Yapay Zekâ: Emek, Savaş, Sömürgecilik serimizin ilk bölümünde, sömürgede kurulan kayıt sistemlerinden Birinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın menzil hesaplarına, oradan İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın uçaksavar tahmin devrelerine ve sibernetiğin kurumsallaşmasına uzanan hattı izlemiştik. Bölüm, Şili’de Cybersyn deneyiminin darbeyle kesilmesiyle ve iki soruyla kapanmıştı: Hesaplama kapasitesi toplumsal üretimin bütününü kavrayabilir mi? Piyasanın kendiliğinden düzeni mi yoksa bilinçli planlama mı toplumsal emeğin karmaşasını çözer? İkinci bölüm, bu soruların Sovyetler Birliği’nde aldığı cevabın izini sürüyor. Elektrifikasyon planından savaş ekonomisine, oradan üye ülkeler genelinde bir bilgisayar ağı tasarısına uzanan hattı, bu hattın hangi noktada kesildiğini ve aynı yıllarda makinenin düşünüp düşünemeyeceği üzerine yürüyen felsefi tartışmayı birlikte ele almaya çalışıyor.

Yapay Zekânın Politik İnşası
1917 Ekim Devrimi’nden sonra Sovyetler Birliği’nde üretim araçlarının toplumsallaştırılması, iktisat çevrelerinde daha ilk yıllarda yeni bir tartışma başlatır. Piyasa olmadan bir ekonominin kaynaklarını nasıl dağıtacağı sorusu, o güne dek kuramsal bir varsayım olarak kalmışken artık kurulmakta olan bir toplumun gündelik sorunu haline gelir.
Avusturyalı iktisatçı Ludwig von Mises ise 1920 tarihli yazısında üretim araçlarında özel mülkiyet kalkarsa sermaye mallarının alınıp satılamayacağını, alınıp satılmayan bir şeyin fiyatı olmayacağını ve fiyat olmadan da iki farklı üretim tekniğinin hangisinin daha az kaynak harcadığının hesaplanamayacağını ileri sürer. İddia teknik bir sav gibi sunulur, oysa dayandığı öncül baştan mülkiyet ilişkisine bağlanır.[1] Mises’in savına Polonyalı iktisatçı Oskar Lange 1936 ve 1937’de yayımlanan iki yazısında, merkezi bir planlama kurulunun piyasanın yaptığı işi taklit edebileceğini savunarak cevap verir. Kurul her üretim aracı için bir muhasebe fiyatı ilan eder, stok birikince fiyatı düşürür, kıtlık başlayınca yükseltir. Deneme yanılma böylece piyasadan alınıp bir kurulun masasına taşınır.[2]
Lange’nin önerisine sağdan verilen cevap Friedrich Hayek’ten gelir. Hayek 1940’ta Lange’ye doğrudan cevap verir ve kurulun fiyatları ancak sonuç göründükten sonra düzeltebileceğini söyler, 1945’te ise bu itirazı genel bir bilgi kuramına dönüştürür. Ona göre asıl mesele kaynakların nasıl dağıtılacağı değil, dağıtım için gereken bilginin nerede bulunduğu olur. Belirli bir tezgâhın hangi ayarda daha az fire verdiği, hangi tedarikçinin gecikeceği türünden bilgiler yerel, anlık ve büyük ölçüde söze dökülmemiş halde bulunur. Fiyat ise bütün bu dağınık yargıları tek bir sayıya indirger, üreticinin o sayının arkasındaki nedenleri bilmesi gerekmez. Piyasa böylece dışsal bir yönlendiriciye ihtiyaç duymayan bir enformasyon işleme aygıtına dönüşür ve merkezi planlama teknik bir yetersizlik yüzünden değil, bilginin doğası yüzünden imkânsızlaşır.[3]
Piyasayı taklit eden bu çözüme yöneltilen Marksist itirazların en önemlilerinden biri Maurice Dobb’dan gelir. Dobb daha 1933’te, aynı fikrin Lange’den önceki bir biçimine karşı yazar ve sonraki yıllarda eleştirisini Lange’ye de yöneltir. Ona göre planlamanın üstünlüğü piyasayı taklit etmesinde değil, piyasanın yapısal olarak yapamadığını yapabilmesinde yatar. Piyasa fiyatları yalnızca mevcut üretim yapısını yansıtabilir, oysa yeni bir sanayinin kurulması birbirine bağlı onlarca yatırımın aynı anda yapılmasını gerektirir ve bunların her birinin kârlılığı diğerlerinin gerçekleşmesine bağlı kalır. Böyle bir eşgüdümü hiçbir fiyat sinyali kuramaz, çünkü sinyalin dayanacağı üretim yapısı henüz ortada yoktur.[4]
Lange ömrünün sonunda tartışmayı doğrudan makineye bağlar. Ölümünden sonra yayımlanan “Bilgisayar ve Piyasa” yazısında piyasayı elektronik çağ öncesine ait ilkel bir analog hesap makinesi olarak tanımlar. Piyasa genel denge denklemlerini gerçekten çözer, ne var ki bunu ardışık yaklaşmalarla yapar ve her yanlış deneme bir iflas ya da bir işsizlik dalgası olarak topluma fatura edilir. Aynı denklemler elektronik bir makineye verildiğinde işlem saniyeler alır ve bu fatura ortadan kalkar.[5] Tartışma böylece bir mülkiyet sorusu olarak başlayıp bir hesaplama kapasitesi sorusuna varır.
Planın hesabı
Dobb’un piyasanın yapamayacağını söylediği hesabı, Sovyet planlama kurumları yıllar önce yapmaya başlamıştı. Ekim Devrimi’nden sonra kaynak tahsisi doğrudan bir hesap sorununa dönüşür, yıllara yayılan bir pratik ve ona eşlik eden bir hesaplama tekniği gelişir. Bu birikimin en erken örneklerinden biri, 1920’de kurulan Rusya’nın Elektrifikasyonu Devlet Komisyonu (GOELRO) olur. Komisyon, iç savaşın ortasında iki yüz kadar uzmanla ülkenin bütününü kapsayan on beş yıllık bir elektrik altyapısı planı hazırlar. Planın hesap yapısı, Dobb’un tarif ettiği işin nasıl yapıldığını gösterir. Santrallerin nereye kurulacağına karar vermek için o bölgede kurulacak sanayinin ne kadar elektrik çekeceğini bilmek gerekir, oysa o sanayi henüz ortada bulunmaz. Komisyon bu yüzden ters yönde çalışır. Önce hangi bölgede hangi sanayinin kurulacağını belirler, sonra o sanayinin ham madde, yakıt ve işgücü ihtiyacını tahmin eder, en sonunda elektrik kapasitesini bu tahmine göre boyutlandırır. Hesabın dayanağı mevcut talep değil, kurulması kararlaştırılmış bir yapı olur.[6]

Benzer bir çaba istatistik alanında yürür. Merkezi İstatistik İdaresi (TsSU) 1926’da 1923-1924 yılına ait Ulusal Ekonomi Bilançosu’nu yayımlar. Belgenin kuramsal dayanağını Marx’ın Kapital’in ikinci cildinde geliştirdiği yeniden üretim şemaları verir. Marx orada toplumsal üretimi üretim araçları ve tüketim araçları olmak üzere iki kesime ayırır ve iki kesim arasındaki değişimin hangi oranlarda gerçekleşmesi durumunda üretimin kesintisiz sürebileceğini gösterir.[7] Sovyet istatistikçileri bu iki kesimli şemayı onlarca sektöre genişletir. Her sektör için bir satır ve bir sütun açılır, satırda o sektörün ürününün nerelere gittiği, sütunda üretimi için nerelerden girdi aldığı yazılır ve her satırın toplamının karşılık gelen sütunun toplamına eşit olması beklenir. Tablonun kapanması bu eşitliğe bağlıdır, yani hesap kendi denetim ölçütünü içinde taşır. Wassily Leontief bu bilanço üzerine 1925’te bir inceleme yazar, tablonun kendisini devralır ve aynı fikri sonraki yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde “girdi-çıktı çözümlemesi” adıyla yayımlar. İşin ölçüsünü yayım tarihi verir, çünkü 1923-1924 yılına ait tablo ancak 1926’da tamamlanır, yani plan yapılacağı sırada eldeki veri iki yıl geriden gelir.[8] Marx’ın toplumsal yeniden üretimi kavramak için kurduğu şema, Sovyet istatistikçilerinin elinde bir planlama aracına, oradan da kapitalist iktisatta savaş ekonomisinin ve şirket planlamasının aracına dönüşür.
