Tarih genellikle erkeklerin ve muktedirlerin kaleminden yazılır; kadınlar ve ezilenler ise bu anlatıda çoğu zaman birer teferruat ya da yalnızca 'birilerinin eşi, kızı' olarak kalır. Bu kadınların ve ezilmişlerin sessizliğe itilmiş tarihini görünür kılmak adına “feminist tarih yazımının” öncülerinden Eleni Varikas’ı geçtiğimiz Ocak’ta kaybettik. Varikas, yalnızca akdemisyen olmanın ötesinde devrimciydi. Eleni’nin mücadele dolu hikayesine bakmanın ona bir borç olmakla birlikte, özellikle bugünlerde kendi direnişimize sahip çıkmamıza ışık tutacağına inanıyorum.
Sürgün ve mücadeleyle şekillenen kökler
Eleni Varikas, 16 Mart 1949’da Atina’da doğdu. Annesi Joanna Askitopoulu, Küçük Asya’dan sürgün edilmiş bir Yunan; babası ise 1930’larda Yunanistan’da Sol Muhalefet'in kurucularından gazeteci ve edebiyat eleştirmeni Vássos Varikas’tı. Varikas, büyükbabasının İstanbullu, büyükannesinin ise Karamanlı Rum olduğunu, Türkiye’de aşık olduklarını fakat 1922’deki Mübadele döneminde Yunanistan’a geldiklerini belirtiyor ve büyükbabasının Türkiye’ye her zaman özlem duyduğunu ekliyor.

Eleni Varikas, yaptığı bir söyleşide kişisel hayatının hem entelektüel hem de aktivist yolculuğunu nasıl etkilediğini şöyle ifade ediyor:
“Bir yandan, siyasal baskıdan zarar görmüş bir aile ortamından geliyorum (örneğin sürgün). Savaş sırasında direnişte mücadele etmiş grupların tasfiye edilmesinden sonra, Yunanistan’da otoriter bir rejim kuruldu. Bunları özellikle vurguluyorum, çünkü hem militan hem de akademik yolculuğumun kökeninde bunlar var ve bu süreçler beni etkiledi.”
Atina'dan Paris'e: Sokakta ve akademide feminizm
Atina Üniversitesi’nde tarih okurken babasının teşvikiyle Paris’e giden Varikas, burada Mayıs 1968 öğrenci ve işçi ayaklanmalarına tanık oldu. Bu tanıklığın etkisiyle Yunanistan’a döndükten sonra askeri cuntaya karşı mücadele yürüttü. 1971’de Yunanistan’daki komünist hareketin kökenleri üzerine yüksek lisans tezi hazırlamak için Paris’e gitti. 1974’te Atina'ya dönerek Dördüncü Enternasyonal'in Yunanistan şubesinin yöneticilerinden biri oldu. 1978’den itibaren ise tümüyle feminizme yönelerek Yunanistan'da feminist hareketin öncülerinden biri haline geldi. Arkadaşlarıyla birlikte, feminizmin birçok klasik metnini çevirecek olan Kadınlar Yayınevi’ni kurdu.
1975 yılında, yasaklı bir eser olan Öğrenciler ve Liseliler İçin Küçük Kırmızı Kitap'ı çevirip uyarladığı gerekçesiyle yargılandı ancak beraat etti.
1981'de modern Yunan feminizminin kökenleri üzerine doktora tezi hazırlamak amacıyla burslu olarak yeniden Paris'e giden Varikas, bir yıl sonra Marksist sosyolog Michael Löwy ile evlendi. Kadınların İsyanı: 19. Yüzyıl Yunanistan’ında Feminist Bir Bilincin Doğuşu (1833–1908) isimli tezi en yüksek dereceyle ödüllendirildi. Yıllar içinde Harvard, Columbia ve The New School dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki üniversiteler tarafından araştırmacı ve konuk profesör olarak davet edildi. Türkiye’de de Ocak 2020’de Boğaziçi Üniversitesi’nde düzenlenen “Hrant Dink Anısına İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü Konferansı”nda konuşma yaptı.

