“Kararsız”, kelimesi sözlüklerde: “kararlı olmayan, karar vermekte güçlük çeken, bir kararda durmayan” olarak tanımlanıyor. Eşanlamlı kelimelerin sayısı oldukça fazla; duruksun, ikircikli, tereddütlü ve mütereddit bunlardan bazıları. Kararsız, sıfat olduğu için kendinden sonra gelen adları tanımlıyor. Örneğin, kararsız seçmen. Bu yazıdaki konumuz da “kararsız seçmen”in, iktidarın durumu ile sol muhalefetin tutumu olacak.
Kararsız seçmen
Bir süredir kamuoyu araştırmalarının aylık raporlarına ulaşabildiklerimi düzenli olarak izlemeye çalışıyorum. Daha çok ilgilendiğim ise “Bugün/hafta sonu bir genel seçim/milletvekilliği seçimi olsa oyunuzu kime verirsiniz?” sorusuna verilen yanıtlar. Bu yanıtlar içinde “kararsız” seçeneğini tercih edenlerin payının özellikle son yerel seçimlerden sonra 2024 yılında ve 2025 yılının ilk yarısında oldukça yüksek olduğunu gözlemliyoruz. Neredeyse yüzde 30’a kadar ulaştığı aylar dahi olmuş. Bunun yanına, yine aynı dönemde artış eğilimi gösteren “oy kullanmayacağım” seçeneğini tercih edenler eklediğinde, ikisinin toplam payı bazı aylarda yüzde 40-45’e ulaşıyor. Bu dönemde birçok ayda iktidar partisi seçeneğini tercih edenlerin payının yüzde 25’in, ana muhalefet partisi seçeneğini tercih edenlerin payının yüzde 20’nin altında olduğu görülüyor.
Kararsız seçmenin teveccühü
Bununla birlikte, yanıt seçenekleri arasından “kararsızım” ve “oy kullanmayacağım” seçenekleri çıkarıldığında, beklendiği gibi her iki seçeneğin katılımcılar tarafından ifade edilmesi ciddi bir biçimde azalıyor. Ancak, bu durumda iktidar partisi seçeneğini tercih edenlerin payındaki artışın, ana muhalefet partisini tercih edenlere göre daha fazla olduğu görülüyor. Başka bir ifadeyle, kendini kararsız-oy kullanmayacak olarak tanımlayan seçmenlerin önemli bir bölümü iktidar partisini tercih ediyor. Çok daha az bölümünün ana muhalefet partisini tercih ettiği izleniyor. Ancak, “kararsızım” ve “oy kullanmayacağım” seçenekleri çıkarıldığında son seçimlerde yüzde 7’lik seçim barajının altında oy almış sağ partileri tercih edenlerin toplamı iktidar ve ana muhalefet partisini tercih edenlerden çoğu aylarda daha fazla.
Son genel seçimden yaklaşık üç yıl sonra ya da genel seçimlere resmi takvim itibarıyla yaklaşık iki yıl kadar bir süre kalmışken, yukarıda çok genel hatlarıyla paylaşılan “seçmen” tercihleri; iktidar partisinin durumunu koruduğunu, ana muhalefet partisinin iktidar partisinin “yerini alamadığını”/iktidar partisine alternatif olamadığını gösteriyor. Aynı zamanda, başka bir partinin de iktidar için alternatif olamadığı görülüyor. Neden böyle, iktidarın işleri yolunda mı gidiyor, refah atışıyla toplumsal rızayı mı sağlıyor? Elbette hayır!
İktidarın gücü/güçsüzlüğü
Son verilere göre, Türkiye’de en zengin yaklaşık 8,6 milyonun her birinin ortalama yıllık geliri 6,3 milyon TL iken, en yoksul 43 milyon kişinin yıllık ortalama geliri yalnızca 181 bin, aylık ortalama gerili ise 15 bin TL’dir. Buna karşın iktidar, 2026 yılı bütçesi için toplayacağı vergi gelirlerinde patronlardan alınan kurumlar vergisinin payını azaltmıştır. Ancak, çok büyük çoğunluğu yaşayabilmek için çalışmak zorunda olanlardan alınan diğer vergilerin payını belirgin bir biçimde artırmıştır. İçinde bulunduğumuz yıl iktidar ile patronların işbirliği yaparak yoksulların daha da yoksullaştırıldığı, geçimlerinin daha da zorlaştığı bir yıl olacağını söylemek kahinlik olmayacak.
