Kumbaracı50 sahnesinde kendinle yüzleşmek
Kumbaracı50’nin oyuncuları, yönetmenleri, kuruluşu ve işleyişini düşününce “hayatta hareket etme, fiil olma” hali bir nevi vücut buluyor. Para kazanma mecburiyeti hayatta kalmanın temel koşullarından biriyken, özellikle Türkiye gibi ülkelerde insanın tutkuyla bağlandığı faaliyetleri mesleği haline getirmesi lüks haline gelebiliyor. Ancak Kumbaracı50 kadrosunun aktardıkları, insanların bir yandan mesleklerini yaparken bir yandan da sanatla iç içe olmalarını sağlayan bir ortamı zevkle ve özveriyle inşa etmeyi başardıklarını gösteriyor.
Kumbaracı50, mesai saatlerinden sonra tiyatro yaptıkları için “Altıdan Sonralılar” adını alan bir ekibin daha sonradan Kumbaracı Yokuşu 50 numaradaki binanın üst katına, Kumbaracı50 Sahnesi’ni açmasıyla ortaya çıkan bir oluşum.
2018’de Üstün Akmen Tiyato Ödülleri’nden Tiyatro Kurum Ödülü ve aynı sene Terakki Vakfı Tiyatro Ödülü’nü alan K50’de bugün, tiyatro dersleri almak için gelen kursiyerler tercihlerine göre hafta içi iş çıkışında gerçekleşen ondokuzotuz atölyelerine veya hafta sonu derslerine kayıt olabiliyor.
Ondokuzotuz atölyeleri de Altıdan Sonralılar’ın “iş çıkışı tiyatro” fikrinin devamı niteliğinde. Hafta içi bir gün 19.30'da sonra olacak şekilde amatör olarak başlayan ve K50’deki eğitmenlerden/profosyonel oyunculardan kurlarına göre (birinci, ikinci ve en son üçüncü kur olacak şekilde) temel oyunculuk, ileri oyunculuk eğitimleri alan kursiyerler farklı oyunculuk metotlarını öğrenme şansı yakalıyor.
Yaklaşık altı ay kadar bir süre grubun ihtiyacına da yönelik oyunculuk workshopları, atölyeler alındıktan sonra sahnelenecek oyun üzerine çalışılmaya başlanıyor. Oyunların sahnelendiği Kumbaracı50 Sahnesi ise üretim ve gösteri alanı fikriyle, “her yer sahne” olarak tasarlandı ve açıldığından beri birçok tiyatro topluluğu ve performans sanatçısına ev sahipliği yaptı. Bu sezon da 18. yılına giriyor. K50’de pek çok oyunun uyarlamasını ve yönetmenliğini yapmış, Yalınayak Müzikhol oyunuyla 2016’da en iyi yardımcı kadın oyuncu dalında 20. Afife Tiyatro Ödülü’ne aday gösterilmiş, aynı zamanda Kumbaracı50 kurucu ekibinden olan Gülhan Kadim bu hissi şu şekilde anlatıyor.
“Galiba gurur duyuyorum. Bu sezon reşit oluyor sahnemiz. 18.sezon. Beyoğlu'nda bunu sürdürebilmek hiç kolay değil. Etrafımızda oluşan halka, halkayı oluşturan Kumbaracı50 ekibi, insanların sahneyle ve bizlerle kurduğu bağlar en büyük gücümüz. Mevcut kolonlara bolca yeni kolon ekleyerek yeni hikâyeler yazıyoruz. Şahane bir şey.”
Farklı bakış açılarını bir potada eritmeye çalışmak
Gülhan Kadim’in hem uyarladığı hem de yönetmenliğini yaptığı “İki Kapılı?” oyunu da bu hikâyelerden yalnızca bir tanesi. Oyununun oyuncu kadrosundan Çağla Yorulmaz’ın anlattığına göre bu sene Kumbaracı50’de üçüncü yılına geçen bir ekiple oynadıkları “İki Kapılı?” oyunu, ekibin ilk kez bu sene gişe açarak amatör oyunculuğu bir üst seviyeye taşıyacakları bir yolculuğa çıkmak istemesiyle ortaya çıkan bir eser.
Oyunun konusu, Beyoğlu’nda bir sahnenin, bir geceyi sahne almaları için altı farklı tiyatro ekibine kiralayıp kayıplara karışması. Oyun günü sahneye gelen ekiplerin ve oyuncuların hepsi o gece kendilerinin oynaması gerektiğine inanır. En sonunda, en kolay seçeneklerden biri olmasından dolayı bir oyuncunun tek başına oynamayı planladığı ‘İki Kapılı Ev’ oyununu hep birlikte oynamaya karar verirler. Oyun akıp giderken her biri birbirinden farklı oyunculuk anlayışına sahip olan ekiplerin birbiriyle uzlaşma yollarını arayışına, ortak paydada birleşme çabasına tanıklık ederiz.
