Niccolò Machiavelli (1469-1527), siyasal düşünceler tarihinin bugün de en tartışılan ve en fazla konuşulan güncel isimlerinden biri olmaya devam ediyor. 16. yüzyıl Floransa’sında yaşayan bu düşünür çok yönlü olması ile dikkat çeker. Makyavel bir devlet insanı, diplomat, askerî stratejist, tarihçi, şair ve oyun yazarıdır. Geleneksel ahlak, din, realizm ve en çok da iktidar olgusu üzerine ifade ettikleri ile tarihin akışını değiştirmiştir demek absürt olmaz.
Bu yazı dizisinde hem yakın dönem hem de eski çeşitli okumalar ve kaynaklar üzerinden kendisinin günceliğini, çeşitli sorular üzerinden düşünmeye çalışacağım.
Bizler bugün neden kendisini konuşma gereği duyuyoruz?
Gerçekten ifade edildiği üzere güncel mi yoksa değil mi?
Neden her dönem bir şekilde demir, gidip gelir ve onun eserlerine atılır?
En azından benim açımdan kritik soru da şu: Neden herkesin bir Makyavel’i var, o halde gerçek Makyavel kimdir? Bunca bölünmüş bir kişilik bize söyledikleri kadar söylemedikleri ile de orta yerde duruyor. Küresel siyasalda kişiselleşmiş rejimler yükselirken ve politika alanında tüm dengeler yerle yeksan durumda iken, Ortadoğu’da yeni düzen tartışmaları gırla devam ediyorken, Türkiye’de süreç tartışmaları sürerken Makyavel adını daha fazla duymamız bir tesadüf mü?
Bu bağlamda bu giriş yazısından, en azından hayatına dair bazı kritik konuları ve durakları işaretlemek iyi olacaktır.
Ordinanza
Makyavel, 3 Mayıs 1469'da Floransa’da soylu ama varlıklı olmayan bir ailede dünyaya geldi. Babası Bernardo Machiavelli bir hukukçuydu ve eski yazarların tutkulu bir okuruydu; bu merakı doğal olarak oğluna da aşıladı. Makyavel, dönemin beşeri bilimler olarak bilinen; retorik, dilbilgisi, tarih ve ahlak felsefesini kapsayan mükemmel bir eğitim aldı. Özellikle Romalı yazar Titus Livius’un eserlerini adeta bir kutsal kitap gibi inceledi ve Lucretius’un maddeci felsefesinden derin bir biçimde etkilendi. (Bu iki isme özel olarak parantez açacağız.)
Makyavel’in kamusal alana dahiliyeti, 1498 yılında Floransa Cumhuriyeti’nde “İkinci Kançılar Sekreteri” (elçiliklerde ve konsolosluklarda yönetimsel işleri ve yazı işlerini yürüten görevli) olarak atanmasıyla başlar. 14 yıl boyunca bu görevde kalarak Avrupa’nın çeşitli saraylarında diplomatik misyonlar üstlendi; Fransa Kralı XII. Louis, Papa II. Julius ve özellikle de Prens (Il Principe) eserine en büyük ilhamı veren Cesare Borgia gibi önemli liderleri yakından gözlemleme şansı buldu. Bu dönemde edindiği siyasi tecrübe, onun teorilerinin temelini oluşturan “fiili gerçeklik” (veya etkili hakikat da denilebilir), verità effettuale arayışını şekillendirdi. Ayrıca, Floransa’nın savunması için paralı askerler yerine yurttaşlardan oluşan ulusal bir ordu kurulması (Ordinanza) fikrini savunup, bu birliğin örgütlenmesinde aktif rol aldı...
Ordu meselesine dahil olmasının nedeni özce şudur: Makyavel döneminde İtalya Yarımadası; Venedik Cumhuriyeti, Milano Dukalığı, Floransa Cumhuriyeti, Napoli Krallığı ve Papalık Devletleri arasında bölünmüş, parçalı bir yerdi. Bu siyasi parçalılık, İtalya’yı dönemin yükselen devletlerinin –Fransa ve İspanya gibi– istilasına açık hale getirmişti. Nitekim Makyavel, 1494’te Fransızların İtalya’yı işgaline tanıklık etti ama en sarsıcı tanıklık Floransa’nın bu askeri güç karşısındaki acizliği idi. Bu durum Makyavel’de adeta bir travma yarattı denilebilir…
Medici ailesi
1512 yılında Medici ailesinin Floransa’da iktidarı yeniden ele geçirmesi, Makyavel’in hayatındaki en büyük kırılma noktalarından kabul edilir. Çünkü bu dönemde görevinden azledilmiş, bin altınlık para cezasına çarptırılmış, hapsedilmiş ve Medicilere karşı bir komploya karıştığı iddiasıyla “strappado" adı verilen ağır işkencelere maruz kalmıştır. Genel afla serbest kaldıktan sonra Sant’Andrea’daki çiftliğine çekilen Makyavel, en ünlü eserleri olan Prens ve Söylevler’i (Discorsi) bu sürgün döneminde kaleme aldı.
Makyavel felsefesine daha detaylı göz atacağız ama giriş mahiyetinde, teleolojik ve idealist bir dünya tasarımının reddine dayanır denilebilir. Kendisi, devletlerin nasıl olması gerektiğinden ziyade nasıl olduklarına; insanların nasıl yaşaması gerektiğinden ziyade gerçekte nasıl yaşadıklarına odaklandı. Çünkü ona göre insan doğası sabittir ve bu doğa nankör, bencil, korkak ve açgözlüdür. Siyaset felsefesini bu karamsar antropoloji üzerine inşa eden Makyavel, devletin asıl görevinin insanların bu kötücül doğasını kontrol altına alarak toplumsal düzeni ve güvenliği sağlamak olduğunu savundu.
Siyasal teorisi “iki merkezi kavramın çatışması” üzerine kuruludur denilebilir.
Bunlar “Virtu” ve “Fortuna”dır. Yani politik bir zekâ veyahut şartlar gerektirdiğinde iyi olmamayı öğrenebilme yetisi. Daha açık bir tabirle kendi becerilerinle işi yürütebilme becerisidir. Fortuna ise hayatın sana attığı zardır, kontrolün dışındaki gelişmelerdir.
Makyavel buradan hareketle başarıyı, bir hükümdarın virtu ve fortunayı birlikte değerlendirmesinde görür. Yani fırtına varsa, bu seni yıkabileceği gibi limana da götürebilir.
Elbette Makyavel’i sadece bir siyaset kuramcısı olarak görmek de eksik olur. Edebiyatçı kimliği de yetkindir. Adamotu adlı oyunuyla komedya türünde büyük başarı kazanmış. Yine Belfagor gibi öyküler ve çeşitli şiirler yazmıştır. Son büyük eseri olan Floransa Tarihi, nesnel bir tarih yazımı arayışının ürünü olarak kabul ediliyor.
Özetle Makyavel’in felsefesi, konforlu mekanlarda üretilmiş soyut bir doktrin değil, doğrudan sahadan etkilenmiş, kanlı, tozlu ve entrika dolu deneyimlerin bir ürünüdür.
Gelecek yazılarda, yukarıda sorduğum sorular etrafında Makyavel’in dünyasına nüfuz etmeye çalışacağız.
(SB/TY)

