Ulaştırma Bakanlığı kurye faaliyetlerinde "süre taahhüdünü" açıkça yasaklamasına1 rağmen Getir, Seda Sayan’ı oynattığı yeni reklamıyla bırakın 30 dakikayı “10 dakika teslimat” vaadinde bulunuyor.
Bu sadece bir reklam olarak görülemez; kuryelerin can güvenliğini hiçe sayan, bakanlık genelgesine meydan okuyan bir platform pervasızlığı ile karşı karşıyayız.
Kuryenin "yasal" yükü, şirketin "yasadışı" konforu
Kuryelik mesleği bugünlerde adeta iki farklı gerçeklik arasında sıkışmış durumda. Bir yanda, her geçen gün yeni bir mali ve idari yükümlülüğü tek başına omuzlayan kuryeler var.2 Kuryeler bugün; taşıma çantalarını ruhsatlarına işletmekten, motosikletlerine zorunlu UTTS (Ulusal Taşıt Tanıma Sistemi) taktırmaya kadar her türlü bürokratik süreci kendi imkanlarıyla yönetiyor.
Üstelik bu sadece bir başlangıç; P1 Yetki Belgesi’ni ciddi meblağlar ödeyerek satın alıyor, TS EN 13594 standardına uygun koruyucu eldiven genelgesine uyum sağlamak için ekipmanlarını yeniliyor ve önümüzdeki Mayıs ayında zorunlu hale gelecek olan Moto Kurye SRC – Kurye Faaliyet Belgesi’ni alabilmek için kurs yollarına düşüyorlar. En önemlisi de tüm bu yasal zorunlulukların maddi yükü, şirketler tarafından değil, bizzat kuryelerin kendi cebinden karşılanıyor.
Ancak madalyonun diğer yüzünde, milyar dolarlık platformların sınırsız konfor alanı duruyor. Kurye; güvenliği ve yasal statüsü için cebinden harcama yapıp devletin en küçük mikro denetimine dahi uyum sağlarken; devasa platformlar, bizzat bakanlık düzeyinde konulan en hayati yasakları delmekten çekinmiyor.
Ortada kuryenin canını korumaya yönelik, Resmî Gazete ile tescillenmiş açık bir süre taahhüdü yasağı varken, platformların bu "kural tanımazlık" imtiyazı sadece ticari bir tercih değil, açık bir sınıfsal adaletsizliğin ilanıdır. Kurye hukuka uymak için bedel öderken, platformların yasakları bir pazarlama malzemesi haline getirmesi, sahadaki can pazarı ile plazalarda yönetim ofislerindeki kâr hırsı arasındaki o derin ve sınıfsal uçurumu özetliyor.
"10 dakikada teslimat" vaadi ekranlarda
Platformların "biz sadece teknoloji aracısıyız" diyerek sorumluluktan kaçtığı süreçte, 31 Mayıs 2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliği değişikliği (Madde 15/Ek Madde 6), kurye emeği üzerine binen hız baskısına dair hukuki bir sınır çizmişti.
Yönetmelik maddesi hiçbir yoruma yer bırakmayacak kadar nettir: "Kurye faaliyetlerinde; teslimi mümkün olmayan adreslere kurye gönderisi kabulü yapılamayacağı ve herhangi bir taşıma süresi taahhüdünde bulunulamayacağı" hükmü artık hukuki bir gerekliliktir.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, bu düzenlemenin amacını şu somut ifadelerle kamuoyuna duyurmuştu:
"Kurye işletmeciliği faaliyetlerinde, hizmet alan ve verenlerin hak ve menfaatlerini korumak için de birtakım düzenlemeler de hayata geçti. Teslimi mümkün olmayan adreslere kurye gönderisi kabulü yapılması ve kurye faaliyetlerinde herhangi bir taşıma süresi taahhüdünde bulunulması yasaklandı."
Ancak bu açıklamanın üzerinden geçen zamana rağmen Getir, reklamında "10 dakikada teslimat" vaadini dev puntolarla ekranlara taşıyor. Bu durum, sadece bakanlığın koyduğu kurala meydan okumak değil aynı zamanda kuryelerin yaşam hakkına yönelik aleni bir saldırıdır! Yüz binlerce kuryenin emeğini ve canını hiçe sayan bu sistemin denetlenmesi artık bir tercih değil, hukuki ve insani bir zorunluluktur.
