Türkiye, zıt kutupları veya farklı fikirleri bir araya getirmekte oldukça maharetli bir ülke. Bununla beraber birbirinden habersiz binlerce kilometre ötede yaşayan Kürt, Türk, Laz, Çerkez, Ermeni, Keldani hangi ırktan olursa olsun ülkede yaşayan yurttaşlarda aynı duyguyu yaşatmakta da üstüne yok diyebilirim.
19 Mart 2025 sabahı Ekrem İmamoğlu'nun gözaltına alınması ve akabinde tutuklanması süreci Kürtler açısından şok edici olmadığı gibi tecrübeyle gözlemlendi. Siyaseti çok fazla deşmeyeceğim. Ben tutuklandığı ana kadar dejavu yaşadım diyebilirim.
Ekrem İmamoğlu'nun çocuklarının neler yaşadığını ve neler hissettiğini en iyi anlayabilenlerden biri olduğumu söyleyebilirim. Öncelikle hüzünlüyüm, demokrasi adına hukuk adına kırıntılarının dahi olmadığı bir dönemden geçiyoruz. İmamoğlu ailesi adına geçmiş olsun dileklerimi, Mehmet Selim kardeşime ileteyim. Yaşadıklarını ve kısmen yaşayacaklarını, 25 Eylül 2020 yılında yaşadıklarımdan sana şöyle anlatabilirim.
Mehmet Selim kardeşim, baban sana, kardeşlerine ve annene bu sürecin cezaevinde biteceğini anlatmıştır. Siz de muhtemelen “Yurt dışına gitsen olmaz mı?” diye telkinde bulunmuşsunuzdur. Belki de ilk defa başınıza böyle bir şey geldiği için “Yok canım tutuklayamazlar” falan da demişsinizdir. Ama 19 Mart günü sabahın köründe kapınız açılana kadar kibarca veya sert bir şekilde tıklanmıştır! Sizler her şeyden habersiz korkuyla, birine bir şey mi oldu acaba, telaşıyla uykulu gözlerle ne olduğunu anlayana kadar babanız Ekrem Bey açmıştır bile. İçeri giren polisler odalarınızı, özel eşyalarınızı, evinizin her santimetresini karıştırmışlardır. Aşk mektuplarınız, notlarınız ve özel eşyalarınız her şey kurcalanmıştır. Kibarca her şeyi dağıtıp aradıktan sonra, babanızı tam götürecekken son bir kez sarılmanıza müsaade etmişlerdir. Babanız, ellerinizden alıp götürülünce, kaygılı, şaşkın ve bir o kadar da hüzünlü bakışlarla seyirci kalmışsınızdır.
Kardeşlerinin yaşadığı şaşkınlık, korku ve üzüntü nedeniyle güçlü olmak sana ve annene düşmüştür. Onlar daha fazla üzülmesin diye muhtemelen önce nefes alış verilerin değişmiş sonra sürekli önüne veya başka yöne bakmışsındır. Baktın olmuyor, usulca lavaboya gidip önce aynaya bakıp sonra süzülen gözyaşların, su sesiyle karışmasıyla hıçkıra hıçkıra ağlamışsındır. Yüzün kıpkırmızıdır. Dişlerini sıkarken kırma noktasına gelmiştir. Başın çatlayacak şekilde tekrar aynaya bakıp derin nefes alıp “Babamla gurur duyuyorum” deyip lavabodan çıkıp kardeşlerinin yanına gelmişsindir.
Üzüntünü tek başına yaşadıktan sonra yüzlerce defa çalan telefonuna hep aynı cevabı vermişsindir. "Çok teşekkür ederim, hepimize..." diyerek telefonu kapatmışsındır.
Sonra annene ve gelen siyasetçilere ne olacak şimdi diye ara ara sormuşsundur. Bir de sık sık avukatlarla iletişimde olmuşsundur. Aramızdaki tek fark avukat olmam. Tüm sülale, dostlar, arkadaşlar, komşular, köylüler yani aklına gelebilecek tüm tanıdıklar benden haber almaya çalışıyordu.
Baban güçlü durmaya çalışıyor, sizler de öyle, hepimiz tanığız. Ancak bir eleştirim var. Saraçhane’de konuşmalar yapıldığı sırada ailece otobüsün üstünde değil de arada aşağıda kitlenin önünde durabilirdiniz. Size daha kibar davranılmasına rağmen, biber gazını, plastik mermiyi veya jopu da göze alarak halkla iç içe olursanız daha güçlü olursunuz. Yani halktan biri olduğunuzu hissettirmenizi tavsiye ederim.
