1 Ekim’de TBMM açılıyor.
Meclis barışla açılmalı.
Meclis kapılarını barışa açık tutmaya devam etmeli.
Milletvekilleri yasama görevini barışı kalıcılaştırmak için yürütmeli.
Meclisin açılışında her yıl tokalaşmalar olur. Ancak 1 Ekim 2024’te MHP lideri Devlet Bahçeli’nin, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğlulları ile diğer bazı milletvekilleriyle tokalaşması farklıydı.
Zira o tarihî tokalaşma, yeni sürecin işareti ve barışa giden yoldaki dönüm noktası oldu.
O tokalaşmayla açılan Meclis herkesi şaşırtmış, heyecanlandırmıştı. Şaşkınlık ve heyecandan daha baskın iki duygu ise mutluluk ve umuttu.
Artık süreci talep ve takip edenler ile toplumun geneli şaşkınlığını üzerinden attı sayılır. Heyecan, mutluluk ve umut sürüyor.
Sürecin devam etmesi, bu duyguların da devam edebilmesini mümkün kılacak yegâne yoldur. Tabii ki sürecin devamı için gerekli yasal düzenlemelerin yapılması önemli. Bu bakımdan Meclis üyelerinin rolü ve sorumluluğu her zamankinden daha kritik.
Barış yasaları içerik ve usul olarak kapsayıcı olmalı
TBMM’den bu dönem beklenti, çıkarılacak yasaların tamamının barış sürecini destekleyecek nitelikte olmasıdır. Bu yasalar sürecin ilerlemesine büyük katkı sunacaktır. Sürecin güvenlik boyutunun yanı sıra hukuki, sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarını ele alan yasalar, toplumsallaşma düzeyini de artıracaktır.
Barış yasaları; anadilinde eğitim, sağlık, ulaşım, ibadet vb. kamusal hizmetleri güvence altına almalı. Elbette başka birçok alanda da yasal düzenlemeler yapılmalı.
Yasaların içeriğinin yanı sıra hazırlanma biçimi de önemlidir. Barış yasalarının hazırlanmasında sürecin tarafları, insan hakları örgütleri, hukuk örgütleri, sendikalar, meslek örgütleri, kadın ve gençlik örgütleri vb. görüş sunabilmeli. Benzer şekilde, barış alanında çalışan ve toplumsal barışın herhangi bir boyutunun geliştirilmesine katkı sunabilecek uzmanlar, akademisyenler ve gazeteciler de yasa taslaklarına ilişkin görüşlerini aktarabilmeli.
Barış yasalarının bütçeye ihtiyacı var
Meclisin güz döneminde önünde duran en esaslı meselelerden biri de 2027 yılı genel bütçesinin hazırlanması olacak.
Bütçenin devam eden sürece uygun olarak hazırlanmasının sürecin devamlılığına, kapsayıcılığına ve toplumun sunduğu desteğe katkısı büyük olacaktır. Örneğin 2027 yılı asgari ücretine ya da yaz döneminde kamu emekçilerinin önümüzdeki yıllarda alacağı zam oranlarının belirleneceği toplu sözleşme sürecine, barış süreci nedeniyle ek bir artış yansıtılması genel bütçeyle ilgilidir.
İşçilerin ve emekçilerin çıkarı barıştadır. Meclis, 2027 bütçesini hazırlarken bunu gösterebilmelidir.
Benzer şekilde emekli aylıkları, öğrenci kredileri ve bursları, engelli veya yaşlı ödemeleri vb. sosyal düzenlemelere ilişkin bütçe kalemleri de barış sürecine uygun olmalı. Barış süreci nedeniyle asgari ücrete yapılacak ek bir zam, işçilerin ve emekçilerin sürece olan ilgisini ve güvenini artıracaktır.
Benzer şekilde, barış sürecinden toplumun tüm dezavantajlı kesimlerinin kazançlı çıkacağının gösterilmesi ne güzel olur.
Barış yasaları herkesi korumalıdır
Süreç mevcut haliyle güvenlik temelli ilerliyor. Silahsızlanma, Terhis ve Yeniden Entegrasyon (DDR) alanında çalışan uzmanlar, bu aşamanın dünyanın diğer yerlerindeki örneklerde de daha ziyade kapalı devre yürütüldüğünü ifade ediyor.
Kamuoyunun, barışa giden sürecin getireceklerini konuşabilmesi önemli. O nedenle barış yasaları; örgütlenme, toplanma, düşünce ve ifade özgürlüğünü güvence altına almalıdır. Güvenlik temelli ilerleyen bir süreçten, haklarımızın güvence altına alındığı bir sürece geçebilmemiz ancak demokratikleşme, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanında ilerlemeyle mümkündür.
Hak savunucularının ve barış yanlılarının süreçle ilgili olumlu ve eleştirel görüşlerini ifade edebilmesi, çalışmalar yürütebilmesi, toplantılar düzenleyebilmesi veya yayınlar hazırlayabilmesi yasal güvencelerle mümkün olmalıdır.
Bu güvenceler medya kuruluşları için de geçerlidir.
Barış alanında çalışmalar yapan akademisyenler ve araştırmacılar da güvence altında çalışmak ister.
Barışın tamamlayanları: Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü
Kalıcı ve kapsayıcı barışın inşa edilmesi için demokrasiye, insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne ihtiyacımız var.
İnsan hakları örgütlerinin Türkiye’de tüm alanlarda ihlallerin yaşandığını ortaya koyan çok sayıda raporu bulunuyor.
12 Eylül’de başlayan ve LGBTİ+’ları hedef alan operasyonlar, farklı kesimler üzerindeki baskının maalesef devam ettiğini gösteriyor. Komedyen Deniz Göktaş yaklaşık üç ayın ardından tahliye edildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) emekçisi ve hak savunucusu dostumuz Tuğba Kahraman ve Hale Nur Çetin, Mert Ahmet Aldemir, Şevin Özden bugün (29 Eylül) Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hakim karşısına çıkacak. Ayrıca, 2 Ekim Cuma günü de Emirhan Gedik ve Zehra Camcı’nın ilk duruşması görülecek. NATO zirvesi öncesinde tutuklanan arkadaşlarımızın tahliye edilmesini bekliyoruz.
Sadece bu örnekler dahi demokratik alanın kullanımı, hukukun üstünlüğü ve insan hakları açısından birçok sorunun hâlâ yaşandığını gösteriyor.
Nihayetinde inşa edilecek barış; demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanlarında kendiliğinden ilerleme sağlayamaz. Bu ilerlemeyi bizler, barış ve demokrasi yanlıları ile hak savunucuları olarak gerçekleştirebiliriz.
Meclis barışa açılmalı, milletvekilleri barışa el kaldırmalı
Barışa giden sürecin demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları alanında ilerleme sağlama potansiyeli aşikâr. Tabii ki bu potansiyeli gerçeğe dönüştürmek bizlerin elinde. Bu potansiyeli hayata geçirmek, yasama görevinde bulunan milletvekillerinin de sorumluluğunda.
2027 yasama yılını gerçek anlamda bir barış yılı yapmak için çabalamaya devam.
(Oİ/VC)







