Nikaragua: Sandinist devrim, Ortega, seçimler ve ABD
Nikaragua’da 2007’den bu yana iktidarda bulunan Daniel Ortega’nın ülkede yapılması beklenen seçimlere ilişkin söyledikleri geniş ilgi, hatta tepkilerle karşılandı. Sandinista Ulusal Kurtuluş Ordusunun 45 yıllık Somoza diktatörlüğüne son verdiği devrimin 47. yıldönümü dolayısıyla başkent Managua’nın Plaza de la Fe meydanında 70 bin kişinin katıldığı belirtilen törende yaptığı konuşmada “artık seçim filan yok” dediği, özellikle Batı kaynaklı medyada yaygın olarak yer aldı.
Muktedirlerin iktidarlarını kaptırmamak için her yolu denedikleri günümüzde böyle bir haberin ilgi görmesi olağan. Özellikle böylesi toplumlarda Ortega’ya o sözlerinden dolayı gösterilen ilgi veya tepki, bir anlamda dolaylı yoldan bir muhalefet refleksidir denilebilir. Ancak gözden kaçırılmaması gereken Nikaragua’nın ABD’nin “arka bahçesi”ndeki hedef ülkelerden biri olduğu. Aynen Küba, Venezuela gibi. Bazı çevreler, Nikaragua için “Güney Amerika’daki Kuzey Kore” diyor.
Bir çeviri hatası mı?
İbrahim Varlı, Birgün’de yayınlanan “Bir yalanın anatomisi – Ortega seçimleri kaldırdı mı?” başlıklı yazısında, söz konusu haberin nasıl bir çeviri hatasından (çarpıtılmasından da diyebilirsiniz!) kaynaklandığını ayrıntılı olarak yazdı. Kısacası Ortega “artık seçim filan yok” dememiş, özellikle ABD’nin kışkırttığı “karşı devrimciler” olarak nitelediği muhalefeti hedef alarak lafı “bundan sonra bu halk sizi seçmeyecek” demeye getirmişti. Bizde işin bu tarafı üzerinde pek duran olmadı. Oysa tam Faruk Bildirici’nin medya eleştirilerinde değindiklerine benzer, üstelik uluslararası ölçekte bir örnek.
Bizim eski ODTÜ’lerin SFK yazışma grubunda da Ortega’nın dedikleri, yaptıkları tartışıldı. Bir dönemin devrimci gerilla liderinin nasıl tek adama dönüştüğü, örneğin eski mücadele arkadaşlarını bile tutuklattığı, eşini eş başkan yaptığı, muhalefeti yok etmeye çalıştığı, hatta özel yaşamında da sorunlar olduğu, tacizle suçlandığı anlatıldı. Ortega’ya yönelik bu tür yoğun eleştiriler yeni değil. Kuşkusuz ülkenin nasıl bir süreçten geçerek bugüne geldiğine bakmak gerekir. Geçen yıl bianet’te yayınlanan “Nikaragua yeniden ayağa kalkacak” başlıklı çevirinin özeti şöyle verilmiş:
“1979 Temmuzunda, 43 yıllık Somoza diktatörlüğünü yıkan Sandinist Ulusal Kurtuluş Cephesi, Nikaragua için bir umut ışığı yakmıştı. Bu ışığın sönmesi için ABD destekli ‘Kontralar’ devreye sokuldu ve ülke kan gölüne dönüştürüldü. On yıl boyunca yaşanan savaş ve yıkım sayesinde, 1990 seçimlerinde Sandinistlerin iktidardan düşmesi sağlandı. Nikaragua’nın içine itildiği siyasi girdap, bugünkü diktatörlük rejimine varacak yolu açtı.”
Nikaragua yeniden yükselecek
Eş Başkan Ortega’nın muhalifleri
Beş yıl önce, Ayşegül Özek Karasu’nun Haber Türk’te yayınlanan “Diktaya karşı savaşıp sonra nasıl diktatör olunur” başlıklı yazısında, siyasal magazin diyebileceğimiz bir söylemde Nikaragua’daki gelişmeler ve Ortega anlatılıyor. Aynı tarihlerde benzeri, ama biraz daha akademik bir dille kaleme alınmış bir başka yazı “Nikaragua Başkanı Ortega: Devrimciden mutlak efendiye” başlığıyla Independent Türkçe’de yayınlanmış.
Ortega rejimi ülke dışından da yoğun bir muhalefetle karşı karşıya. Papa Francis bile bu muhalefet cephesinde yer almış. Nikaragua’da Katolik kilise kurumlarına ve din adamlarına uygulanan yaptırımlar nedeniyle Avrupa sağının komünizmi faşizmle aynılaştıran tutumunu yansıtan bir açıklama yapmış, Ortega’nın Hitler’e benzediğini söylemiş. Bunun üzerine Ortega yönetimi Vatikan’la ilişkileri kesme kararı almış.
BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Volker Türk, Ortega’nın seçimler konusunda söylediklerine karşı çıkanlardan biri. Açıklamasında; Nikaragua’da yurttaşlık haklarının ve siyasal özgürlüklerin kısıtladığını, muhalif görüşte olanların seçimlere katılmasını yasaklamaya yönelik tehditlerin endişe verici olduğunu söylemiş. Öte yandan Komiserliğin 2025 yılında BM Genel Kuruluna sunduğu 16 sayfalık raporda Nikaragua’da yaşananlara ilişkin ayrıntılı tespitler ve tavsiyeler var.
Devrimin kendi karşıtına dönüşmesi
Bizde konuya ilişkin en kapsamlı siyasal değerlendirme Çağatay Anadol’dan geldi. Anadol, T24’de yayınlanan “Bir devrim kendi karşıtına nasıl dönüşür” başlıklı yazısında Nikaragua’daki gelişmeleri ana çizgileriyle anlattıktan sonra sol taraftan gelen devrimlerin, yaşanmış ve yaşanabilecek olumsuz sonuçları üzerinde duruyor. Çağatay Anadol özetle şöyle diyor:
“Bir rejimin ne kadar ileri olduğunu yalnızca yaptığı reformlara bakarak anlamak mümkün değil; iktidarın toplum içinde ne kadar dağıtıldığına, yöneticilerin ne ölçüde denetlendiğine ve halkın onları değiştirme hakkına sahip olup olmadığına da bakmak gerekiyor.
“Emekçilerin sahiplenmediği, örgütlü biçimde denetlemediği ve gerektiğinde değiştiremediği hiçbir iktidar ilerici niteliğini koruyamıyor. Rejim giderek dar bir yönetici çekirdeği devrimle özdeşleştiriyor; sonunda korunan şey onların iktidarı oluyor.”
Nikaragua’da zamanında ABD destekli Kontralara karşı verilen savaş, iktidar ele geçirildikten sonra barış koşullarında da kendine özgü devrimci yöntemlerle kitlesel olarak sürdürülmeliydi, sorun böyle bir kitleselliğin sağlanamaması denilebilir. Bu gereklilik bugün için de söz konusu. Zira, ABD’nin müttefikleriyle birlikte Nikaragua’ya karşı, içten ve dıştan, örtülü bir biçimde, hatta zaman zaman açıkça giriştiği saldırılar ortadan kalkmış değil. Nikaragua’dan söz ederken gelişmelerin bu yanını gözden kaçırmamak gerekiyor.
Jose’nin düşürdüğü SAT uçağı
Tam kırk yıl önce Ekim 1986’da, Nikaragua’nın yağmur ormanlarında Kontralara karşı savaşan Sandinista gerillalarının düşürdüğü bir uçakla ortaya çıkan gerçekler, bu ülkeye ve diğer ülkelere karşı ABD’nin yürüttüğü sözde örtülü savaş yöntemlerinin çok açık bir örneği.
19 yaşındaki Jose, üzerlerinde uçan kuşkulu hedefe omuzundaki Sovyet yapımı Manpad silahından bir füze fırlatır ve uçağı düşürür. Southern Air Transport SAT kargo taşımacılık şirketine ait uçaktan sağ kurtulan CIA ajanı Eugene Hasenfus’u gerillalar esir alır. Uçak kontralara cephane taşımaktadır.
CIA ile bağlantılı SAT kargo taşımacılık şirketinin Küba’dan, “Domuzlar Körfezi Çıkarması”ndan, Vietnam’a, Kamboçya’ya, İran-Irak Savaşına, hatta günümüzdeki Epstein rezaletine uzanan ilginç öyküsünü birkaç ay önce Haber Sol’da Yiğit Günay yazmış. Dış kaynaklardan, daha ayrıntılı bilgiler edinmek mümkün. Meraklısı bu bilgilerden yararlanarak bir kitap bile yazabilir. Baktım bulamadım, belki de yazılmıştır.
Nikaragua’nın dostları ne diyor?
Dış kaynaklar demişken, Nikaragua’da olup bitenleri bir de dostlarının yazdıklarından izlemenizi öneririm. Örneğin uluslararası katılımla oluşturulmuş bir dayanışma ağı olan “Nicaragua Solidarity Coalition” böyle bir bilgi kaynağı. Koalisyon; Latin Amerika ülkelerinin yanı sıra, ABD’nin çeşitli eyaletlerinden; İngiltere, İspanya. Fransa, İrlanda, İsveç gibi ülkelerdeki örgütlerden oluşuyor.
Bolivya’dan yayınlanan Kawsachun News, Güney Amerika’yı izleme konusunda bir başka önemli haber kaynağı. Örneğin, 25 yıldır Nikaragua’da yaşayan ve toplumsal projelerde görev alan ABD’li Becca Renk Foster’in yazdığı, geçtiğimiz günlerde Ortega’nın seçimler konusunda söylediklerine ilişkin kapsamlı bir yazıya bu sözünü ettiğimiz kaynaklardan ulaşabiliyorsunuz.
(AŞ/HA)
Mimarlıkta rahatsız edici sorular
Yüzyıllık tarih üzerine yenilemeler: İlk kurşunu kim attı?
Yedikulelerin esrarı, müzik ve siyaset
Trumpgillerin Arnavutluk sevdası: Edi Rama zor durumda
ARİF ŞENTEK ANALİZİ
Pakistan | Giden, gelen ve değişmeyen