Aynı denge mantığı Sovyet planlamasında başka bir ada bürünür. Ülkenin planlama kurumu Gosplan, “maddi dengeler” adını verdiği yöntemi on yıllar boyunca kullanır. Merkezi olarak dağıtılan her ürün için ayrı bir tablo tutulur, bir yanına o ürünün kaynakları, diğer yanına kullanım yerleri yazılır ve iki yanın eşitlenmesi beklenir. Yöntem para değil fiziksel miktar üzerinden çalışır, yani üretimi fiyat dolayımına başvurmadan hesaplar.[9]
Maddi dengelerin yanında ikinci bir yöntem daha gelişir. Leonid Kantoroviç 1939’da bir kontrplak tröstünün sorunu üzerine çalışır: Sekiz tezgâh beş ayrı ürün üretir, her tezgâh her üründe farklı verim verirken hangi tezgâhın hangi işe kaç saat ayrılacağı, toplam çıktıyı azami kılacak biçimde nasıl hesaplanır? Kantoroviç bunun genel bir yöntemi olduğunu gösterir ve doğrusal programlama böyle doğar. Yöntemin plan açısından asıl önemi, çözüm sırasında ortaya çıkan bir yan üründe yatar. Hesap, her kaynak için bir katsayı üretir ve bu katsayı o kaynağın ne kadar kıt olduğunu gösterir. Bir saat tezgâh zamanı ya da bir metreküp kereste, üretime ne kadar katkı yapıyorsa o kadar değerli sayılır. Fiyatın yaptığı işi yapan bir ölçü çıkar ortaya, ama ölçü piyasadan değil hesabın kendisinden gelir.[10] Ne var ki yöntem yaygınlaşmaz. Bir yandan ülke ölçeğine taşınması için o dönemde bulunmayan bir hesaplama gücü gerekir, diğer yandan bu katsayılar daha ilk yıllardan itibaren itirazla karşılanır. Maddi dengeler yöntemi ise sürer ve kendi sınırına ölçekle birlikte yaklaşır. Ürün çeşidi arttıkça tablo sayısı artar, bir tablodaki değişiklik başka tabloları etkiler ve tabloların birbirine bağlanması elle yapılamaz olur. Hesabın büyümesi ikinci bir sonuç daha üretir. Tabloları tutan kadro uzmanlaşır ve planlama giderek üretenlerin değil uzmanların işi haline gelir. Savaş sonrasında yürüyecek tartışma bu iki sonucun iç içe geçmesinden doğar. Hesabın hacmi teknik bir sorun olarak sunulur, oysa hesabın kimin elinde kalacağı baştan politik bir soru olarak durur.
Savaş yılları
Yöntemin sınırları üzerine tartışma 1930’lar boyunca sürerken, planlama pratiği çok daha ağır bir sınavdan geçer. Haziran 1941’de Alman ordusu saldırdığında Sovyet sanayisinin büyük bölümü cepheye en yakın bölgelerde bulunuyordu. Altı ay içinde binden fazla sanayi işletmesi sökülüp trenlerle Urallara, Sibirya’ya ve Orta Asya’ya taşınır, on milyonu aşkın insan yer değiştirir ve tesisler çoğu durumda birkaç ay içinde yeniden üretime başlar. Bu işin büyük bölümü Moskova’dan gelen emirle değil, fabrika düzeyinde alınan kararlarla yürür. İnsanlar ne yapmaları gerektiğini biliyor ve söylenmesini beklemeden yapıyordu. Tam anlamıyla merkezi ve eşgüdümlü bir savaş ekonomisi ancak 1942 sonunda kurulur.[11]
Savaş ekonomisi planlamayı bir bakıma kolaylaştırır. Barış zamanında plan, hangi ihtiyacın hangi ölçüde karşılanacağına karar vermek zorunda kalır ve bu karar siyasi pek çok tercihi gerektirir. Savaşta ise hedef neredeyse tek bir büyüklüğe, cepheye ulaşan mühimmat, tank ve tayın miktarına indirgenir. Karşılanacak tek bir amaç kaldığında hesap sadeleşir ve merkezi tahsis daha yüksek verim gösterir. Sonucun ölçüsü de bu sadeleşmeyi doğrular. İşgal ve toprak kaybı yüzünden Sovyet millî geliri 1940 ile 1942 arasında beşte ikiden fazla düşer, ama aynı iki yılda millî gelirin savaşa ayrılan payı üçte ikiye çıkar, yani küçülen bir ekonomiden giderek daha büyük bir pay çekilir. 1943’e gelindiğinde çalışan nüfusun dörtte biri silah altında, üçte biri savaş sanayisinde çalışırken, Almanya’da savaş sanayisinde çalışanların payı 1939 düzeyinden neredeyse hiç kıpırdamamıştı.[12]
Savaş aynı zamanda hesabın kendisini bir darboğaza sokar. Topçu ateşinin dağılımı, mermi yörüngeleri ve uçaksavar nişan hesapları, savaşan bütün ordularda aynı matematiksel sorunu doğurur. Andrey Kolmogorov savaş yıllarında kara topçusu üzerine çalışır ve gürültülü bir ölçüm dizisinden yola çıkarak bir hareketin bir sonraki konumunu kestirme problemini çözüp sonuçlarını 1941’de yayımlar. Wiener da uçaksavar projesinde aynı problemle uğraşır, Kolmogorov’un çalışmasından 1941 sonunda haberdar olur ve kendi raporunu Şubat 1942’de sunar. Kolmogorov Hilbert uzaylarının geometrisinden yola çıkar, Wiener ise düşman uçağının yörüngesini kestirme sorunundan. Buna rağmen buldukları sonuçlar, Wiener’ın kendi ifadesiyle “eşdeğer” çıkar. Yöntem bugün ikisinin adını birden taşır, ne var ki alanın yaygın anlatısı Kolmogorov’un payından neredeyse hiç söz etmez. Wiener anılarında, en derin fikirlerinin hepsinin kendisinden önce Kolmogorov’un çalışmalarında bulunduğunu ve bunu fark etmesinin bir süre aldığını yazar. Aynı yıllarda ABD’nin bilimsel araştırma programını yöneten Vannevar Bush’a başvurup Kolmogorov’la ortak çalışma izni ister, izin hiç çıkmaz.[13]

Savaş sonrasında hesap yükü daha da artar. Nükleer silahın gücünü hesaplamak için gereken denklemler, önce masa hesap makinelerinde çalışan ekiplere yaptırılır ve hesabın doğruluğundan emin olmak için her işlem birbirinden bağımsız en az üç kişiye tekrarlatılır. Haziran 1948’de çıkarılan bir hükümet kararnamesi bu hesaplama bölümünün genişletilmesini emreder.[14] Füze programı ise 1946’da NII-88’in kurulmasıyla başlar ve Sergey Korolyov’un yönetiminde yürüyen yörünge hesapları kısa sürede elle yapılamayacak bir hacme ulaşır.[15] Sergey Lebedev’in Kiev’de 1948’de başlattığı ve 1951’de çalıştırdığı Küçük Elektronik Hesap Makinesi (MESM) bu talebi karşılamak üzere geliştirilir ve ilk işleri nükleer program ile balistik hesaplar olur.[16] Anatoli Kitov 1954’te kurulan Savunma Bakanlığı Bir Numaralı Hesaplama Merkezi’nin bilimsel yöneticiliğini üstlendiğinde ülkenin en güçlü makineleri onun eline kalır ve bunların füze yörüngesi hesaplamak dışında da kullanılabileceğini ilk fark eden kişi olur.

Amerikan sözde bilimi
Makineler kurulmuş, hesapçı kadrolar yetişmiş ve planlamanın önündeki ölçek sorunu görünür hale gelmişken, 1940’ların sonunda tartışmaya yeni bir başlık eklenir. Batıda sibernetik adıyla ortaya çıkan disiplin, canlı organizmayı, makineyi ve toplumu aynı denetim modeliyle açıklamayı önerince Sovyet felsefe çevrelerinde sert bir tepki doğar. Wiener’ın 1948’de Sibernetik’i yayımlamasının ardından alan 1952’de Priroda’da “Amerikan sözde bilimi” ilan edilir, ertesi yıl Voprosı filosofii’de bir mahlasla çıkan yazı ise kime hizmet ettiğini sorup cevabı savaş sanayisinde bulur.[17] Suçlama iki katmanlı işler. Birincisi kuramsaldır. Canlı ile makinenin aynı düzleme yerleştirilmesi mekanik materyalizm sayılarak reddedilir. Kaba bir dille yazılmış olsa da bu eleştiri gerçek bir soruna işaret eder, çünkü sibernetik geri besleme kavramını canlıya, makineye ve topluma aynı biçimde uyguladığında aralarındaki farkı ortadan kaldırır. Toplumsal olan biyolojik olanla aynı denklemle açıklanabiliyorsa, sınıf ilişkisi de bir denge sorununa indirgenmiş olur. Aynı düşünce on beş yıl sonra Evald İlyenkov’un elinde çok daha gelişkin bir biçim alacaktır. İkinci katman ise siyasi bir suçlama taşır. Otomasyonun işçiyi tasfiye etmeye ve savaşı otomatikleştirmeye yaradığı söylenir. Bu suçlama da tümüyle haksız sayılmaz, çünkü sibernetiğin doğduğu yer İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda uçaksavar ateşini otomatikleştiren tahmin devrelerinin kurulduğu askeri laboratuvarlardır.
