Yazının başlığını Kuzey İrlandalı şair Seamus Heaney’nin 1975 yılında yayınlanan aynı adla yayınladığı şiirinden aldım. Geçen hafta basın kuruluşlarından gelen eylemlerine destek çağrısını görünce aklıma Heaney’nin bu şiiri geldi.
1995 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibi Heaney, bu şiirinde basının ve medya kuruluşlarının Kuzey İrlanda’daki soruna yaklaşımını inceliyor.
Basının, bilhassa yanlı tutumundan kaynaklanan sorunlu yaklaşımı nedeniyle Kuzey İrlanda’daki, özellikle de Katoliklerin gazetecilere duyduğu şüpheyi resmediyor. Hükümet yanlısı basın kuruluşlarının Kuzey İrlanda’daki sorunun kök nedenlerinden biri olan din temelli ayrımcılıktan nasıl söz etmediğini ayrıntılı bir biçimde tasvir ediyor. Katolik ve Protestan toplumların acılarını kamuoyuna doğru bir biçimde aktarmadığına işaret ediyor.
Bu sebeplerle şiirdeki anlatıcı, Kuzey İrlanda toplumuna bir gazeteciyle karşılaştığında ne söylerse söylesin hiçbir şey söylememesini salık veriyor. “Ne söylersen söyle, hiçbir şey söyleme” Kuzey İrlanda’da bir deyiş ve insanların başını belaya sokmamak için sıklıkla başvurduğu bir yöntem.
Doktora tezim için bu şiiri incelerken, Kuzey İrlanda’daki meseleleri ele alan basının özgürlüğünün tam anlamıyla sağlanması durumunda 30 yıl süren şiddetin ve çatışmanın daha kısa sürede sona erebilme ihtimalini düşünüp dururdum.
Heaney’nin 1970’li yıllarda nüfusu 1,5 milyon civarında olan Kuzey İrlanda için yazdığı bu şiir, günümüzde hâlâ geçerliliğini koruyor. Aşırı sağın ve baskıcı iktidarların yaygın olduğu günümüzde özgür basına ihtiyacımız giderek artıyor. Baskıcı iktidarlar hakikati gizlemek veya manipüle etmek için birçok yola başvuruyor. Basın kuruluşlarına ve gazetecilere yönelik baskı da bu yollardan biri.
İktidarlar çoğunlukla, toplumun her kesimi gibi gazetecilerin de susmasını istiyor. Ancak gazeteciler susmuyor. Mevcut siyasi iklimde dünyanın birçok yerinde gazeteciler, basın özgürlüğünü savunmak için sürekli mücadele ediyor.
Basın özgürlüğü için sokaklara
Hafta sonu gazeteciler, basın kuruluşları ve temsilcileri sokaklara çıktı. Ankara, İstanbul, İzmir, Eskişehir, Antalya, Adana, Kocaeli, Van ve Diyarbakır’da gerçekleştirilen eylemlere çok sayıda kişi katıldı. Açık alanlarda gerçekleştirilen bu açıklamalarda giderek artan baskılara dikkat çekildi ve basın özgürlüğüne ilişkin talepler kamuoyu ile paylaşıldı.
Çok sayıda gazeteci, sendikacı, sivil toplum örgütü temsilcisi ve siyasetçi, sokaklarda basın özgürlüğü taleplerini dile getirdi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) olarak biz de bu açıklamalara mümkün olduğunca katıldık. Ben de hafta sonu Van’daydım. Kent meydanında yapılan açıklamaya, Van’daki MYK üyelerimiz Kasım Kalkan ve Ayten Kıran ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Van Temsilcisi Emrah Kertiş’le birlikte katıldık. Ayrıca başka üye ve yöneticilerimiz de alandaydı.
Gazetecilerin ve basın kuruluşlarının, halkın haber alma hakkına ilişkin misyonlarını yerine getirirken çeşitli baskılara maruz kalması kabul edilemez. Haber takibi yapan muhabirin gözaltına alınması, haberin gözaltına alınmasıdır. Yazı yazan gazetecinin tutuklanması, bilginin kamuoyuna ulaşmasının engellenmesidir. Evrensel basın ilkelerine uygun haber yapan kurumun kapatılması, gerçeklerle toplum arasına duvar örülmesidir.