AKP hükümet olduğu ilk yıllarda, ekonomiye kaynak yaratabilmek ve ulusötesi sermeyenin güvenini kazanabilmek amacıyla bir zamanlar Türkiye’deki en büyük kamu mülkü-işletmesi olan TÜPRAŞ ve TEKEL’i yandaş sermaye gruplarına satmıştı. Uzun zamandır rıza için refah yaratamayan iktidar, ekonomi için iç kaynak yaratabilmek amacıyla bugünlerde de kamu mülkiyetindeki, toplumun olan köprüleri, otoyolları, ormanları, meraları ve kent merkezlerindeki (TSK mülkiyetinden hazineye devredilmesi sağlanan) kamu arazilerini satma hazırlığında. Öncekilerden biliyoruz ki yetmeyecek! Ancak, bu özelleştirilmelerle, satışlarla kamu biraz daha mülksüzleştirilmiş olacak.
Refah yerine şiddet ve zorbalık
AKP iktidarıyla birlikte, ekonomik büyümenin en önemli kaynağı haline gelen sıcak para girişi 2016 yılından itibaren bariz biçimde azaldı, 2018 yılından itibaren ise neredeyse durdu. Bunun yerini uyuşturucu, bahis-kumar, seks ticareti vb. aracılığıyla yaratılan kara para aldı. Ancak, Şimşek yönetimindeki “ekonomik dönüşüm” için bu kaynaklar da yetmiyor. O nedenle 2026’da yaklaşık 18 milyon emeklinin çok büyük bölümü 20 bin TL, kayıtlı çalışanların en büyük bölümü olan asgari ücretlilerin de çoğunluğu 28 bin TL aylığa mahkûm edildi. İtirazlar ve grevler zor kullanımıyla ve/veya yasaklanarak engellenmeye çalışılıyor.
Son aylarda nedenleri ve organizasyonları yapanlarla hiçbir ilişkisi kurulmaksızın doğrudan uyuşturucu kullandıkları, bahis-kumar oynadıkları, seks ticareti yaptıkları vb. iddialarıyla çoğu kamuoyunca tanınan, göz önündeki kişilere yönelik operasyonlar yapılıyor. İktidarın yakın çevresindeki hatta nadiren partili kişileri de kapsayan bu operasyonlarla toplumda “çürükleri ayıklama”/“temizlenme”, “kimse dokunulmaz değildir” algısı, korkusu yaratılmak isteniyor. Ancak nafile. Bunun için kara paranın, uyuşturucunun başındakilerle ilgilenmek, toplumsal bölüşümdeki yoksullar adına artan eşitsizlikleri ortadan kaldırabilmek gerekir. Fakat, iktidarın böyle bir hedefi yok, ekonomik programının hedefleri tamamen bunun dışında. Artan işsizlik, yoksulluk ve derinleşen eşitsizlikler beraberinde huzursuzlukları, yakınmaları artırıyor. Rıza göstermeyenlerin sayısı da sesi de yükseliyor. İktidar rıza için refah artışını kullanabilme olanağını uzun bir süredir kaybetti. Onun yerini şiddet, ceberutluk ve zorbalık ile bunların dozundaki sistematik artış aldı.
Önce DEM Parti’ye sonra...
Doğrudan toplumun üyelerine uygulanmakta olan “şiddet” başka başka formlarda muhalefet partilerine ve siyasetçilere uygulanmaya devam ediyor. DEM Parti’nin seçilmiş belediye başkanlarının yerine kayyımların atanması, haksız gözaltılar, kumpas davalarla tutuklamalar, AYM ve AİHM kararlarının, hasta ve uzun süreli mahpuslarla ilgili mevzuatın uygulanmaması gibi siyasi tercihlerle yıllardır sistematik bir biçimde gerçekleştirilen yasa dışı uygulamaların yenilerine “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin başlamasından bir süre sonra ara verildiğini görüyoruz. Ancak, yapılan hukuksuzluklar, “hata”lar, “kasıt”lar bugüne kadar düzeltilmedi. Yapıldığı haliyle devam ediyor. Bununla birlikte, bir zamanlar DEM Parti’ye karşı yapılanların bir bölümü günümüzde ana muhalefet partisine, seçilmiş belediye başkanlarına karşı yapılıyor. CHP ile DEM Parti’nin yerel seçimlerde “kent uzlaşısı” adıyla gerçekleştirdikleri ittifak ve kazandıkları başarı AKP’ye çok şey kaybettirdi. İktidarın benzer ittifakın bir daha sağlanamaması, her iki parti özellikle de tabanları arasında karşıtlıklar yaratma çabasındaki ısrarı devam ediyor.