Kampanyanın hedef aldığı kavramın arkasındaki matematiksel birikimin önemli bir bölümü ise zaten Sovyet biliminden gelir. Wiener’ın kestirim kuramının Kolmogorov’la paylaştığı köken bunun yalnızca bir örneğidir. Shannon’ın enformasyon kuramının dayandığı olasılık matematiği de benzer bir yerden gelir. Andrey Markov 1913’te Yevgeni Onegin’in ilk yirmi bin harfini tek tek sayar, her harfi ünlü ya da ünsüz diye ayırır ve bir ünlüden sonra ünsüz gelme olasılığını hesaplar. Vardığı sonuç şudur: Bir metin, harflerin birbirinden bağımsız dizildiği rastgele bir sıra değil, her öğenin bir öncekine bağlı olduğu bir zincir oluşturur. Bugünün dil modellerinin bir sonraki sözcüğü tahmin etme işlemi, matematiksel olarak bu zincirin torunu sayılır.[18] Elektrik anahtarlarının Boole mantığının işlemlerini yürütebildiğini ise Viktor Şestakov, Shannon’ın tezinden önce 1935’te gösterir. Çalışması ancak 1941’de yayımlandığı için öncelik uluslararası literatürde Shannon’da kalır.[19] Sibernetik tartışması bu nedenle bir ithal fikrin savunulması ya da reddedilmesi tartışması sayılmaz. Sovyet bilim emekçileri kendi geleneklerinin ürünü olan bir alanın adı ve sınırları üzerinde tartışırlar.

Kampanya kavramı hedef alır, makineleri değil. Sibernetik felsefe dergilerinde mahkûm edilirken bilgisayar üretimi, nükleer ve füze programlarının önceliği olarak hız kesmeden sürer. Kiev’de çalıştırılan MESM, programını kendi belleğinde tutan kıta Avrupası’ndaki ilk bilgisayar olur.[20] Yasağın pratikteki karşılığı da tuhaf bir ikilik üretir. Wiener’ın kitabı kütüphanelerin özel erişim bölümüne kaldırılır, yani sıradan okura kapatılır ama askeri ve teknik kurumlarda çalışanlara izinle açık tutulur. Kitov kitabı 1952’de bu yolla okur ve birkaç yıl sonra sibernetiğin en ısrarlı savunucularından biri olur.[21] Yasak, kavramı ideolojik tartışmadan çıkarırken onu askeri araştırmanın içinde erişilebilir kılar.
Dönüş 1955’te gelir. Voprosı filosofii’nin dördüncü sayısında Sergey Sobolev, Anatoli Kitov ve Aleksey Lyapunov imzalı “Sibernetiğin Ana Çizgileri” yazısı, matematiksel aygıtın fizyolojik, psikolojik ve toplumsal süreçlere uygulanabileceğini savunur.[22] Aynı yıl aynı dergide Ernest Kolman’ın “Sibernetik Nedir?” başlıklı metni çıkar ve burada gerçekten öğretici bir tersine dönüş yaşanır. Kolman 1940’ta, Engels ile Lenin’in madde hareketinin biçimleri hiyerarşisine dayanarak, hareket biçimi yükseldikçe matematiksel yöntemin etkisizleşeceğini yazmıştı. 1955’te ise Marx’ın Engels’e 1870’lerde yazdığı bir mektuba dayanarak, iktisadi ve toplumsal olguların matematiksel incelemesini bizzat Marx’ın gündeme getirdiğini hatırlatır.[23] Aynı kalem on beş yıl arayla iki karşıt sonuca varır. Değişen şey felsefi kanıtlar değil, Sovyet üretiminin önündeki görevlerdir.
Sputnik’in 1957’de yörüngeye oturması tartışmanın seyrini değiştirir. Uydunun yörüngesini hesaplayan makineler, birkaç yıl önce burjuva sözde bilimi diye anılan alanın araçlarıdır ve sonuç herkesin gözü önündedir. Aralık 1957’de Bilimler Akademisi’nin önde gelen bilim insanları partiye bir mektup yazar. Mektubun imzacıları arasında sibernetiği savunan çevrenin isimleri bulunur ve savundukları şey de bir makine listesi değil, aynı çevrenin kuramsal iddiası olur. Yönetimin sorunları, bilgi akışının yeniden düzenlenmesiyle çözülebilir. Mektup, istatistik ve planlamada bilgisayar kullanımının karar verme hızını kimi durumlarda yüzlerce kat artıracağını ve yönetim aygıtının hantallığından doğan hataların önüne geçeceğini belirtir.[24] İddianın hedefi de açıktır. Beş yıl önce Amerikan sözde bilimi ilan edilen kavram, artık yönetim aygıtını eleştirmenin dili haline gelmiş bulunur. Gerovitch kitabına From Newspeak to Cyberspeak (Yenisöylemden Sibersöyleme) adını verirken bu değişimi kasteder. Ne var ki aynı değişimin ikinci bir yüzü de vardır. Neyin doğru sayılacağına karar veren ölçüt partili söylemden alınıp hesaba devredildiğinde, karar da hesabı yapanın eline geçer.[25]
Kızıl Kitap
Yeni konum kurumsal bir karşılık da bulur. Sibernetiğin kurumsal düzenlemesini yapan isim ise alışıldık anlamda bir akademisyen sayılmaz. Radar üzerine kurulan devlet savunma konseyinin başkan yardımcısı olan Aksel Berg’in İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı’nın son yıllarında yürüttüğü iş, dağınık laboratuvarları ve fabrikaları tek bir radar programı etrafında toplamaktı.[26] Aleksey Lyapunov 1959’da Bilimler Akademisi bünyesinde bir Sibernetik Bilimsel Konseyi kurulmasını önerdiğinde başkanlığı Berg’e önerir. Berg kabul eder ve savaş yıllarında yürüttüğü örgütsel işi bu kez sibernetik için yapar.[27] Konsey kısa sürede geniş bir çevre toplar. Sibernetik, genetikten dilbilime ve iktisada uzanan alanlara ortak bir kavram seti sunduğu için farklı disiplinlerden araştırmacılar aynı çatı altında çalışma imkânı bulur. Berg, Kitov ve Lyapunov ise bu çevrede birer uzman danışman olarak değil, bilim emekçisi olarak yer alır. Önerdikleri şey de bir yönetim tekniğinden ibaret kalmaz. Ne var ki hesabın ve tasarımın uzmanlaşması, aynı kadroyu üretenlerden ayıran bir eğilimi de besler.[28]
Konseyin ilk yıllarındaki asıl kuramsal katkı, Berg, Kitov ve Lyapunov’un Eylül 1960’ta Kommunist dergisinde “Radyo Elektroniği Ulusal Ekonominin Yönetimine” başlığıyla yayımladıkları yazıdan gelir. Yazarlara göre kapitalist dünyada her şirket kendi otomatik denetim sistemini ayrı ayrı kurmak zorunda kalır, çünkü rakibiyle veri paylaşamaz. Bu yüzden her sistem tekil işletmenin sınırında durur ve toplam kapasitenin büyük bölümü kullanılamaz. Toplumsal mülkiyet koşullarında ise böyle bir sınır bulunmaz. Birleşik bir sistem kurulabilir ve böyle bir sistemin etkisi tekil işletme otomasyonlarının toplamını aşar.[29] Argümanın yapısı Hayek’inkinin tersine çevrilmiş halidir. Hayek merkezi hesabın imkânsızlığını bilginin dağınıklığına dayandırır. Berg, Kitov ve Lyapunov ise hesabın mümkün olmasını üretim araçlarının toplumsal mülkiyetine bağlar. Rakip şirketlerin veri paylaşmasını engelleyen şey mülkiyet ilişkisinin kendisi, dolayısıyla o ilişki değiştiğinde engel de kalkar. Yazının bir eksiği de vardır. Birleşik sistemin kimin denetiminde çalışacağı ve verinin hangi organlara açılacağı sorusu metinde hiç sorulmaz. Sonraki on yılın bütün tartışması bu boşlukta yürür.[30]
Kuramsal çerçeveyi kuran bu çevrenin içinde Kitov ayrı bir yerde durur, çünkü aynı zamanda Savunma Bakanlığı’nın Bir Numaralı Hesaplama Merkezi’ni yöneten albay olarak görev yapar. Somut öneri de akademik tartışmadan değil, bu ikinci konumdan çıkar. Kommunist yazısından bir yıl önce, Ocak 1959’da Nikita Hruşçov’a yazdığı mektupta, bilgisayarların ekonomiye sokulmasının Politbüro düzeyinde bir sorumluya bağlanması gerektiğini savunur. Aynı yılın sonbaharında ikinci bir mektup yazar ve mektuba iki yüz sayfalık ayrıntılı bir proje ekler. Uzmanlar arasında “Kızıl Kitap” adıyla anılacak bu metin, Birleşik Devlet Hesaplama Merkezleri Ağı’nın kurulmasını önerir. Ağ çift amaçlı çalışacak, barış zamanında ulusal ekonomiyi, savaş zamanında silahlı kuvvetleri yönetecektir, kurulumunu ve bakımını Savunma Bakanlığı üstlenecektir.[31]
Kitov mektuba, bakanlığının bilgisayar kullanımına dair sert bir eleştiri de ekler. Sonuç ağır olur. Kurulan komisyon projeyi reddeder, Kitov partiden ihraç edilir ve kurduğu merkezin bilimsel yöneticiliğinden alınır.[32] Reddin gerekçesi hiçbir zaman teknik bir yetersizliğe dayandırılmaz. Öneri iki ayrı yerden birden rahatsızlık yaratır. Ağ, bakanlıklar arası veri akışını görünür kılarak her dairenin kendi sayıları üzerindeki denetimini çözer, ayrıca askeri altyapıyı tüm ekonominin hizmetine sokarak savunma bütçesinin dokunulmaz konumunu tartışmaya açar. Dönemin üst düzey komutanlarından birinin sorduğu aktarılan soru meseleyi açıkça ortaya koyar: Partinin öncü rolü bu bilgisayarın neresinde durur?[33]
Kitov’un planı yine de büsbütün rafa kalkmaz. Berg’in desteğiyle, Kitov’un planının askeri ayağından arındırılmış bir biçimi 1961 sonunda üst parti yönetimine sunulan raporda karşılık bulur. Kasım 1962’deki Parti Plenumu’nda Hruşçov, atom, elektronik, sibernetik, otomasyon ve montaj hatları çağında toplumsal sistemin bütün bağlarında şeffaflığa, eşgüdüme ve örgütlenmeye ihtiyaç duyulduğunu söyler.[34] Öneri böylece en üst düzeyde sahiplenilmiş olur. Aynı yıllarda başka öneriler de dolaşır. Sibernetik Konseyi’nin başkan yardımcısı olan enformasyon kuramcısı Aleksandr Harkeviç 1962’de, mevcut telefon ve elektrik altyapısını kullanarak kodlanmış mesajları ileten, saklayan ve işleyen ülke çapında birleşik bir iletişim sistemi önerir.[35] İnternet’in öncülü ARPANET’in ilk düğümleri bundan yedi yıl sonra bağlanacaktır.
