Muğla’nın turistik ilçelerini bilenler Ula’yı pek bilmez. Ula ilçesi genelde bulmacaların “üç harfliye” ihtiyaç olan yerlerinde geçer. Gerçi coğrafyası fevkalade kuvvetli birkaç kişinin “Muğla Bodrum’a bağlı değil mi?” diye sorduğunu bu kulaklar işitti, bu gözler gördü. Neyse, insanın turist hali başka zamana kalsın, biz konumuza dönelim.
Ula çok bereketlidir, bahçe içindeki eski evleri zevk işidir. Ahalisi de Muğla geneline göre daha eğitimli ve çalışkan olmalarıyla övünür. Hastaneye gelip gitmek dışında zorda kalmasalar pek merkeze gelmezler. Yüksel Aksu, Rıdvan Dilmen gibi ünlüler yetiştirdikleri için ayrıca gururludurlar.
Ula da Muğla’nın geneli gibi seçimlerde sandık başı beklenmesi gerekmeyen yerler arasındadır. Sonuç baştan bellidir; seçime katılan partiler de genelde turistik amaçlı geziler yapıp dönerler. İşte hayat böyle “aheste çek kürekleri, mehtap uyanmasın” diyerek geçerken Ula’da 2019 yılında yapılan yerel seçimlerde olağanüstü bir gelişme yaşandı. Bunda ömrünün yarıdan fazlasını belediye başkanı olarak geçiren kişinin yeniden aday olmaktaki iştahı ve ısrarının da etkili olduğu söyleniyor. Neticede belediyeyi tarihinde ilk defa AKP aldı.
Efendim belediyede insanlara bir izzet, bir ikram başladı. Güleryüz, tatlı dil ne isterseniz artık. O kadar ki diyelim belediyeyi arıyorsun, telefon açılmadı. Sen telefonu kapatıyorsun, “Buyurun belediyeyi aramışsınız, hat meşguldü açamadık” diye arıyorlar. Bizim akrabanın başına gelmiş; önce telefon şakası zannetmiş, gerçek olduğunu anlayınca baygınlık geçiriyormuş.
Bu tatlılıklar yeter mi? Yetmez! Ula, tarihinde görülmemiş altyapı atılımlarıyla şahlandı. Her gittiğimizde başka bir yeri kazılmış oluyordu. “Bu defa size ne gelmiş” diye soruyoruz hafif içerleyerek. Doğalgaz geldi, kanalizasyon geldi, kuvvetli su borusu geldi, göle bağlantı geldi…
Çocukluğum ve ilk gençliğim Muğla’da geçtiğinden merkezi idarelerin şehirle ilişkisini yakından biliyorum. Kenan Evren bile Muğla merkezde durmaz doğrudan Marmaris’e giderdi. Gerçi hala öyle. Şimdilerde adı Menteşe olan şehir merkezini pek bilen yoktu. Biz de pek sıkıntı yapmazdık ne yalan söyleyelim. Üstelik “12 Eylül canavarı” ortalıkta dolaşırken her yıl Muğla Kültür Şenliği yapılırdı. Gözümüzle gördüğümüz ünlüleri yazmaya kalksam yerim yetmez.
Neyse, dönelim asıl mevzumuza. Ula’da yerel yönetim “devrimi” tüm hızıyla ilerliyordu. Kazıydı, altyapıydı, yatırımdı, güzellikti sürüp giderken bizim akrabayı ziyaret ettim. Hem çukura düşmeyeyim hem de ilk defa gördüğüm kapakların ne olduğunu anlamak için pazaryerinden eve kadar yerlere baktım. Kocaman rögar kapakları gördüm. Üzerinde İller Bankası A.Ş. yazıyordu. Hayatımda ilk defa gördüğüm için dönüp dönüp baktım. “Demek ki böyle oluyormuş” dedim.
Akrabanın evine “Müjdeler olsun sana” diye girdim. “Devlet olduğu gibi ayağınıza serilmiş. Daha sırtınız yere gelmez”. Sonra birden aklıma geldi. “Geçiş garantisi falan vermemişlerdir değil mi? İmza falan atmasaydın, yeteri geçişi sağlayamazsan başın belaya girer” dedim. Güldük gülmesine, ama Menteşe’nin boynunun bükük kalmasına biraz bozulduk tabii. Bizimki de ne yapsın, “Oy vermedim, kapağı sökün, istemem” diyecek hali yok. Gelen hizmet tepilmez. Kullanmışlar herkesle birlikte kapakları.
Balkonda oturup çay içerken aklıma geldi. Üniversitedeyken dördüncü dil için kursa giden arkadaşımıza beleşe bilgi edinmek isteyen biri “Abi şimdi Fransızca biraz değişik ya. Bize basit bir şey söyle” dedi. Onca çabaya böyle beleşe konmak isteyene ne desin? “Abi senin anlaman için bu örneği seçtim. Mesela kapak dö la rögar desem anlarsın değil mi?” dedi. Ben de bizim akrabaya “Asrî oldunuz artık. Bunlara batıda kapak dö la rögar, derler. Siz de öyle deyin” dedim. Ben sırtıma şaplağı yemekle kurtuldum. Kapaklar takıldıktan sonraki ilk seçimde İller Bankası da ilçeyi terk etti.