İktidarın hedeflerini boşa çıkarmak
DEM Parti ve CHP, CHP ve DEM Parti iktidarın bu hedefini en başından itibaren görüp gerektiğinde ortak tutum alarak boşa çıkarmayı başardı. Son olarak, “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinde, özellikle de TBMM komisyon faaliyetleri dönemindeki “tuzakları” büyük bir soruna dönüşmeden karşılıklı olarak çözüme kavuşturabildi. Özellikle DEM Parti’nin bir yanda bir taraf olarak sürecin kendisine düşen gereklerini yerine getirmeye çalışırken, diğer yanda ekonomik ve sosyal haklar, demokrasi ve özgürlükler, ekoloji, yargı ve hukuk başlıklarında toplumsal muhalefetin içinde kalmayı, çoğu zaman birlikte zaman zaman da yalnız kalıp bir başına iktidara karşı muhalefetini gerçekleştirebildi. CHP yönetimi de iktidarın kendi içindeki çelişkilerin üzerine giderek kadroları arasında ve seçmen tabanında ayrışmalar yaratmasına müsaade etmeyen tutumlar alabildi. Bu topraklarda her türden farklılıklarıyla ve kendi kimlikleriyle halkların eşit yurttaşlar olarak “birlikte yaşamının ve Kürt meselesinin TBMM çatısı altında demokratik ve siyasi çözümünün gerekliliği” konusunu seçmenine ve kadrolarına anlatabilmek çabasında oldu. Özellikle 19 Mart 2025 tarihinden itibaren CHP belediyelerine yönelik açık saldırı karşısında tutum alıp, mücadeleyi tabanına yaygınlaştırma çabasını sürdürüyor. Bununla birlikte, komisyonda yer alan sosyalist partilerin benzer başarıyı gösterdiğini söyleyemiyoruz.
İktidar hedefleniyorsa
Buna karşın, parlamentonun ve yazılı hukukun neredeyse işlevsizleştiği bir dönemde her iki partinin yürütmekte olduğu mücadele ve izlediği politikaların iktidar partisini genel seçimleri kaybedecek kadar geriletemediği görülüyor. Muhalefet iktidarı gerçekten hedefliyorsa; ittifak, hedef kitle ve öncelik(ler) belirlemesi yaşamsal önem taşıyor. Bununla birlikte, özelikle, öncelikli hedef kitle içinde özel bir grup olarak kabul edilmesi gereken “kararsız ve oy kullanmayacak” seçmenlerin halen çoğunlukla AKP’yi tercih ettikleri görünür durumdayken, iktidarın değişebilmesi için sol ve sosyalist parti ve yapıların “birlikte mücadele”si ve birlikte mücadelenin kurucu unsurunu/unsurlarını belirleyebilmek, ne yapmaları-yapmamaları gerektiğinin ve atılacak adımlar konusundaki önceliklerin belirlenmesi gerekiyor. Bir yandan seçim tarihi yaklaşırken, diğer yandan yapılması gerekenlerin henüz yapılmadığına, yapılmaması gerekenlerden bazılarınsa yapıldığına tanık oluyoruz.
Yapılması ve yapılmaması gerekenler
Günümüz Türkiye koşullarında, yapılması gerekenleri sıralayacak olursak, ücret ve sosyal politika (sağlık, eğitim, barınma, ulaşım vb.) alanlarındaki sorunlar konusunda çözüm için yapılabileceklerin ne(ler) olduğunun belirlenmesi, kamuoyuyla paylaşılması, anlatılması, desteklerinin alınması halkların tümü nezdindeki önceliği bakımından birinci sırada yer alması gerekiyor. İkinci sırada ise, muhalefetin özellikle seçmen düzeyinde ayrışmaması hatta dayanışma kanallarının yaratılabilmesi için “Barış ve Demokratik Toplum” sürecine sahip çıkılması, barışın kalıcı hale gelebilmesinin de anahtarı olduğu tarihsel deneyimlerle kanıtlanmış olan, “barış talebinin toplumsallaşması”nın sağlanması için çalışmak gerekiyor. Bu dönemde yapılmaması gerekenlerin başında ise toplumu ayrıştırma, kamplaştırma riski taşıyan konuların gündem yapılması ve/veya araç olarak kullanılması geliyor. Toplumsal hafızada her ne gerekçeyle olursa olsun travmaya, ayrışmaya, kutuplaşmaya neden olmuş konulardan uzak durulması gerekiyor. Tabii ki ortak hedef iktidarı değiştirmek, ardından demokratikleştirebilmek ise. Bu da demokrat, sosyal demokrat, sol ve sosyalist seçmeni ayrıştırmamaktan, yıllardır iktidar partisine oy vermiş bugün ise “hafta sonu yapılacak seçimde seçenek olarak sunulmamasına rağmen, kararsızım-oy kullanmayacağım” diyenlerin de oyunu alabilmekten geçiyor.
Konuyu düşünen herkesin aklına gelenleri sistematize ederek bir defa daha paylaşmak gerekirse; öncelikle toplumun-seçmenin iktidarı değiştirebilirim umuduna, değiştiğinde de geçim sıkıntısı azalmış, daha iyi, daha özgür bir yaşamın ve demokratik bir ülkenin sağlanabileceği umuduna ve bu değişim nasıl sağlanacağı bilgisine gereksinimi var. Umudu ve bilgiyi yaratmak ve büyütmek için ise zamanımız daralıyor. (OH/TY)