OGAS
Tek tek kişilerin mektuplarıyla yürüyen tartışma 1961’de resmi bir programın konusu haline gelir. Bilgisayar, otomasyon ve iletişim ağları o yıl kabul edilen parti programına doğrudan girer ve program, sibernetiğin komünizmin maddi temelinin kurulmasında oynayacağı role ayrı bir yer ayırır. Dönemin basınında bu makineler “komünizmin makineleri” diye anılmaya başlar. Bilgisayar ağlarının ancak toplumsal mülkiyet altında tam kapasiteyle kullanılabileceği, rekabete dayanan kapitalizmde ise kapasitelerinin bir bölümünün boşa düşeceği açık açık tartışılır.[36]
Kapitalizmde boşa düşen kapasitenin sosyalizmde kullanılabileceği iddiasının dayanağı, o güne dek yapılanların ölçüsünde bulunur. 1913’te tarımın millî gelirdeki payı sanayininkini açık ara geçerken, 1940’a gelindiğinde oran tersine dönmüş, elektrik üretimi aynı sürede yirmi beş kata yakın artmıştı.[37] Ülke iki savaşın ağır kayıplarına rağmen bu tabanı kurmuş, üstüne nükleer ve füze programlarını oturtmuştu. Bilgisayar ağı önerileri bu birikimin bir sonraki adımı olarak sunulur.

Önerileri sürdüren kadro da dağılmaz. Kiev’deki Sibernetik Enstitüsü’nün başındaki Viktor Gluşkov, görevinden alınan Kitov’u bilimsel danışman olarak yanına alır. Gluşkov 1962’de ulusal ekonominin otomatik yönetimi üzerine çalışmakla görevlendirilir ve “Kızıl Kitap”ta çizilen ağ fikri böylece yeni bir elde ve çok daha geniş bir kapsamda sürdürülür.[38]
Gluşkov’un yönetimindeki projenin adı zamanla Enformasyonun Kaydı ve İşlenmesi için Devlet Çapında Otomatik Sistem’e (OGAS) dönüşür. Tasarım üç katmanlı bir piramide benzer. Tabanda, ülkenin işletmelerine ve fabrikalarına dağılmış yirmi bin kadar erişim noktası birincil veriyi toplar. Ortada, büyük kentlerde yüz ila iki yüz bölgesel planlama merkezi bulunur. Tepede Moskova’daki merkezi işleme birimi yer alır ve üç katman yüksek kapasiteli veri hatlarıyla birbirine bağlanır. Sistemin ayırt edici özelliği ise veriye erişim biçiminde belirir. Yetkili bir kullanıcı ağın herhangi bir noktasından istediği veriye ulaşabilir ve fabrikadaki işçiler kendi işletmelerinin verilerini, raporlarını ve iş akışına dair önerilerini doğrudan sisteme girebilir.[39] Planlama, tedarik, istatistik ve maliye kanalları tek bir havuzda birleştirilecektir ve her işletmenin doldurduğu rapor sayısının yirmide bire düşmesi beklenir.[40]

Tasarımın savunucuları kendi sınırlarını da hesaplar. Bütün Sovyet ekonomisini kapsayan bir optimizasyon, elli milyon denklemli ve beş milyon kısıtlı bir sistemin çözülmesini gerektirir, saniyede bir milyon işlem yapan bir makine ise bunun küçük bir bölümünü bile ancak bir ayda çözebilir.[41] 1967’de Gluşkov’un çalışma arkadaşı Nikolay Fedorenko, planlamanın bütününün matematiksel kurallara dökülebileceğine dair hiçbir garanti bulunmadığını açıkça yazar.[42]
Sınırın arkasında kuramsal bir tartışma da yürür. Maddi dengeler yöntemi fiziksel miktarlarla çalıştığı için ürün sayısı milyonları bulduğunda tabloların tutarlı kalması imkânsızlaşır, çünkü ortak bir ölçü bulunmaz. Kantoroviç’in nesnel olarak belirlenmiş değerlemeler adını verdiği çözücü çarpanlar tam da bu boşluğu doldurmayı önerir, yani planın kendi içinden çıkan ve piyasadan gelmeyen bir kıtlık ölçüsü sağlar. İtiraz sert olur. Geleneksel kanadın savunucuları, hangi adla anılırsa anılsın bir kıtlık göstergesinin fiyat kategorisini plana geri soktuğunu ve emek değer kuramını aşındırdığını söyler. Tartışma 1960’lar boyunca sürer.[43]

Asıl sorun ise bu sınırın kendisinde değil, sınırın nasıl kurulduğunda yatar. Sovyet bilim emekçileri planlama için, toplumsal ilişkiden yalıtılmış ve durmadan mükemmelleştirilen bir hesap ararlar. Oysa böyle bir hesaba gerek yoktur. Hangi değişkenlerin ölçüleceğine, hangi verinin merkeze akacağına ve neyin sapma sayılacağına karar vermek matematiksel bir işlem sayılmaz, politik bir karar olarak kalır. Bu karar üretenlerin kendisine bırakıldığında, eksiksiz bir merkezi optimizasyon ihtiyacı da ortadan kalkar.[44]
Karar 1 Ekim 1970 sabahı Kremlin’de verilir. Gluşkov salona girdiğinde iki koltuğun boş olduğunu fark eder, projenin en güçlü iki destekçisi olması beklenen Leonid Brejnev ile Aleksey Kosigin o gün Bakü ve Kahire’de bulunuyordu. Toplantıyı, radikal değişimlere direnmesiyle bilinen Mihail Suslov yönetir. Söz alan bakanların çoğu projeyi destekler, ardından Maliye Bakanı Vasili Garbuzov söz alıp Minsk’te gördüğü bir tavuk çiftliğini anlatır. İşçiler kendi imkânlarıyla yaptıkları bir düzenekle verimi artırmış, dolayısıyla önce bütün kümeslere bu düzenekten konulmalı, ülke çapında bir ağ ancak ondan sonra gündeme gelmelidir.[45] Asıl derdi ise ağın kendisi değil, ağın kimin eline geçeceğidir. Projeyi kendi bakanlığına bağlayamayınca rakibi olan Merkezi İstatistik İdaresi’ne de bırakmak istemez, karşı önerisi tasarıdan ekonomiyle ilgili her şeyin çıkarılmasıydır. Tartışmanın sonunda Suslov, projenin kabul edilmemesinin bir hata olabileceğini ama getireceği değişimin şimdilik gerçekleştirilemeyecek kadar köklü olduğunu söyler. Gluşkov’un cevabı da kayda geçer. Ona göre OGAS şimdi kurulmazsa, 1970’lerin ikinci yarısında Sovyet ekonomisinin bu soruya dönmek zorunda kalacağı güçlüklerle karşılaşacaktır.[46]

Proje bunun ardından büyük ölçüde daraltılır. Yirmi Dördüncü Parti Kongresi’nin taslak programında OGAS tam ölçekli haliyle yer alırken, kongreden hemen önce büyük ölçüde budanır. Yönetimin İyileştirilmesi için güçlü bir Devlet Komitesi kurulması yerine, çok daha mütevazı bir Hesaplama Tekniği Başkanlığı kurulmasına karar verilir. Ulusal ekonominin matematiksel modellerinin geliştirilmesi ertelenir, planın yalnızca en az iddialı teknik bölümü, yani hesaplama merkezlerinin ayrı ayrı kurulması ayakta kalır.[47] Nisan 1971’de toplanan Yirmi Dördüncü Parti Kongresi bu kararı onaylar. Dokuzuncu Beş Yıllık Plan döneminde 1.600 otomatik yönetim sistemi devreye alınacak ve bilgisayar üretimi 2,6 kat artırılacaktı. Kurulan sistemler ise birbirine bağlanmaz.[48] Ortaya çıkan ağsız bilgisayarlaşma, kurumsal sınırları çözmek yerine pekiştirir. Her kurum kendi diliyle yazılmış, birbiriyle uyumsuz programlar geliştirir ve bürokratik işlem hacmi düşeceğine katlanır. 1970’lerin başında yılda dört milyar evrak dolaşırken, 1980’lerin ortasında bu sayı sekiz yüz milyara çıkar.[49]
Meseleyi bir kaynak yetersizliği ya da matematiksel olgunlaşmama sorunu saymak, tam da bu politik boyutu görünmez kılar. Her bakanlığın gücü kendi enformasyonu üzerindeki denetimine dayanır. Bakanlıklar arasında veriyi görünür kılacak bir ağ, bu gücü ortadan kaldırır. Bürokrasi, üretim ilişkileri içindeki konumunu savunan bir toplumsal katman olarak davranır. Teknik projeyi durduran şey bir hesaplama sınırı değil, bu konumun savunulması olur. 1965 Kosigin reformunun, işletme düzeyinde kâr ve kârlılık göstergelerini öne çıkararak eşgüdüm sorununa taban tabana zıt bir cevap üretmesi de aynı yıllara denk gelir.[50]
Makine düşünür mü?
