“Doğru. Yani biz kendimizi kaybettik.”
“Ama başka nasıl bulacaktık birbirimizi?”
Justin Torres’in deneysel romanı Karartmalar; kendini kaybederken kendin gibileri bulmanın, çoktan anlatılmış ve anlatılırken karartılmış hikayelerin arasından sızan hakikatlerin, bütün bu baskı rejiminin ortasında serpilen dostlukların hikayesini sıradışı bir kurguyla anlatıyor. Arzu Taşçıoğlu çevirisi ve Livera Kitap etiketiyle Türkçe okurla da buluşan bu anlatı, sadece ABD’nin geçmişine değil günümüz Türkiyesinin LGBTİ+ düşmanlığına da ışık tutmasıyla güncel bir anlatı.
Yazının başındaki alıntımız, iki eşcinsel dostun yatak sohbetlerinden. İnanılmaz baskı altında yaşayan insanların zaman zaman kendilerini kaybedebileceğinden bahsederken gelinen nokta. Zulmü, zulme uğrayanda neler yarattığı üzerinden tartışmasıyla romanın da ana eksenlerinden birini oluşturuyor. Sahi, zulmün zulmettiğine neler ettiğini tartışmanın tek yolu mazlumu nesneleştirmekten mi geçer? Mazlum, zulümden sonra neye dönüşür? Kendini kaybedenler, bu kayıpla neler yapar?
Romanda bu sorulara gerçek bir psikolojik eser olan “Cinsel Varyantlar: Eşcinsel Kalıplar Üzerine Bir İnceleme”nin baştan karartılan sayfalarından sızan anlatılarda yanıtlar aranıyor. Kurgu ile gerçeğin iç içe geçtiği bu romanı okuduktan sonra ise aklımızda tek bir soru kalıyor: Kurgu mu daha gerçek, yoksa gerçek denen baştan sansürlenmiş sözde bilimsel eser mi?
“Benim tahminim Mad Man köpeği birine verdi. Ya böyle oldu ya da sonunda köpeği yola getirdi. Her neyse artık köpek yaşlanmıştır ya da ölmüştür. Ama benim hayalimde, hala oturma odasını kemiriyor, kafesin sınırlarına kendini savuruyor ama sesi de var, havlıyor, uluyor, bir tür müzik bu ve bütün mahalle onun sıkıntısını duyuyor ve anlıyor. Şarkısı bir ağıt, kuir ve hüzünlü, orospuluk etmekte utanılacak bir şey olmadığı hakkında, ama Tanrım, olacaksan havlayan bir orospu ol.”
İnanılmaz baskıdan nasıl çıkılabileceğine romandaki yanıtlardan biri, “havlayan bir orospu olmak”. Yani, baskı seni mahvederken en azından zalimleri rahatsız edebilmek. Romanda, eşcinselleri baştan kaybeden, başarısız, hayata tutunamayan olarak kodlayan ve senden bunu bekleyen eşcinsel düşmanlığına karşı; karartmalardan sızan bir çığlık da okuru bekliyor. Başarısızlığı romantikleştiren savunma mekanizmasının, eşcinselleri nasıl da fasit bir daireye hapsedebileceğinin izlerini görüyoruz.
“Kendi bedenimden çok utanıyordum. Tenimin içinden dışarı fırlamak istiyordum. Bir şeyler bilmek istiyordum.”

Eşcinsel düşmanı ideolojinin başarılı olabilmesinin ön koşulu, eşcinselleri kendinden utandırmaktan geçer. Kendinizden utanmanızı sistem size öğütler, farz kılar. Utançla yüklenir bedeniniz, hayatınız, hikayeleriniz.
Türkiye’deki LGBTİ+ düşmanı siyasal şiddetin henüz başarılı olamamasının ve belki de hiç başarılı olamayacak olmasının sebebi de; bu utancı üzerinden atanların olması. Onca baskıya rağmen, kendinden utanmayı reddedenlerin gücü kimsede yoktur. Bir savaş alanına dönüştürülen beden, hayat ve cinselliğini; kendiyle ve kendisi gibilerle barışarak inşa edenlerin gücüdür iktidarları korkutan.
“…Ancak gençleri kendi dünyalarına ait bir bilgiden mahrum bırakmak onlara zarar vermektir. Bilgiden mahrum kalmak bir zarardır ve nihayetinde, gençlerin yaşadıkları dünyayı daha az bilmelerine ve yargılayabilmelerine neden olur. İnsanlara kitaplar ve filmler – rahatsız edici ve zorlayıcı olanlar dahi – aracılığıyla rehberlik edebilmeliyiz ki orada temsil edilen değerleri ayrıştırmayı ve kendi fikirlerini oluşturmayı öğrenebilsinler. Bunun dışında her şey, bir eğitimcinin görevini üstlenme başarısızlığıdır.”
Son alıntı, Karartmalar’dan değil. Seneler sonrasından, Judith Butler’la bir röportajdan. Özde Çakmak’ın Kaos GL için Türkçeleştirdiği röportajda Butler’ın bu cümleleri, tam da Karartmalar’daki baştan karartılmış sayfaların, sansürün ne anlama geldiğini ortaya koyuyor.
Tıpkı romandaki gibi, zamanların birbirine karışması tam da LGBTİ+ hayatların kaderi belki de. Mahrum bırakıldığınız her şey, zamansızca çıkıyor karşınıza. Elalemin 18 yaşında yaşayabildiklerini siz, belki 30’larınızda o da gizli saklı yaşamak zorunda kalıyorsunuz. Ancak ister gizli, ister açık; hayatlarınızın ortasına utanç diktatörlüğü kurulmasını engellediğiniz ölçüde kendinizi kaybederken, kendiniz gibileri bulabiliyorsunuz.
Justin Torres hakkında
The New Yorker, Harper's, Granta, Tin House, The Washington Post, Glimmer Train, Flaunt gibi mecralarda kısa kurgu metinlerinin yanı sıra Best American Essays, The Guardian ve The Advocate gibi yayınlarda kurgu dışı yazıları yayımlanmıştır. Iowa Yazarlar Atölyesi'nden mezun olan Justin'in We the Animals ( Biz Hayvanlar,Doğan Kitap,2019 ) adlı romanı on beş dile çevrilmiş ve filme uyarlanmıştır. Filmin prömiyeri Sundance Film Festivali'nde yapıldı ve beş dalda Bağımsız Ruh Ödülü'ne aday gösterildi. İkinci romanı Blackouts (Karartmalar) 2023 yılında kurgu dalında National Book Ödülü'nü kazandı. LA Times Book ödülü,National Book Critics Circle Ödülü, Lambda Literary Ödülü ve Southern California Book Ödülü'nde finalist olmuştur. 2024 Guggenheim üyesi olan yazar, ayrıca National Endowment for the Arts, Harvard Radcliffe Institute for Advanced Study ve New York Puplic Library's Cullman Center'dan burslar almıştır.
(YT/NÖ)






