2026 yılının henüz ikinci ayında, bildiğimiz kurum ve kurallar dünyasının sarsıntılarına derinden tanıklık ediyoruz. Bunlardan biri de doğrudan telaffuz edilen ‘ulus devlet’ meselesi. 21. yüzyılın siyaset felsefesi, kabaca ifade edecek olursak, ulus-devletin krizi ve temsili demokrasinin tıkanıklığı üzerinden yol aldı/alıyor. Tam da böylesi güncel bir kriz anında, dünyanın iki farklı ucundan iki düşünür, Japon filozof-Hegel uzmanı Kojin Karatani ve PKK Lideri Abdullah Öcalan, şaşırtıcı derecede benzer bir tarihsel kazı yaparak hem bu yüzyılın her şeyi dönüştüren ulus-devlet gerçekliğine hem de geleceğin toplumunu geçmişin “bastırılmış” hakikatlerinde arıyorlar.
Bu yazının amacı da bu arayışa dair kısa bir kazı yapmaktır. Bu anlamda Karatani’nin “İzonomi” kitabı ile Öcalan’ın Savunma metinleri üzerinden bir odak kurmak istiyorum. Karatani, Antik Yunan’ın İyonya kıyılarında “İzonomi”yi bulurken; Öcalan, Mezopotamya’nın neolitik köklerinde “Demokratik Uygarlığı” ve “Ahlaki Politik Toplumu” yeniden gündem yapıyor. Bu çerçevede, Karatani’nin bu kitabı üzerinden “Öcalan’ın İzonomisi” ve imkanları ve Karatani ile kesiştiği durumları açığa çıkarmak temel derdim olacak.
Öncelikle Kojin Karatani, İzonomi ve Felsefenin Kökenleri adlı eserinde neyi anlatıyor ona bakmak gerek. Çok özet şekilde ifade etmek gerekirse Karatani, yerleşik siyaset bilimi ve felsefe tarihinin yerleşik bazı dogmalarını bozan bir ayrım yapıyor. Bu ayrım, “Atina Demokrasisi ile İyonya İzonomisi” arasındaki uzlaşmaz çelişkiye dikkattir.
Isonomia
O halde izonomi nedir? En kısa haliyle “hükmetmenin olmadığı eşitliktir.”
Karatani’ye göre “İzonomi” (Isonomia), modern sözlüklerin iddia ettiği gibi sadece “yasa önünde eşitlik” demek değildir. Kelime anlamı itibariyle iso- (eşit) ve -nomos (yasa/kural) köklerinden gelse de İyonya pratiğinde bu kavram “yönetimin/hükmetmenin olmaması” anlamına gelir. Karatani, Atina demokrasisinin demos ve kratos kelimelerinin birleşimi olduğuna dikkat çeker. Buna göre ‘demokrasi, bir sınıfın (çoğunluğun) azınlık üzerinde hükümranlık kurmasıdır.’ Oysa İzonomi, arkhe’nin (başlangıç, ilke ama aynı zamanda yönetim/komuta) reddidir. Yani esastan bir reddeden bir öz taşır; yöneten ve yönetilen ayrımının bulunmadığı bir siyasal örgütlenmedir.
Peki neden Atina değil de İyonya? Karatani bu sistemin İyonya’da doğuş nedenini “mekân” ve “hareketlilik” üzerinden açıklar. İyonya, kabile bağlarını kopararak gelen göçmenlerin kurduğu kolonilerdir. Burada yerleşik kan bağları, soyluluk ve geleneksel hiyerarşi yoktur. İnsanlar “bir sözleşme topluluğu” olarak bir araya gelmiştir. Karatani’nin en kritik tespiti şudur: İyonya’da insanlar, eşitsizlik veya baskı hissettikleri an “başka bir yere gitme/göç etme vs.” özgürlüğüne sahipti. Bu hareketlilik, iktidarın merkezileşmesini ve devletin oluşumunu engelliyordu. İzonomi, devletin bir lütfu değil, insanların devletsiz yaşayabilme kapasitesinin bir sonucuydu.
Karatani’nin İyonya için yaptığı bu arkeolojinin benzeri, Öcalan’ın Mezopotamya ve Neopolitik Toplum için yaptığı biliniyor. Öcalan’ın geliştirdiği “Demokratik Modernite” paradigması, “izonomi” kavramının güncel, politik ve sistemsel bir karşılığı olarak okunabilir.