Ağ tasarımları budanırken aynı yıllarda zekânın, insanın ve makinenin doğasına dair bir tartışma da yürür ve alışıldık anlatının aksine tartışma dogmatik felsefeciler ile yenilikçi bilimciler arasında geçmez. Andrey Kolmogorov 1961’de verdiği “Otomatlar ve Yaşam” dersinde zihnin modellenmesinin ilkece mümkün olduğunu savunur, ama dönemin makinelerinin şiir yazdığı yolundaki haberlere itiraz eder, çünkü böyle bir iddia için insan yaratıcılığını fazlasıyla basite indirgemek gerekir. Kendisinin bu konuda kuşkucu olduğunu, ne var ki kuşkusunu makinede diyalektik bulunmadığı gerekçesine dayandırmanın yanlış olacağını da ekler.[51]
Aynı yıl mühendis ve bilim kurgu yazarı Anatoli Dneprov, “Oyun” adlı öyküsünü yayımlar. Öyküde bir kongreye katılan bin dört yüz kişi stadyumda dizilir ve her birine basit bir kural verilir. Kişi, yanındakinden sıfır ya da bir alır, kuralına göre kendi çıktısını hesaplayıp komşusuna iletir. Saatler sonra hep birlikte Portekizce bir cümleyi Rusçaya çevirdikleri açıklanır, oysa katılımcıların hiçbiri çeviri yaptığını bilmez. Bir sistem doğru çıktıyı üretebilir, ama içindeki hiçbir öğe ne yaptığını anlamıyor olabilir. John Searle aynı argümanı on dokuz yıl sonra “Çin Odası” adıyla yayımlayacaktır.[52]
Asıl kuramsal itiraz 1966’da gelir. Evald İlyenkov, Anatoli Arsenyev ve Vasili Davıdov, “Makine ve İnsan, Sibernetik ve Felsefe” başlıklı bir metin yayımlar.[53] Yazarlara göre felsefenin işi sibernetiğe sınır çizmek değildir. Sibernetiğin önünü tıkayan şey felsefe olmadığı gibi, bir zamanlar sibernetiğe girmiş ve orada yerleşmiş yanlış kanılardır. Bu kanıların başında beynin düşündüğü fikri gelir. Feuerbach’ın yüz yıl önce önerdiği düşünce deneyi bunu sınamaya yarar. Beyni bedenden ayırın, bir tabağa koyun ve izleyin, düşünecek mi? Yazarların cevabı açıktır, bir telgraf direği kadar düşünecektir. Beyin düşünmez, insan beyni aracılığıyla düşünür. Beyni düşünmek için kullanma yetisi de, tıpkı elleri emek için ya da dili konuşmak için kullanma yetisi gibi, baştan sona toplumsal olarak kazanılır. Bu yetiyi bireyin beden yapısı değil, toplumsal ilişkilerin bütünü belirler. O bütüne insanların yanı sıra emek araçları, makineler ve tüketim araçları da girer, düşünen birey de bu sistemin bir organı olarak iş görür.[54]
Metnin ikinci itirazı makine kavramının kendisine yönelir. Sibernetik adına konuşan Sergey Sobolev’in verdiği tanıma göre, belirli bir amaca götüren eylemleri gerçekleştirebilen her sistem makine sayılır ve bu anlamda insan da bir makine olur. İlyenkov ile arkadaşları bu tanımın sibernetiğin kendi içinde meşru kaldığını kabul eder, ama evrensel bir tanım sayıldığında tutarsızlaştığını gösterir. O zaman buharlı lokomotifi, otomobili ve haddehaneyi makine saymak imkânsızlaşır, çünkü bunlar amaca yönelik eylem üretmez, onları harekete geçiren ve amacına göre yönlendiren insan üretir. İnsandan koparıldığında buharlı lokomotif de hesap makinesi de makine olmaktan çıkar, geriye yalnızca oksitlenmeye ve aşınmaya tabi bir metal yığını kalır, tıpkı bedenden kesilmiş bir el gibi. Yazarlar karşısına Marx’ın Grundrisse’deki tanımını koyar. Marx makineleri, doğa üzerindeki insan iradesinin organlarına dönüştürülmüş doğa malzemesi, insan eliyle yaratılmış insan beyni organları ve nesneleşmiş bilgi gücü olarak tarif eder.[55] Marx’ın Grundrisse’de genel zekâ adını verdiği şey, burada Sovyet felsefesinin kavramlarıyla yeniden formüle edilmiş olur. Makine nesneleşmiş kolektif bilgiyi içerir ve onun kime karşı işleyeceği sorusu doğrudan bir mülkiyet sorusuna açılır.

İlyenkov 1968’de yayımladığı İdoller ve İdealler’de, en üst düzey makine zekâsının adını ise Denetim Sistemi olarak koyar.[56] Olessia Kirtchik’in dikkat çektiği gibi bu adlandırma tesadüf sayılamaz. İlyenkov’un tasavvurunda makine zekâsı, insanlığı yönetme işlevini devralmış bir aygıt olarak belirir.[57] Aynı yıllarda İlyenkov felsefeci David Dubrovski ile tartışmaya girer ve ideal olanın nerede bulunduğu sorusunu bu kez Marx’ın meta çözümlemesi üzerinden ele alır. Dubrovski’ye göre ideal, bireyin beynindeki nörodinamik süreçlerin öznel yansımasından başka bir şey değildir. İlyenkov ona şöyle karşılık verir. İdeali kafatasının içinde, nöronların arasında aramak, değerin biçimini altının kimyasal çözümlemesinde aramaya benzer, çünkü her ikisi de toplumsal bir ilişkiye ait olan bir özelliği doğal bir maddeye yükler. Fetişizm dediği şey de tam olarak bu, ama odun parçasının ya da bronz heykelciğin değil, sinir dokusunun ve nöronların fetişizmidir. Aynı hatanın iktisattaki karşılığını da gösterir. Bailey’den Keynes’e uzanan kaba politik ekonomi, değeri bir efsane sayıp yalnızca piyasa fiyatını gerçek kabul ettiğinde, maddi ilişkiyi onun parada aldığı ideal biçimle karıştırmış olur. Zihni beyne indirgeyen felsefeciyle değeri fiyata indirgeyen iktisatçı, İlyenkov’a göre aynı yerde dururlar.[58]
İlyenkov’un savı bir felsefe seminerinde değil, bir okulda sınanır. Hem görme hem işitme engelli çocukların eğitimi üzerine çalışan İvan Sokolyanski’nin geliştirdiği yöntemi öğrencisi Aleksandr Meşçeryakov devralır, ona birlikte bölüşülmüş eylem adını verir ve 1963’te Moskova yakınlarındaki Zagorsk’ta bu çocuklar için bir yatılı okul kurulur.[59] Eğitmen çocuğun arkasında durur ve elleriyle çocuğun ellerini yönlendirerek eylemi birlikte yapar. Kaşığı tutmak, bardaktan içmek, giyinmek, ayakkabıyı bağlamak gibi işler baştan sona ortaklaşa yürütülür, eğitmen zamanla uyguladığı kuvveti azaltır ve eylem yavaş yavaş çocuğun kendi eylemi haline gelir.[60] Sıralama da rastgele değildir. Önce insani davranış kurulur, insani konuşma sonra gelir.[61] Çocuğun zihni işaretlerden değil, toplumsal emeğin biçimlendirdiği nesnelerden ve o nesnelerin dayattığı eylem kalıplarından oluşur. Kaşığın biçimi uzun bir toplumsal pratiğin kazandırdığı bir kullanım kuralını taşır ve çocuk onu kullanmayı öğrenirken kuralı da öğrenir. İlyenkov 1960’ların ortasından itibaren okula düzenli olarak gider. Onun için Zagorsk, kişiliğin oluşumunun zamana yayıldığı, ideal olanın doğuşunun ağır çekimde izlenebildiği bir gözlem alanı olur.[62] 1971 ve 1972’de okulun dört öğrencisi üniversiteye girer ve 1977’de mezun olur. Aralarında sonradan psikoloji doktoru olan Aleksandr Suvorov da bulunur.[63]

Deneyin tartışmalı bir tarafı da vardır. Dubrovski başta olmak üzere eleştirenler, dört öğrencinin görme ya da işitme kalıntısı taşıdığını öne sürerek sonucu bir çarpıtma sayarlar.[64] Buna verilen cevap, bu tür kalıntının neredeyse bütün çocuklarda bulunduğunu, oysa yaygın eğitim biçimleri altında aynı çocukların normal okulu bile tamamlayamadığını hatırlatır.[65] İhtilafın dışında kalan bulgu ise şudur: Zihnin oluşumu, nesneler etrafında örgütlenmiş ortak eylemin ürünü olarak, bir laboratuvarda değil bir pedagojik pratiğin içinde izlenebilir. İdeal olanı nesnelerin toplumsal kullanım biçimi taşır ve o biçim ancak ortak eylem içinde aktarılır. İlyenkov 1979’da yaşamına son verir, Zagorsk’ta savunduğu tez ise arkasında bugün hâlâ tartışılan bir pedagojik gelenek bırakır.[66]
Orkestra Şefsiz Çalıyor
Sovyet yapay zekâ araştırmasının kendi özgün programı ise bütün bu felsefi tartışmanın içinden çıkar. Dmitri Pospelov 1960’ların ortasından itibaren, sonradan durumsal yönetim adını alacak bir yaklaşım geliştirir.[67] Yaklaşımın kaynaklarından birini, Leningrad yakınlarındaki Komarovo’da 1961’den itibaren toplanan kış okulları verir. Matematikçileri, mühendisleri ve biyologları bir araya getiren bu toplantılarda ortak bir sonuca varılır. Bir liman, bir kent ya da bir ekonomi gibi büyük sistemler, tek bir merkezden yönetilebilmeleri için gereken eksiksizlikte tarif edilemez. Değişken sayısı çok fazladır, aralarındaki ilişkiler zamanla değişir ve sistemin bir bölümü ölçülürken diğeri çoktan başkalaşır. Çevrenin dayandığı isim, öğrenen otomatlar kuramını geliştiren matematikçi Mihail Tsetlin olur.