Gazeteciler ve basın kuruluşları hakikatin peşindedir
Gazeteci bir kişiden duyduğunu toplumun tamamına aktarır. Görünmez olanı görür ve görünür kılar. Duyulmaz olanı duyar ve duyulmasını mümkün kılar. Kayıt altına alınmayanı kayıt altına alır ve kayda geçirir. Zamana, tarihe not düşer.
Basın özgürlüğü sadece basın kuruluşları ve gazeteciler için değil, toplum için de kritik önemdedir. Gazeteciler hakikatin peşindedir. Hakikatin ortaya çıkarılması ise eleştirel bir göz gerektirir. Sorgulamak gazeteciliğe içkin bir niteliktir. Hakikatin peşinde olmak, gerçek gazetecilerin DNA’sında vardır.
Gazeteciler insan hakları savunucularıdır
İHD olarak Erzurum, Ağrı, Kars, Van ve Hakkari şubelerimiz ile Doğubayazıt Temsilciliğimizden üye ve yöneticilerimizle bir araya geldiğimiz etkinlikte yaklaşık otuz üye ve yöneticimiz bulunuyordu.
Toplantımıza Diyarbakır’dan MYK üyelerimiz ve bölge temsilcimiz de katıldı.
Sokağa çıkan gazetecilerle aynı gün Van’da bir araya geldiğimiz üye ve yöneticilerimizle birçok insan hakları meselesini konuştuk. Toplantımızda ele aldığımız hususlar arasında hak savunucularının bağımsızlığı, tarafsızlığın önemi, raporlama ve belgelemenin ihlalleri önlemedeki işlevi de vardı.
Evrensel basın ilkelerine bağlı çalışan gazeteciler özünde insan hakları savunucusudur.
Toplantımızda hak savunuculuğuyla ilgili konuştuğumuz Kürt meselesi, mülteciler, kadın hakları, çocuk hakları, LGBTİ+’lar, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar, yoksulluk vb. konular, gazetecilerin de ele aldığı konulardır.
Aynı şekilde, gazeteciler de biz insan hakları savunucuları gibi hakikati ortaya çıkarmak için ince eleyip sık dokur. Gerçeğe ulaşmak için iddiaları her yönüyle araştırır.
Hakikatin ortaya çıkarılması uzun ve meşakkatli olsa da sonucun bir sorunun veya ihlalin giderilmesine katkı sunması, bu yoldaki motivasyon ve güç kaynağıdır.
Gazetecilerin ve basın emekçilerinin, mesleklerinin doğası gereği yaşadığı zorlukların dışında ilave sorunlarla karşılaşmasının sonuçları vahimdir. İrlanda’daki halk deyişinde olduğu gibi, ne söylenirse söylensin hiçbir şey söylememe riski doğar. İnsanlar basına bir şey söylemediğinde, basının da topluma aktaracakları azalır.
Basın özgürlüğü toplumun meselesidir
Basın özgürlüğü ve gazetecilerin çalışma koşullarının güvence altına alınmasına dair ulusal ve uluslararası düzeyde birçok düzenleme ve belge mevcut. Öte yandan, basın kuruluşlarına ve gazetecilere karşı kullanılan bir çok düzenleme de var.
Gazetecilerin özgürce çalışabilmesi, bizlere haberleri ulaştırabilmesi için basın özgürlüğünü korumamız gerekiyor. Basın özgürlüğünü korumak için mevzuattan kaynaklanan sorunlar kadar uygulamaya da eğilmemiz gerekiyor.
Gazetecilerin ifade ve örgütlenme özgürlüğünü kullanabilmesi bireysel bir mesele değildir. Benzer şekilde, görevlerini yerine getirdikleri için herhangi bir baskı görme riskleri de bireysel bir meselenin ötesindedir. Gazetecilerin yaşadığı her türlü sorun toplumun genelini ilgilendirir.
Dolayısıyla bu sorunların çözümü de sadece gazetecilerin, basın kuruluşlarının ve temsilcilerinin değil, toplumun tamamının meselesi ve ortak sorumluluğudur.
Basın özgürlüğü için gazetecilerin yanında durmaya devam.
(Oİ/VC)