“İki Kapılı?” 3. kur oyunundan kareler
Uyarlayan: Cem Uslu
Uyarlayan, Yöneten, Işık Tasarımı: Gülhan Kadim
Yardımcı Yönetmen: Ceyda Akel
Yönetmen Yardımcısı, Işık & Ses Operatörü: Gizem Yurtseven
Yönetmen Yardımcısı: Hazal Şahin
Dekor Tasarım, Kostüm Tasarım, Işık Tasarımı: Efe Arslan
Işık & Ses Operatörü: İbrahim Süer
Oynayanlar: Ayşen Şahin, Çağla Yorulmaz, Didem Eylem Veral, Efe Arslan, Fatma Onay, Memetcan Kutlay, Sena Canbazoğlu, Yağmur Kaya, Yağmur Öztürk
“Asıl olan her zaman insandır”
Kendini bir gruba ait hissetmek, grupça alınan kararlarda dinlendiğini, gidişatta bir rolün olduğunu hissetmekle başlar. Üç senedir Kumbaracı50’de tiyatro dersleri alırken Yorulmaz da K50 ile kurduğu birleştirici, iyileştirici gücün iletişime her zaman açık olunmasından ve hocalarla kursiyerlerin birbirine duyduğu saygıdan kaynaklandığını söylerken ana düşüncenin “Asıl olan her zaman insandır” olduğunun altını çiziyor.
Bir grup içinde hiyerarşik bir yapı oluşturmadan, bireylerin hepsinin dinlenmesi, sesini duyurmaya teşvik edilmesi, herkesin mutlaka gruba katacak bir şeyi olduğunun bilincinde olmakla başlar. Kimsenin bilgi birikimi diğerinkinden daha değersiz, hiçbir bakış açısı daha az derin değildir.
Alman filozof Immanuel Kant, “İnsanlara karşı ahlaklı olmanın yolu onlara insan oldukları için değer vermekten geçer.” der. Normalde tiyatro öğrenmek için gelmiş olan her bir kursiyer amatör de olsalar kendi meslek hayatından getirdiği fikirleriyle, kişilik özellikleriyle değerli hissettirilirken, Kumbaracı50’ye de inanılmaz değerler kattıklarına şüphe yok.
Özgün ve özgür olana alan açmak
Mesai saatlerinde her biri farklı farklı işlerde, plazada, büroda, hastanede, okulda çalışıp sonrasında tiyatro sahnesinde yerlerini alarak oyunculuk yapan insanların tek işi tiyatro oyunculuğu olanlarla kıyaslayınca tiyatroculuktaki ezber kalıpları yıkıp yıkmadığı ve uzun süredir bu işi yapan profesyonellere de farklı bakış açıları öğretmesi hakkında Kadim şunları söylüyor:
“Tasarladığımız ve 11 yıldır yürüttüğümüz ondokuzotuz atölyeleri tam olarak özgürleştirme düşüncesine yönelik. Ben bambaşka deneyim ve mesleklerden gelen katılımcıların bir araya gelip kendine has bir enerji oluşturma ve ekip olma hallerini çok seviyorum. Ezberi bozan da bu oluyor. Özgün ve özgür olana alan açılıyor.”
Oyuncular ise gruptaki herkesin kendi meslek gruplarından getirdiği pek çok katkı olduğunu belirtirken bunlardan bazılarının iletişim kurma ile alakalı olduğunu, bazılarının ise koordinasyon, organizasyon becerileri gibi profesyonel hayatlarında edindikleri ve sahneye hazırlanma sürecine de yansıttıkları özellikler olduğunu söylüyor.