Tsetlin ile arkadaşları, ortak bir amaca yönelmiş faillerin eşgüdümünü sağlamada yerel etkileşimlerin merkezi komutlardan daha etkili çalıştığını savunur.[68] Bu tez örgütsel yönetime uygulandığında Sovyetler Birliği’ndeki mevcut yönetimle açıkça çelişir. Yine de tartışmayı merkezi planlama ile merkezsiz planlama arasında bir seçim olarak kurmak yanıltıcı olur. Yerel birimlerin özerkliği ile yeryüzü ölçeğinde eşgüdüm birbirinin karşıtı değil, birbirinin koşuludur. Enerji, su ve ham madde gibi ortak kaynakların paylaşımı yerel inisiyatiflerin toplamıyla çözülemez.[69] Pospelov, Tsetlin’in eski çalışma arkadaşı Viktor Varşavski ile birlikte 1984’te yerel etkileşimler üzerinden merkezsiz denetimi anlatan popüler bir kitap yayımlar ve kitaba Orkestra Şefsiz Çalıyor adını verir.[70]
İkinci kaynak psikonik seminerlerinde bulunur. Biyoniğin canlıyı inceleyip teknik aygıt tasarlamasına karşılık psikonik, insan düşünmesinin psikolojisinin incelenebileceğini ve bu bilginin yapay failleri modellemekte işe yarayacağını savunur. İki hattın birleştiği yer, 1972’de yayımlanan Düşünme ve Otomatlar kitabı olur.[71] Kitaptaki giromat modeli, Allen Newell ile Herbert Simon’ın 1957’de tanıttığı Genel Problem Çözücü’ye alternatif olarak kurgulanır. Newell ile Simon her sorunu bir başlangıç durumu ile hedef durum arasındaki mesafeyi kapatma işlemi sayıp genel geçer kurallar arıyordu. Sovyet önerisi ise problemi kuralla değil, sistemin içinde bulunduğu durumun tanınmasıyla çözmeyi hedefler. Giromattan beklenen şey, içinde çalışacağı çevrenin modelini kendisinin kurması olur.
Pospelov 1970’ler ve 1980’ler boyunca bu çekirdeği durumsal yönetim programına dönüştürür. Program, denetim sürecinin biçimsel bir sistem olarak temsil edilemeyeceği büyük sistemler için tasarlanır. Bu tür nesneler çoğunlukla biricik kalır, varoluş amaçları biçimselleştirilemez ve dolayısıyla optimize edilemez, üstelik bazı bileşenleri özgür irade taşır.[72] Pospelov bunun için biçimsel modellerin karşısına anlambilimsel modelleri koyar ve uzaklığı çok uzak ile çok yakın arasında salınan dilsel değişkenlerle ifade eden yalancı fiziksel mantıklar geliştirir.[73] Amaç, makinede insan sağduyusunun, yani dile dökülmemiş ve pratikte işleyen bilginin yeniden üretilmesi olur.

Program 1973’te kurumsal bir çerçeve kazanır. Bilimler Akademisi bünyesinde bir Yapay Zekâ Bilimsel Konseyi kurulur, iki yıl sonra Tiflis’te Dördüncü Uluslararası Yapay Zekâ Ortak Konferansı toplanır.[74] Kapsamı ise neyi dışarıda bıraktığına bakıldığında daha iyi anlaşılır. İstatistiksel öğrenme kuramına yaptıkları katkılarla sonradan dünya çapında tanınacak Vladimir Vapnik ve Aleksey Çervonenkis’in içinde bulunduğu makine öğrenmesi grubu, bu akademik yapıların üyesi olmaz ve 1970’lerdeki yapay zekâ kongrelerine katılmaz. İstatistiksel örüntü tanıma hattı, kurumsal olarak uyarlanabilir sistemler ve biyonik başlıkları altında ayrı durur.[75] Sovyet akademisi, bugün yapay zekâ denince akla gelen istatistiksel hattı kendi tanımının dışında tutmuş olur. Bunun nedeni bir gözden kaçırma değil, farklı bir yapay zekâ tanımı olur. Sovyet çerçevesinde makine, insan zihninin yerine geçen bir varlık olarak değil onun kapasitesini genişleten bir alet olarak tanımlanır. Konseyin başkanlığını yürüten Germogen Pospelov 1986’da Bilimler Akademisi’ne sunduğu raporda, kelimenin gerçek anlamıyla bir yapay zekâ bulunmadığını ve bulunmayacağını söyler, ama aynı raporda alanın geliştirilmesini savunur.[76] Ertesi yıl Akademi Başkanlığı’na bağlı yeni bir Yapay Zekâ Konseyi, 1989’da ise Sovyet Yapay Zekâ Derneği kurulur. İki yıl sonra Sovyetler Birliği dağılır.
Kimin makinesi?
Bugün yapay zekâ üzerine yürüyen ana akım tartışma, makinenin hangi sınavı geçtiği, hangi işi kaç saniyede yaptığı ve insanı nerede geride bıraktığı etrafında dönüyor. Sovyetler Birliği’nde yürüyen tartışma bu sorulardan uzaktı. Kitov ile Gluşkov ağın ne kadar hızlı hesaplayacağıyla değil hesabın kimin masasına düşeceğiyle ilgilendi, İlyenkov makinenin düşünüp düşünemeyeceğini değil düşünmenin nerede olduğunu sordu, Pospelov’un çevresi zekâyı ölçmeye kalkışmadan makineyi insanın elinin altındaki bir alet olarak tarif etti.
Zagorsk’ta çocuğa önce kaşık öğretilirdi, sözcükler sonra gelirdi. Bugünün dil modelleri ise hiçbir nesneye dokunmadan, hiçbir ortak işe katılmadan, yalnızca insanların yazıya döktüğü sözcük dizilerinden besleniyor. Sovyet akademisinin kendi tanımının dışında bıraktığı hat, bugün yapay zekânın kendisi haline gelmiş durumda.