Reklam Kurulu göreve: "Haksız ticari uygulama" teşhir edilmeli
Mesele sadece bir ulaşım yönetmeliği ihlali değildir; karşımızda aynı zamanda bir tüketici hakları ve işçi güvenliği krizi bulunmaktadır.
03.07.2014 tarihli Reklam Kurulu Yönetmeliği, kurulu haksız ticari uygulamalara karşı denetim yapmak ve tüketiciyi korumakla görevlendirir. Yönetmeliğin 3. maddesi, mesleki özenin gereklerine uymayan ve tüketicinin ekonomik davranışını bozan her türlü eylemi "Haksız Ticari Uygulama" olarak tanımlar. Getir’in "10 dakikada teslimat" vaadi, tam da bu tanımın merkezine oturmaktadır.
Yönetmeliğin 7. maddesi uyarınca Reklam Kurulu’nun bu tür ilanları tedbiren durdurma ve ağır idari yaptırımlar uygulama yetkisi vardır. Kurulun içinde Adalet Bakanlığı’ndan Türk Tabipleri Birliği’ne kadar pek çok kurumun temsilcisinin bulunması, meselenin kolektif bir sorumluluk olduğunu gösterir. Kurulun 15. maddesi uyarınca Başkanın "resen" inceleme başlatması bir tercih değil, hukuki bir zorunluluktur.
"Ölümcül reklamlar" ve istatistiklerin kanlı dili
Kurye emeği üzerine yürütülen tartışmalarda en çok göz ardı edilen nokta, bu reklamların sokaktaki kanlı karşılığıdır. Ekranlarda estetize edilen o "10 dakika" vaadi, sahadaki kurye için bir pazarlama başarısı değil; bir hız baskısı, bir algoritmik kırbaç ve potansiyel bir kaza sebebidir. Müşteri bu vaadi bir "tüketici hakkı" olarak kodladığı an, kurye üzerindeki toplumsal ve sistemsel baskı birleşerek hayati bir tehdide dönüşmektedir.
Rakamlar bu trajedinin boyutunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor: Son 5 yılda, başta hız baskısı olmak üzere yapısal sorunlardan kaynaklanan iş cinayetlerinde en az 265 moto kurye hayatını kaybetti. Bu ölümler ne "kader" ne de "kaza"dır; bunlar, yönetmelikleri hiçe sayan vaatlerin asfalt üzerindeki doğrudan sonucudur. Her 10 dakikalık reklam spotu, kuryeyi trafik kurallarını ihlal etmeye ve canını tehlikeye atmaya zorlayan yapısal bir şiddet aracıdır.

2025’te en az 44 moto kurye çalışırken hayatını kaybetti, 4’ü çocuk
Bir tercih değil, görev çağrısı
Bu yazı, sadece bir sitem metni değil; doğrudan bir hukuk ve vicdan çağrısıdır. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nı, bizzat kendi yayımladığı ve kurye canını korumayı hedefleyen yönetmeliğe sahip çıkmaya davet ediyorum. Aynı şekilde, Ticaret Bakanlığı bünyesindeki Reklam Kurulu’nu, mevzuatta tanımlanan "Haksız Ticari Uygulama" yetkisini kullanarak bu "ölümcül vaadi" derhal durdurmaya çağırıyorum. Denetim mekanizması sadece kuryenin cebindeki harçlığı ve evrakını değil, sermayenin kural tanımazlığını da kapsamalıdır.
Diğer yandan, bu reklamların yüzü olan sanatçıların da bir sorumluluğu var. Tanıtımını yaptığınız o "hızın", her yıl yüzlerce işçinin hayatına mal olan bir sistemin yakıtı olduğunu bilmek, etik bir yükümlülüktür. Kuryelerin hayatı, hiçbir şirketin teslimat süresinden veya pazar payından daha değersiz değildir. 10 dakika vaadi durdurulana, kuryeler yollarda sadece "paket" değil "can" olarak görülene kadar bu pervasızlığı teşhir etmeye devam edeceğiz.
1 https://resmigazete.gov.tr/eskiler/2024/05/20240531-15.htm
2 Esnaf kuryeler, motosiklet, bakım, BAĞ-KUR, muhasebe, vergiler, yeme-içme vb. başta olmak üzere tüm giderlerini kendi karşılamaktadır. Yalnızca teslim ettikleri paket karşılığında ücret kazanmaktadır, sabit bir maaşı bulunmamaktadır.
(MÇ/HA)