Neyse aynen benim babam gibi 3 günün sonunda adliyeye getirildi ve yaklaşık 26 saat sonra biten sorgudan sonra tutuklandı. Bu arada babam Kobani davasından kendisi savcıya ifade vermesine rağmen 6 yıl sonra kaçar diye tutukladılar. Dosyada somut bir delil olduğuna inanmıyorum. Bizim davadaki gibi havuz medyasından dosyanın içeriğini görebildiğim kadarıyla gizli tanıkların soyut beyanları dışında herhangi bir şey yok. Bu arada gizli tanıklar çok yakınınızda olabilir dikkat! Dosyanın ehemmiyeti açısından başımıza iş açmayalım diye hukuki tartışmaya girmeyeyim. Ama siyaseten bu mesele daha çok su götürür. Babanın tutuklanması sürecinde günde 3 veya en fazla 4 saat uyumuşsundur. Hala da öyle uyuduğunu söyleyebilirim. Hatta rüyanda sık sık babanı görüyor da olabilirsin. Rüyalarından uyandığında sosyal medyada ve havuz medyasında bol bol ceza kesen meczupları görürsün. Emin ol o meczuplarda bir gün adalet karşısında hesap verecekler. Umarım bu kötülük onların çocuklarına sirayet etmez.
Yeni tutuklandığı için pazar günü de mesai olmadığı için tek başına hücrede tutulmuştur. Basından gördüğüm kadarıyla tek başına kalıyor hala. Bizde de babam bir ay tek başına hücrede kaldı.
İç çamaşırı dışarıdan kabul edilmiyor. Kapüşonlu, önü yazılı, mavi ve tonları, haki, yeşil gibi renkteki hiç bir kıyafeti kabul etmiyorlar. Sınırlı sayıda kıyafet kabul ediliyor.
Mesela görüş günleri her hafta bir gün bir saattir. Bir ay içinde 3 kapalı bir açık görüş hakkınız var. Görüş günleri beklerken bir türlü gelmeyen heyecanlı günlerdir. Görüş günü muhakkak bir saat öncesinde orda olun. Açık görüş derken bir oda birkaç plastik sandalye ve bir masa olur. Sonra kapı açılır babanız gelir. İşte babanıza ayda bir defa sadece bir saat sarılabileceğiniz ve dokunabileceğiniz an o andır. Ama inanın o bir saat bir dakika gibi hızlıca akıp geçer. En güzel gün ve saat bundan sonra açık görüş günleridir.
Bu arada ayrıca her hafta bir gün 10 dakika telefon hakkı var. Telefon günü telefonun başında hangi dakika arayacağını beklersiniz. Herkes sessizdir. Telefon önündeki en kıymetli eşyadır. Telefon çaldığı gibi hoparlörde konuşun. Herkes aynı zamanda duysun. Sadece biriniz sorun nasılsın, sağlığın iyi mi diye. Hızlıca konuşun çünkü 10 dakika sonra bip bip sesini duyarsınız. Bazen hoşça kal bir diyemeden.
Cezaevinde her gün saatlerce avukatlar ile siyasetçiler ile görüşüyordur. Ama en kıymetlisi, görüş günü ve on dakikalık telefon görüşüdür. Çünkü emin ol kardeşim, kendimden bilirim en çok senin, annenin ve kardeşlerinin sesini duymak istiyor.
Bu duygular uzayıp gider ama sana şöyle söyleyeyim kendinizi bir kaç yıl bu duruma alıştırın. Maalesef yakın bir zamanda istinaftaki var olan dosyası onaylanır gibi. Sonra diğer davalardan cezalar verilir ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra siyasi iklime göre çıkıp çıkmayacağını konuşabiliriz. Bakınız bir önceki siyasi davalara…
En büyük temennim sağlığını korumasıdır. Zaten bu süreçte çok şükür sağlığı iyi demekten başka bir iyilik aramıyorsunuz. Gerçi ben, babamın artık sağlığı iyi de diyemiyorum. Maalesef cezaevinde kötü hastalığa yakalandı…
Soğuk, dar ve sizden uzak bir yerde başını yastığa koyuyor. Hatta kış aylarında ayakları üşürse muhtemelen pet şişlere sıcak su koyup yatağın altına koyar öyle uyur. Ama emin ol kardeşim yine de üşüyorlar. Çünkü aile sıcaklığı hiç bir yerde yok.
Şimdi diyeceksin sen avukatsın avantajınız var. Hayır, Mehmet Selim kardeşim, en zoru babanı savunmak. İstediğin kadar mükemmel bir avukat ol. Yine de elinden bir şey gelmiyor. Çünkü senin babanın da benim babamın da davası siyasi... Gerçi ben siyasi diye de dosyasını boş bırakmadım. Bir gün bir yerden hakkaniyetli bir yargıç dosyasına bakar, belki de aramıza döner diye. Sizin avukatları da tembihle derim...
Günün sonunda şunu söyleyeyim Mehmet Selim kardeşim, Sen Türk ben Kürt, Sen Trabzonlu ben Diyarbakırlı, sen İstanbul'da yaşıyorsun ben Diyarbakır'da...
Bu kadar farklı noktalarımız olmasına rağmen yaşanan ve yaşadığımız bu haksızlıklara ancak birlik olursak, barış içinde yaşarsak üstesinden gelebiliriz. Hep beraber barış içinde özgür yarınlarda, hukukun üstün olduğu ve bununla beraber demokrasinin hakim olduğu bir ülkede babamızla beraber olmak dileğiyle...
Eyvallah kardeşim…
(HA)