Öcalan, Özgürlük Sosyolojisi ve diğer savunmalarında, devleti “toplumun üzerindeki en büyük yük” ve “özgürlüğün inkârı” olarak tanımlıyor. Karatani’nin Atina demokrasisini “çoğunluğun yönetimi” olarak eleştirmesi gibi, Öcalan da klasik ulus-devlet demokrasisini ve iktidar odaklı sosyalizmi reddediyor. Ona göre; “Devletler idare eder, demokrasiler yönetir. Devletler iktidara, demokrasiler kolektif rızaya dayanır”. Öcalan’ın bu tanımı, Karatani’nin “hükmetmenin olmadığı düzen” tanımıyla bire bir örtüşür. Öcalan için ideal toplum, (özellikle savunmalarından 5.ciltte ifade ettiği üzere) iktidarın olmadığı değil, iktidarın topluma yayıldığı ve sönümlendiği, devletleşmeyen bir yönetim biçimidir.
Doğal toplum üzerinde biraz daha durmak gerekir. Öcalan’a göre insanlık tarihinin yüzde 98’ini oluşturan klan ve doğal toplum döneminde, “imtiyazsız, sınıfsız, hiyerarşisi olmayan, sömürü tanımayan” bir yaşam biçimi hakimdir. Bu toplumda yöneten bir “erk” yani devlet yoktur; dayanışma ve ortaklaşa yaşam esastır. Bu, Karatani’nin arkhe’nin (yönetim/komuta) yokluğu olarak tanımladığı izonomi durumudur. Öcalan, hiyerarşik devletin ve onun zirvesi olan “ulus-devlet”in ortaya çıkışını, doğal toplumun gasbedilmesi ve toplumun “nesneleştirilmesi” olarak görüyor. Haliyle devletin doğuşu, toplumun kendi kendini yönetme yeteneğinin (politikanın) elinden alınması ve bir “zor aygıtına” devredilmesidir.
Karatani, İyonya filozoflarının doğa felsefesinin aslında politik bir duruş olduğunu, nomos (yasa/gelenek) yerine physis (doğa/evrensel ilke) üzerinden insana baktıklarını belirtir. Öcalan da benzer şekilde, pozitif hukukun, devlet yasaları diyelim, toplumsal ahlakı gasp ettiğini belirtir ve bunun yerine “Ahlaki ve Politik Toplum”u koyar. Öcalan’a göre, ahlaki ve politik toplum, devletin yasalarına ihtiyaç duymadan, toplumun kendi öz vicdanı ve zihniyet gücüyle karar aldığı, tartıştığı ve eylediği toplumdur. Bu, Karatani’nin bahsettiği, dışsal bir zorlama olmadan işleyen İyonya düzeninin, “Öcalan İzonomisi”ndeki karşılığıdır.
Karatani vs. Öcalan
Karatani ve Öcalan’ın düşünceleri, sadece iktidar eleştirisinde değil, alternatifin inşasında da kritik birkaç düzlemde kesişir.
Bunlardan ilki mekânın diyalektiğidir. Karatani, İyonya’daki özgürlüğün temelini, insanların baskı gördüklerinde “hareket etme” ve sistemi terk etme yeteneğine bağlıyor. Öcalan’ın siyaset felsefesinde de kabul edilecektir ki “mekân” stratejik bir öneme sahiptir. Öcalan, hiyerarşik devlet uygarlığına (Sümerlerden bugüne) karşı direnenlerin hep “dağlara, çöllere ve ormanlara" çekildiğini, yani merkezi uygarlığın mekânsal denetiminden kaçarak kendi “demokratik uygarlıklarını” koruma çabasına girdiklerini uzun uzadıya anlatıyor. Karatani’nin “göçmenlerin kurduğu özgür koloniler” fikri, Öcalan’da “devlet dışı alanlarda kurulan komünler” fikrine dönüşür. Öcalan’ın bir sentez olarak ifade ettiği “Demokratik Konfederalizm” önerisi, katı ulus-devlet sınırlarını (mekânı donduran yapıyı) anlamsızlaştıran, “sınırları bir köprü olarak görüp” esnek ve geçişken bir mekânsal örgütlenmeyi ön plana çıkarıyor. Bu, İyonya’nın hareketli ve sınır tanımayan izonomik yapısının güncel bir yorumudur.