Planlama tarafında olan ise başka. Orada reddedilen şey ortadan kalkmadı, el değiştirdi. Milyonlarca ürün kalemini fiyat sinyaline gerek duymadan koordine eden sistemler bugün tekellerin bünyesinde ve kâr amacıyla çalışıyor, yani Hayek'in imkânsız dediği hesap fiilen yapılıyor.[77] Gluşkov'un tasarısından ilk çıkarılan madde, işçinin kendi işletmesine dair veriyi ve öneriyi doğrudan sisteme girebilmesiydi.[78] Bugün çalışan sistemlerde de böyle bir madde yok. Hangi modelin eğitileceğine, hangi sorunun çözülmeye değer sayılacağına ve ortaya çıkan aracın kime satılacağına çoğu ABD merkezli birkaç şirketin yönetim kurulu karar veriyor. Modeli eğiten mühendis de, veriyi etiketleyen işçi de, modelin kullanılacağı hastanenin çalışanı da bu kararların dışında tutuluyor. Oysa aynı hesaplama kapasitesi, üretim araçlarının toplumsallaştırıldığı Sovyetler Birliği’nde başka bir soru üretebilmişti.
Serinin üçüncü bölümü kapitalist cepheye dönüyor. Frank Rosenblatt’ın 1957’de geliştirdiği Perseptron’dan Vietnam’daki elektronik savaş alanına, Marvin Minsky ile Seymour Papert’ın 1969 tarihli eleştirisinden uzman sistemlere ve oradan veri talanı yıllarına uzanan yarım yüzyılı, aynı yıllarda kapitalizmin yaşadığı kâr oranı krizi ve emek süreçlerinin yeniden düzenlenmesiyle birlikte ele alacağız.
Dipnotlar:
[1] Ludwig von Mises, “Economic Calculation in the Socialist Commonwealth”, çev. S. Adler, F. A. Hayek (haz.), Collectivist Economic Planning, George Routledge and Sons, 1935 içinde, s. 87-130. Tartışmanın bütününe dair Türkçe bir değerlendirme için bkz. Güney Işıkara, “Sosyalist Ekonomide Planlama Tartışması. Liberal İdeolojinin Tutarsızlığı”, Abstrakt, 2017.
[2] Oskar Lange, “On the Economic Theory of Socialism”, The Review of Economic Studies, cilt 4, sayı 1, 1936, s. 53-71 ve “On the Economic Theory of Socialism. Part Two”, aynı dergi, cilt 4, sayı 2, 1937, s. 123-142.
[3] F. A. Hayek, “Socialist Calculation. The Competitive Solution”, Economica, yeni seri, cilt 7, sayı 26, 1940, s. 125-149 ve “The Use of Knowledge in Society”, The American Economic Review, cilt 35, sayı 4, 1945, s. 519-530.
[4] Maurice Dobb, “Economic Theory and the Problems of a Socialist Economy”, The Economic Journal, cilt 43, sayı 172, 1933, s. 588-598. Yazı, H. D. Dickinson’ın aynı yıl aynı dergide yayımladığı “Price Formation in a Socialist Community” başlıklı makaleye cevap olarak yazıldı. Dobb’un Lange’ye doğrudan yönelttiği eleştiri için bkz. On Economic Theory and Socialism, Routledge, 1955.
[5] Oskar Lange, “The Computer and the Market”, C. H. Feinstein (haz.), Socialism, Capitalism and Economic Growth. Essays Presented to Maurice Dobb, Cambridge University Press, 1967 içinde, s. 158-161.
[6] GOELRO planının kapsamı, hesap yöntemi ve Sovyet planlama pratiğinin oluşumu için bkz. Michael Ellman, Socialist Planning, Cambridge University Press, 2014.
[7] Karl Marx, Kapital, ikinci cilt, çev. Mehmet Selik ve Erkin Özalp, Yordam Kitap, 2012, üçüncü kısım, “Toplam Toplumsal Sermayenin Yeniden Üretimi ve Dolaşımı”.
[8] Wassily Leontief, “The Balance of the Economy of the USSR. A Methodological Analysis of the Work of the Central Statistical Administration”, Essays in Economics, cilt 2, M. E. Sharpe, 1977, s. 3-9. Yazı ilk kez 1925’te Almanca yayımlandı. Bilançonun girdi çıktı çözümlemesinin öncüsü sayılması için bkz. Nicolas Spulber ve Kamran Dadkhah, “The Pioneering Stage in Input-Output Economics. The Soviet National Economic Balance 1923-24, after Fifty Years”, The Review of Economics and Statistics, cilt 57, sayı 1, 1975, s. 27-34.
[9] Maddi dengeler yönteminin işleyişi için bkz. Ellman, a.g.e.
[10] L. V. Kantorovich, “Mathematical Methods of Organizing and Planning Production”, Management Science, cilt 6, sayı 4, 1960, s. 366-422. Yazının Rusça aslı 1939’da yayımlandı.
[11] Savaş ekonomisinin örgütlenmesi ve planlamanın savaş koşullarındaki işleyişi için bkz. Mark Harrison, Soviet Planning in Peace and War, 1938-1945, Cambridge University Press, 1985.
[12] Mark Harrison, “Resource Mobilization for World War II. The U.S.A., U.K., U.S.S.R., and Germany, 1938-1945”, Economic History Review, ikinci seri, cilt 41, sayı 2, 1988, s. 171-192.
[13] Norbert Wiener, I Am a Mathematician. The Later Life of a Prodigy, Doubleday, 1956, s. 261. Kolmogorov’un savaş yıllarındaki kara topçusu araştırmaları, iki matematikçinin paralel çalışması ve Wiener’ın ortak çalışma izni başvurusu için bkz. Slava Gerovitch, From Newspeak to Cyberspeak. A History of Soviet Cybernetics, MIT Press, 2002, ikinci bölüm.
[14] Nükleer program için kurulan hesaplama ekipleri ve Haziran 1948 kararnamesi için bkz. Boris N. Malinovsky, Pioneers of Soviet Computing, çev. Emmanuel Aronie, 2010, ikinci bölüm.
[15] Asif A. Siddiqi, Challenge to Apollo. The Soviet Union and the Space Race, 1945-1974, NASA SP-2000-4408, 2000, ikinci bölüm.
[16] MESM’in nükleer ve balistik hesaplar için kullanılması ve savaş sonrası Sovyet hesaplama altyapısının kuruluşu için bkz. Gerovitch, a.g.e., üçüncü bölüm.
[17] Kampanyanın metinleri ve çözümlemesi için bkz. Gerovitch, a.g.e., ikinci ve üçüncü bölümler.
[18] Markov’un 1913 tarihli sayımı ve zincir modelinin doğuşu için bkz. Brian Hayes, “First Links in the Markov Chain”, American Scientist, cilt 101, sayı 2, 2013, s. 92-97.
[19] Şestakov, Markov ve Kolmogorov’un katkıları için bkz. Özgür Narin, “SSCB’de Bilgisayar Ağları ile Planlama. Bürokratik Aygıt yerine Teknokratik Aygıt mı yoksa Üretici Güçlerin Olanakları mı?”, Abstrakt, 30 Haziran 2020.
[20] Gerovitch, a.g.e., üçüncü bölüm.
[21] Gerovitch, a.g.e., dördüncü bölüm. Anatoli Kitov’un yaşam öyküsü için bkz. oğlu Vladimir A. Kitov ile Valery V. Shilov’un birlikte kaleme aldığı “Anatoly Kitov. Pioneer of Russian Informatics”, IFIP Advances in Information and Communication Technology, cilt 357, 2011, s. 80-88.
[22] Yazının içeriği, dergi kurulundaki tartışma ve yayım süreci için bkz. Gerovitch, a.g.e., dördüncü bölüm.
[23] Ernest Kolman, “Sibernetik Nedir?”, Voprosı filosofii, 1955. İngilizce çevirisi “What Is Cybernetics?”, Behavioral Science, cilt 4, sayı 2, 1959, s. 141-146. Kolman’ın 1940 tarihli karşıt konumu ve iki metnin karşılaştırması için bkz. Gerovitch, a.g.e., dördüncü bölüm.
[24] Aralık 1957 tarihli mektuptan aktaran Gerovitch, a.g.e., s. 267.
[25] Sibernetik dilin resmi söylemin yerini alması için bkz. Gerovitch, a.g.e., beşinci bölüm.
[26] Berg’in yaşam öyküsü ve Sovyet sibernetiği içindeki konumu için bkz. Gerovitch, a.g.e., beşinci bölüm.
[27] A.g.e., beşinci bölüm. Konsey ilk toplantısını 26 Haziran 1959’da yaptı.
[28] Bilim emekçilerinin uzman danışman olarak değil işçi sınıfının parçası olarak ele alınması ve uzmanlaşmanın sınıftan ayrışmayı beslemesi üzerine bkz. Özgür Narin ve Güney Işıkara, “Cybersyn ve Sovyetlerde Bilgisayar Ağları Deneyimi. Toplumsal Üretimi Yeniden Örgütleme ve Planlama Üzerine Düşünceler”, Abstrakt, 2020.
[29] Berg, Kitov ve Lyapunov’un Kommunist dergisinde yayımlanan yazısının içeriğini aktaran Gerovitch, a.g.e., altıncı bölüm. Türkçe bir özet için bkz. Narin, a.g.y.
[30] Aktaran Gerovitch, a.g.e., s. 255.
[31] Vladimir Kitov ve Shilov, a.g.y., s. 84-86 ve Benjamin Peters, How Not to Network a Nation. The Uneasy History of the Soviet Internet, MIT Press, 2016, üçüncü bölüm.