Yoğunlukları, iş koşuşturmaları nedeniyle tek tek konuşmaya fırsat bulamadığım “İki Kapılı?” ekibinin her bir üyesinin gündelik işlere ek olarak bir de tiyatro provalarına zaman ayırmasını sağlayan farklı farklı motivasyonları vardır mutlaka ancak neredeyse hepsi için ortak olan motivasyonlardan biri “kendin için bir şey yapabilmenin verdiği haz.” Tiyatronun yaratmayı başardığı özgürlük alanından dolayı herkes, o ya da bu şekilde tiyatronun içinde var olmak için çok büyük bir istek duyuyor. Gülhan Kadim ise yönetmen bakış açısıyla şunları ekliyor:
“O gün provaya gelirken gün içerisinde işlerinde yaşadıkları bir sürü şeyle birlikte geliyorlar tabii. Ama çoğunun haftada 1 gün olan çalışmaları iple çektiğini biliyorum. Oyunun çıkmasına yakın herkes çok yoruluyor. O dönem pişman olanlar kesin oluyordur. Sabah iş, akşam prova... Fakat sahneye çıktıktan sonra devam etme arzusu geliyor hemen. Tiyatroyu nefes aldığı yer olarak seçenler bir araya geliyor diye düşünün. Motivasyonu düşük olan varsa da elinden tutuyoruz. Birbirimize güç verip güvenli alanlar yaratıyoruz. Bu büyük bir konfor. Hele ki bu çağda. Ekip olabilmek Kumbaracı50'nin en güçlü özelliği. Temel oyunculuk çalışmalarından bile önce bunu yaratmayı çok önemsiyoruz. Ondan sonrası çok daha kolay... “
Fransız bir arkadaşımla sosyolojinin toplumu anlamlandırma biçimleri üzerine konuşurken, bana sosyolojik bakış açılarının bazen çok istatistik ve sayısal veriye odaklı kaldığını söylemişti. Ben toplumu tiyatro yoluyla incelemeyi tercih ederim, dediğini hatırlıyorum. İstatistikler, insanlar arası bağları, yardımlaşmayı, elinden tutarak birlik olmayı verileri aracılığıyla gösteremez, ancak insanlara özne olarak odaklanan tiyatro bunu kesinlikle yapıyor. “İki Kapılı?” oyununda da olduğu gibi, Kumbaracı50’de oynanan oyunlar bireyleri ve bireyler arasındaki bağları incelerken, oyuncuların kendileriyle yüzleşmelerine de zemin hazırlıyor.
“Sen, ben yok, biz varız”
“İki Kapılı?”nın oyuncuları, Kumbaracı50’de geçirdikleri bu üç yılın onlar için anlamını oyunda geçen şu sözle anlatmak istiyorlar:
“Sen, ben yok, biz varız.”
Ekibin vurgulamak istediği, “biz” olma halini içselleştirmeyi başardıktan sonra pek çoğunun hayal ettikleri dünyayı Kumbaracı50’de bulabilmiş olmaları. Bu sayede sosyal hayattaki ilişkilerini daha farklı bir gözle algılamalarının yanı sıra güvenli alanlarından çıkıp kendileriyle yüzleşme süreçlerinin ilk adımını atmaları. Ve bu yüzleşme süreci bir kere başlayınca aslında insanın hayatı boyunca durmadan devam ediyor.
Bireyler de aynı toplumlar gibi değişir, dönüşür, arzuları ve ihtiyaçları farklılaşır, zamana ve mekana göre şekillenir. Kendini tanıma yolculuğu ve kendiyle yüzleşme hali de buna bağlı olarak devam eder. Tiyatro da bunu sağlayabilecek en güçlü araçlardan birisi. Kendini her zaman yenileme şansına sahip olmak Türkiye’de çeşitli gelecek tercihlerine sahip olabilmek gibi bir lüks olarak kalıyor. Türkiye’nin gerçekleri ve tüm dünyada yaşanan olaylar insanların akıl sağlığını istemsizce zorlarken, insanların kendisi için bir şeyler yapabilmesi, yapmaya vakit ayırması, para ayırabilmesi büyük bir lüks. Kumbaracı50 bu lüksü kendilerine armağan edebildikleri için çok şanslılar.
Sylvia Plath’in incir ağacı alegorisinde bir incir ağacının dallarının her birini yaşamayı çok istediği bir hayatı, örneğin gezgin olduğu bir evreni, evde kalarak çocuklarının her anına tanık olduğu ve onları büyüttüğü bir yaşamı, kariyerinde üst düzeylere geldiği bir hayatı ve daha pek çok olasılığı temsil eder, ancak tüm bu hayatlara sahip olmak istediğinden nihai karara bir türlü varamaz, hiçbirini seçemez ve en sonunda incirler çürüyüp ölür. Kumbaracı50’nin bir parçası olanlar tek bir dalı seçmemenin mümkün olduğunu, incirlerin hepsinin olmasa da en azından birden fazlasının yenebileceğini gösteriyor.
Dünya üzerindeki diğer bütün insanların da her gün yeniden yaratma şansı bulduğu, hiç kimsenin tam olarak ne olmak istediğine karar veremediği ve karar veremediği için her şey olabildiği, her yeni yolculuğu, mesleği, sanatı, aktiviteyi deneyimleyebildiği bir güne uyanma dileğiyle.
(AB/HA)
Geri dönüşümün bedelini atık işçileri sağlığıyla ödüyor
Nijerya’da petrol sızıntıları yaşam hakkını tehdit ediyor
BATI ŞERİA’DA İŞGAL ALTINDA YAŞAMAK
Filistinli Nahel el-Kubari: Bize insan değilmişiz gibi davranılıyor
Gazzeli Rana Maima: Bir gün kendi odamda korkmadan uyumayı hayal ediyorum
Murat Çelik davası: İşkence iddiası “yetki aşımı” sayıldı, sanık polis terfi etti