Hülya Gerçek 18 aydır ev hapsinde. Kanser hastası. Geçen haftaki Kadınların Gündemi’nde detaylıca anlatmıştım. Şimdi başka detaylara daha dikkat çekmek istiyorum.
Birincisi Hülya Gerçek’le birlikte gözaltına alınanların bazıları ifadelerinin ardından serbest bırakıldı, bazıları tutuklandıktan sonra cezaevinden tahliye edildi, hatta beraat edenler dahi oldu. Ne güzel. Fakat Gerçek hakkında henüz iddianame dahi yazılmadı.
Yani Hülya Gerçek, neyle suçlandığını, hakkındaki delilleri bilmeden tamamen keyfi gerekçelerle ev hapsinde tutuluyor. Avukatlar sürece dair soru sormak istediğinde savcılar görüşmeyi kabul etmiyor. Bu hâliyle durum, tam bir "Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz" vakası… Kendisi sanık ama neyle suçlandığını bilmiyor, özgürlüğü kısıtlı, ev hapsinde fakat hakkında bir iddianame dahi yok.
Gelelim ikinci meseleye…
O da Hülya Gerçek’in sağlığa erişim hakkının nasıl engellendiğine dair. Hülya 3. evre meme kanseri ve hemen hemen her hafta doktora gitmek zorunda. Ancak bunun için önce karakola gidip onay alması gerekiyor.
Karakoldan “hastaneye gidebilir, şu sınırlar dahilinde hareket edebilir” onayı gelirse ayağındaki elektronik kelepçe ona göre ayarlanıyor ve Hülya ancak o alanda hareket edebiliyor yani kelepçe ötmüyor. Fakat evinin olduğu bölgeden hastaneye gidebilmek için üç vasıta değiştirmek ve ayağında elektronik kelepçeyle hareket etmek zorunda. Bir defasında trafiğe takıldığı için izin verilen süreyi biraz geciktirmiş, hemen karakoldan arayıp “Hülya Hanım neden hâlen eve dönmediniz?” diye sormuşlar.
Aynı özeni uzaklaştırma kararı ihlal edilen erkeklere gösterseler sanırım bu kadar kadın öldürülmezdi bu memlekette. Ya da aynı özeni şiddette karşı korunmak isteyen ve polise başvuran kadınlar için gösterselerdi sonuç böyle olmazdı…
Geçen hafta sevgili Hülya Osmanağaoğlu’nun önerisiyle bir grup feminist, Hülya Gerçek’i ev hapsinde ziyaret ettik.Orada gündelik hayatını nasıl sürdürdüğünü, hastalığıyla ilgili detayları, tedavisinin nasıl yarım kaldığını ve hastaneye gitmenin dahi kendisi için nasıl bir işkenceye dönüştüğünü anlattı.
Şimdi başka bir önemli detaya daha dikkat çekmek istiyorum. Ki bilirsiniz detaylar çoğu zaman gerçeğin ve aranan soruların/yanıtların tam kendisidir.
BirGün’den gazeteci Sarya Toprak elektronik kelepçe meselesini Aile Bakanlığı’na soruyor. "Kaç elektronik kelepçe kullanımda?", "Kimlere uygulanıyor?" vs vs. Bakanlık başvuruyu reddediyor, BirGün gazetesi de söz konusu bilgilerin kamuoyunu bilgilendirmek açısından hayati olduğunu belirterek Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na (BEDK) itiraz ediyor.
Bu itiraz üzerine Bakanlık, BEDK’ye gönderdiği bilgi notunda elektronik kelepçe sisteminin Temmuz 2026 verilerini paylaşıyor daha doğrusu paylaşmak zorunda kalıyor.
İçişleri Bakanlığının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığıyla paylaştığı verilere göre, sistemde 1.597 aktif cihaz bulunurken toplam cihaz kapasitesi 9 bin 873 olarak açıklanıyor. Yani açıklanan kapasitenin yalnızca yüzde 16’sı aktif kullanımda! Buna karşın Bakanlık, elektronik kelepçe kararlarının kaçının fiilen uygulandığını açıklamaktan kaçınıyor.
Oysa kadına yönelik şiddet vakalarında faillere kelepçe takılmadığı, kapasitenin yetersiz olduğu iddiaları sürekli gündeme getiriliyordu. Veriler gösteriyor ki ortada kapasite sorunu değil, açık bir tercihsizlik ve belirsizlik var.
Kadınlara şiddet uygulayan erkeklerin ayağına takılmayan, takılmaktan imtina edilen o elektronik kelepçeler, sıra Hülya Gerçek gibi ağır hasta bir kadına gelince anında devreye sokuluyor.
Neden?
Acaba mesele güvenlik değil de hak arayanı, muhalif olanı, kadını cezalandırmak mı? Bu keyfiliğe, bu sağlık hakkı ihlaline artık bir son verilmeli: Hülya Gerçek’in ev hapsi derhal kaldırılmalıdır!
Eşit ve özgür yeni bir hafta gelsin, adaletli!
(EMK)