[32] Vladimir Kitov ve Shilov, a.g.y. Anatoli Kitov Haziran 1960’ta görevinden alındı.
[33] Soru ve değerlendirmesi için bkz. Narin, a.g.y.
[34] Kitov’un planının kısmen kabul görmesi ve Hruşçov’un Kasım 1962 Plenumu’ndaki konuşması için bkz. Peters, a.g.e., s. 90 ve Narin, a.g.y.
[35] Peters, a.g.e., s. 97-99. Harkeviç 1962’de Sibernetik Bilimsel Konseyi’nin başkan yardımcılığını yürütüyor, aynı yıl kurulan Enformasyon İletim Sorunları Enstitüsü’nün de başında bulunuyordu.
[36] Bilgisayarın ve otomasyonun parti programına girmesi, komünizmin makineleri adlandırması ve toplumsal mülkiyet ile ağ kapasitesi arasında kurulan bağ için bkz. Narin, a.g.y.
[37] Sanayileşmenin yapısal göstergeleri ve elektrik üretimindeki artış için bkz. Robert C. Allen, Farm to Factory. A Reinterpretation of the Soviet Industrial Revolution, Princeton University Press, 2003, birinci ve dördüncü bölümler.
[38] Gerovitch, a.g.e., altıncı bölüm ve Slava Gerovitch, “InterNyet. Why the Soviet Union Did Not Build a Nationwide Computer Network”, History and Technology, cilt 24, sayı 4, 2008, s. 335-350.
[39] Peters, a.g.e., s. 112 ve Narin, a.g.y.
[40] Peters, a.g.e., dördüncü bölüm.
[41] Gerovitch, a.g.e., altıncı bölüm. Aynı hesabın 90’larda çok daha kısa sürelere indiği yolundaki değerlendirme için bkz. W. Paul Cockshott ve Allin Cottrell, Towards a New Socialism, Spokesman, 1993.
[42] Fedorenko’nun değerlendirmesini ve Sovyet planlama tartışmasının hesabı toplumsal ilişkiden yalıtma eğilimini aktaran Narin, a.g.y.
[43] Kantoroviç’in nesnel olarak belirlenmiş değerlemeler kavramı ve bu kavrama yöneltilen itirazlar için bkz. Michael Ellman, Planning Problems in the USSR, Cambridge University Press, 1973, üçüncü bölüm.
[44] Sovyet planlama tartışmasının toplumsal ilişkiden yalıtılmış bir hesap arayışına kilitlenmesi ve bunun gereksizliği üzerine bkz. Narin, a.g.y. Hangi değişkenlerin gözleneceğine karar vermenin sınıfsal bir mesele olduğu yolundaki değerlendirme için bkz. Narin ve Işıkara, a.g.y.
[45] Toplantının seyri, boş koltuklar ve Garbuzov’un kümes önerisi için bkz. Peters, a.g.e., beşinci bölüm.
[46] Garbuzov’un Merkezi İstatistik İdaresi ile rekabetine dayanan gerekçesi, Suslov’un kapanış sözleri ve Gluşkov’un cevabı için bkz. Peters, a.g.e., beşinci bölüm.
[47] Gerovitch, a.g.e., altıncı bölüm ve Peters, a.g.e., dördüncü bölüm.
[48] Yirmi Dördüncü Parti Kongresi kararı, 1.600 otomatik yönetim sistemi ve bilgisayar üretimindeki artış için bkz. Peters, a.g.e., beşinci bölüm.
[49] Narin, a.g.y. Aynı yönde bir değerlendirme için bkz. Peters, a.g.e., beşinci bölüm.
[50] Reformun kapsamı ve sınırları için bkz. Ellman, Socialist Planning, a.g.e.
[51] Kolmogorov’un 1961 tarihli “Otomatlar ve Yaşam” dersi için bkz. Olessia Kirtchik, “The Soviet Scientific Programme on AI. If a Machine Cannot ‘Think’, Can It ‘Control’?”, BJHS Themes, cilt 8, 2023, s. 116-117.
[52] Dneprov’un öyküsünü ve Çin odası argümanıyla benzerliğini aktaran Kirtchik, a.g.y., s. 115-116. Karşılaştırma için bkz. John Searle, “Minds, Brains, and Programs”, Behavioral and Brain Sciences, cilt 3, sayı 3, 1980, s. 417-424.
[53] Evald Ilyenkov, Anatoliy Arsen’ev ve Vasily Davydov, “The Machine and the Human, Cybernetics and Philosophy” (1966), çev. Iurii Maksymets, Marxism & Sciences, cilt 3, sayı 2, Eylül 2024, s. 155-174.
[54] A.g.y., s. 158-160.
[55] A.g.y., s. 165-166. Sobolev’in makine tanımı da aynı metinde aktarılıyor. Alıntılanan tanım için bkz. Karl Marx, Grundrisse. Foundations of the Critique of Political Economy, çev. Martin Nicolaus, Penguin Books, 1973, “Fragment on Machines”, s. 706.
[56] İlyenkov’un 1968 tarihli İdoller ve İdealler kitabındaki bu bölüm ve yapay zekâ ile iktidar ilişkisi arasında kurduğu bağ için bkz. Kirtchik, a.g.y., s. 116 ve 124.
[57] A.g.y., s. 124. İlyenkov’un makine zekâsı eleştirisinin ayrıntılı bir değerlendirmesi için bkz. Kety Chukhrov, “The Philosophical Disability of Reason. Evald Ilyenkov’s Critique of Machinic Intelligence”, Radical Philosophy, sayı 2.07, Bahar 2020.
[58] Evald İlyenkov, “İdealin Diyalektiği”, İdealin Diyalektiği, Etkinlik ve Zihnin Kuruluşu, der. ve çev. Siyaveş Azeri, Yordam Kitap, 2020 içinde, s. 87-89, 138-139 ve 149-152. Dubrovski’ye doğrudan cevap için bkz. aynı kitapta “Zihin ve Beyin”, s. 288-307.
[59] A. I. Meshcheryakov, Awakening to Life. On the Education of Deaf-Blind Children in the Soviet Union, çev. Katharine Judelson, Progress Publishers, 1979.
[60] Yöntemin ayrıntılı bir değerlendirmesi için bkz. David Bakhurst ve Carol Padden, “The Meshcheryakov Experiment. Soviet Work on the Education of Blind-Deaf Children”, Learning and Instruction, cilt 1, sayı 3, 1991, s. 201-215.
[61] Meshcheryakov, a.g.e.
[62] Andrey Maidansky, “Reality of the Ideal”, Alex Levant ve Vesa Oittinen (haz.), Dialectics of the Ideal. Evald Ilyenkov and Creative Soviet Marxism, Brill, 2014 içinde, s. 135.
[63] Deneyin akışı için bkz. Alexander Suvorov, “Lessons From the Zagorsk Experiment for Deaf-Blind Psychology”, Russian Education and Society, cilt 58, sayı 9-10, 2016.
[64] Eleştirilerin dökümü ve değerlendirmesi için bkz. Bakhurst ve Padden, a.g.y., s. 209-213 ve David Bakhurst, Consciousness and Revolution in Soviet Philosophy. From the Bolsheviks to Evald Ilyenkov, Cambridge University Press, 1991, yedinci bölüm.
[65] Sergey Mareev ile söyleşi, Levant ve Oittinen (haz.), a.g.e. içinde, s. 89.
[66] Levant ve Oittinen (haz.), a.g.e., giriş bölümü.
[67] Pospelov’un durumsal yönetim programının yeniden kurgusu için bkz. Kirtchik, a.g.y., s. 121-124.
[68] Mikhail Tsetlin, Automaton Theory and Modeling of Biological Systems, Academic Press, 1973. Komarovo kış okulları için bkz. Kirtchik, a.g.y., s. 121.
[69] Merkezi ve merkezsiz planlama ikiliğinin yanlış kurulmuş bir soru olduğu yolundaki değerlendirme için bkz. Narin ve Işıkara, a.g.y.
[70] Kitabın içeriği ve merkezsiz denetim tezi için bkz. Kirtchik, a.g.y., s. 122.
[71] A.g.y., s. 122-123. Giromat terimi Stanisław Lem’in 1955 tarihli Magellan Bulutu romanından geliyor.
[72] A.g.y., s. 123.
[73] Dmitriy Pospelov, “Fuzzy Reasoning in Pseudo-Physical Logics”, Fuzzy Sets and Systems, cilt 22, sayı 1-2, 1987, s. 115-120.
[74] Kirtchik, a.g.y., s. 122.
[75] Kirtchik, a.g.y., s. 121.
[76] SSCB Bilimler Akademisi arşivinden aktaran Kirtchik, a.g.y., s. 111 ve 117.
[77] Leigh Phillips ve Michal Rozworski, People’s Republic of Walmart, Verso, 2019.
[78] Maddenin tasarıdan çıkarılması için bkz. Peters, a.g.e., beşinci bölüm. Planlamanın teknikleştirilmesinin ve taban örgütleriyle bağın kopmasının bir zorunluluk olmadığı yolundaki değerlendirme için bkz. Narin ve Işıkara, a.g.y.
(DS/VC)
















