik önlemlerini artırabiliriz.
Yarın başka bir olay yaşandığında yine güvenlik önlemlerini artırabiliriz.
Ama asıl mesele şudur:
Bir çocuğun şiddete yönelmeden önce yardım isteyebileceği bir okul sistemi oluşturabiliyor muyuz?
Bir çocuk “Ben iyi değilim.” dediğinde onu duyabiliyor muyuz?
Bir öğrenci arkadaşının değişen davranışlarını fark ettiğinde bunu güvenle bir yetişkine aktarabiliyor mu?
Bir öğretmen öğrencisindeki ciddi davranış değişikliğini gördüğünde bunu takip edecek uzman desteğine sahip mi?
Bir aile çocuğuyla ilgili yardım istediğinde okulda onu karşılayacak yeterli uzman var mı?
Bu soruların cevabı, okul güvenliğinin geleceği açısından son derece önemlidir.
Eğitim sistemimizin temel hedeflerinden biri yalnızca akademik başarı olmamalıdır.
Çocuğun kendisini güvende, değerli ve ait hissettiği bir okul yaratmak da eğitimin temel görevlerinden biridir.
Bunun için; PDR normları artırılmalı, okullara yeterli sayıda sosyolog atanmalı, öğretmenlerin riskli durumları fark edebilmesine yönelik eğitimler artırılmalı, akran zorbalığı ve okul şiddetiyle mücadele programları güçlendirilmeli, öğrenci-aile-okul arasındaki iletişim mekanizmaları geliştirilmeli.
Ve en önemlisi: Çocukların sesini dinleyen bir okul kültürü oluşturulmalı.
Çünkü bazen bir çocuğun söylediği küçük bir cümle, büyük bir sorunun ilk işareti olabilir.
Bazen bir öğretmenin fark ettiği küçük bir davranış değişikliği, bir öğrencinin hayatını değiştirebilir.
Bazen bir PDR uzmanının yaptığı doğru görüşme, bir krizin büyümesini engelleyebilir.
Bazen bir sosyoloğun aile ve çevreyle kurduğu bağ, çocuğun yeniden topluma tutunmasını sağlayabilir.
Bugün çocuklarımızın okul kapısından içeri girerken yalnızca güvenlik görevlisiyle değil, kendisini anlayacak öğretmenlerle, PDR uzmanlarıyla, sosyologlarla ve güçlü bir sosyal destek sistemiyle karşılaşmasını istiyoruz.
Çünkü güvenli okul, yalnızca silahın içeri girmediği okul değildir.
Güvenli okul; çocuğun korkmadan konuşabildiği, sorununu anlatabildiği, dışlanmadığı, zorbalığa uğradığında yardım alabildiği ve ihtiyaç duyduğunda yanında bir yetişkin bulabildiği okuldur.
Bu nedenle çağrımız açıktır:
Okulların güvenliğini yalnızca güvenlik politikalarına indirgemeyin.
PDR uzmanlarının norm kadrolarını artırın.
Okullara sosyolog atayın.
Erken uyarı ve psikososyal destek sistemlerini güçlendirin.
Çocukları olay olduktan sonra değil, olay olmadan önce koruyun.
Çünkü çocuklarımızın ihtiyacı yalnızca daha yüksek duvarlar değil; daha güçlü sosyal bağlar, daha fazla uzman ve onları gerçekten dinleyen bir eğitim sistemidir.
“Bir çocuğu korumak, yalnızca onu tehlikeden uzak tutmak değil; tehlikeye sürükleyen yalnızlığı, şiddeti ve çaresizliği zamanında fark etmektir.”
(AÖ/NÖ)