İkinci başlık demokratik birlik meselesidir. Karatani, Atina tipi demokrasinin “bir sınıfın diğerine hükmetmesi” olduğunu söyler. Öcalan da ulus-devleti, “toplumun üzerindeki demirden kafes" ve homojenleştirici bir “canavar” olarak tarif eder. Her iki isim de “Birlik” kavramını devletten ayırır. Karatani’nin İyonya’daki şehirlerin gevşek ve eşitlikçi birliği fikri, Öcalan’da “Demokratik Konfederalizm” olarak sistemleşir. Öcalan’a göre bu sistem, “devlet olmayan siyasi yönetim biçimidir”. Piramit tarzı bir örgütlenme ile tabandan (komün, köy, mahalle) tavana doğru giden, yöneten-yönetilen ayrımının silikleştiği bir yapıdır. Bu durum, Karatani’nin “hükmetmenin olmadığı eşitlik” tanımının, modern karmaşık toplumlara uyarlanmış halidir.
Üçüncüsü ekonomik bağlamdır. Karatani fikriyatında geleceğin toplumunu özgürlük ve karşılıklılık olarak tanımlar ve bunun ilkel komünal toplumun yüksek bir düzeyde geri dönüşü olduğunu söyler. Öcalan da benzer bir tarihsel diyalektik kurar. Ona göre de neolitik/komünal toplumun değerleri, kapitalist moderniteye rağmen yok olmamış, “demokratik uygarlık” nehirleri boyunca akarak günümüze gelmiştir. Öcalan’ın “komünal ekonomi” ve “ekolojik endüstri” önerisi, Karatani’nin izonomisindeki ekonomik eşitlik temeline dayanıyor. Karatani’ye göre izonomi, sadece yasal eşitlik değil, ekonomik bağımlılığın yani borç köleliğinin olmadığı da bir durumdur.
Bu üç düzlem dışında belki şu ifade edilebilir.
Kojin Karatani ve Öcalan, farklı coğrafyaların ve farklı teorik geleneklerin içinden gelseler de aynı “Hâkikat Rejimi”ne işaret ediyorlar. En azından İzonomi kitabı üzerinden bakınca bunu net görüyoruz. Her ikisi de kurtuluşu “ileride”, “modernleşmede” veya “devleti ele geçirmekte” değil; tarihin başlangıcında var olan ama hiyerarşik uygarlık tarafından bastırılan o “özgür an”ın (İyonya veya Neolitik Toplum) güncellenmesinde görüyorlar. Bu noktada müthiş bir uyum yakalıyorlar.
Dahası ve bence en heyecan verici durum şudur: Karatani’nin “İzonomi”si, Öcalan’ın felsefesinde soyut bir tarihsel kategori olmaktan çıkarak, Demokratik Modernite (ve saç ayakları ile) adıyla ete kemiğe bürünüyor. Öcalan, Karatani’nin “yönetensiz yönetim” idealini, halk meclisleri, komünler, eşbaşkanlık sistemi ve öz savunma araçlarıyla donatarak, ona bir “beden” kazandırıyor. Soyut dünyada somut zemine çekerek pratikleştiriyor.
Sonuç olarak, “Öcalan İzonomisi” denilebilecek bir gerçeklik var. Devletin sönümlendiği, siyasetin toplumsallaştığı, ekonominin komünleştiği ve insanın yasa/devlet tarafından değil, kendi ahlaki ve politik doğası tarafından yönlendirildiği bir “Üçüncü Yol” inşasıdır. Bu inşa, Karatani’nin deyişiyle tarihsel olarak aşıldığı veya yok edildiği sanılan özgürlük ve eşitlik biçimlerinin, baskıcı sistemler içinde tanrısal bir ses veya etik bir zorunluluk olarak, irade dışı bir şekilde yeniden ortaya çıkması anlamına gelen “bastırılanın geri dönüşü”, Öcalan’ın deyişiyle ise “tarihin ana mecrasında, demokratik uygarlık nehrinde tekrar akmasıdır”.
Bu izonomi, iktidarı hedeflemeyen, aksine iktidarı çözerek özgürleşen radikal bir politik duruştur.
(SB/TY)