Tarih yazımına itiraz ve "Parya" figürleri
Tezinde, tarih yazımındaki erkek egemen ve kadınları nesneleştirici yaklaşımı kıyasıya eleştirdi. Kadınların yalnızca "birinin eşi, kız kardeşi veya kızı" olmaktan öteye geçemediği biyografilere itiraz ederek, kadınların tarihsel deneyimlerini kendi hayatlarının özneleri (failleri) olarak ele aldı ve onları görünmez kılan tarih anlayışına karşı çıktı.
Paris VIII Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nde uzun yıllar siyaset teorisi ve toplumsal cinsiyet çalışmaları profesörü olarak görev yapan Varikas, Fransa’da bu araştırmaların kurumsallaşmasına öncülük etti. "Toplumsal cinsiyet" (genre) kavramını Fransa'daki sosyal bilimler literatürüne ilk taşıyanlardan biri oldu. Penser le sexe et le genre (Cinsiyeti ve Toplumsal Cinsiyeti Düşünmek) ve Les rebuts du monde. Figures du paria (Dünyanın Atıkları: Parya Figürleri) gibi eserleriyle, sadece kadınların değil, tüm dışlanmışların (paryaların) sistem içindeki yerini analiz etti. Baskı sistemlerini birbirinden yalıtık okumadı; sınıfın, cinsiyetin ve ırkın kesiştiği o zorlu zeminde ezilenlerin nasıl tahakküm altına alındığını ve aynı zamanda nasıl direndiğini gösterdi.
Sınırları aşan bir dayanışma ve miras

Hayat arkadaşı Michael Löwy, Eleni’nin yalnızca akademide değil, mücadele içindeki yerini şu sözlerle anlatıyor:
“O, isyankâr, boyun eğmeyen, eleştirel bir ruhtu; ama aynı zamanda incelikli ve derindi… Eleni’nin angajmanı yalnızca entelektüel değildi. Nitekim 2003’te, Yunanlı bir devrimci olan Theologos Psaradellis’in, mahkemelerce haksız yere terör eylemlerine katılmakla suçlanmasına karşı yürütülen dayanışma kampanyasının örgütleyicilerinden biri oldu. Kampanya sayesinde Psaradellis sonunda beraat etti. Birkaç yıl sonra ise, Fransa’da sürgünde yaşayan fakat İtalyan polisi tarafından aranan İtalyan öğrencisi Paolo Persichetti’nin savunulması için seferber oldu; bu kez ne yazık ki iadesini engelleyemedi…”
Eleni Varikas, eşi Michael Löwy ile birlikte Türkiye’deki Barış Akademisyenleri’ne de güçlü bir destek vermişti. Hapis cezası alan akademisyenlerle dayanışmak için 22 Haziran 2019’da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdikleri e-posta ile kendilerini ihbar ettiler.
9 Ocak 2026’da kalp yetmezliği sebebiyle 76 yaşında hayatını kaybeden Eleni Varikas; teori ile pratiği birbirinden ayırmadığı, tüm ezilenlerin yanında durduğu, hem akademide hem sokakta verdiği mücadeleyle geçen hayatından geriye bugün son derece güçlü bir miras bırakıyor.
Bizim için neden önemli?
Bugün Eleni Varikas’ın hikâyesini anlatmak, salt bir akademisyenin biyografisini aktarmanın çok ötesinde, feminist bir hafıza tutma eylemi. O bize, tarihin kadınları nasıl sistemli bir biçimde görünmez kıldığını, bizi nasıl sıklıkla sadece "birilerinin eşi, kızı ya da kız kardeşi" olarak kaydettiğini gösterdi. Eğer bugün kadınlar olarak tarihin tozlu raflarına itilmeye itiraz ediyorsak, bunu biraz da Varikas gibi kadınların açtığı teorik ve pratik yollar sayesinde demek yanlış olmayacaktır. Feminist tarih yazımında açtığı yolun izinden Eleni Varikas’ın kişisel tarihini yazmanın bir borç olduğunu hissediyorum. Sınır tanımayan devrimci bir kadının ardında bıraktığı bu izi sürmek, aynı zamanda bugünkü kendi hak mücadelemize, sesimize ve birbirimize sahip çıkmaktır.
Onu yazıyorum, çünkü bugün giderek daha fazla "parya"laştırıldığımız; kadınların, göçmenlerin, ezilenlerin ve muhaliflerin ana akım siyasetin ve toplumun dışına itildiği bir dünyada, Varikas’ın kavramları bize bir direniş haritası sunuyor. O sadece Paris’ten dünyayı yorumlayan bir teorisyen değildi, “ötekilerin” safında sokak mücadelesinden akdemiye taşan mücadelesiyle feminist devrimciydi.
Eleni Varikas’ın ismini ilk olarak Feminist Tahayyül Dergisi Konferansı’ında Meltem Ahıska’nın konuşması sırasında duymuştum. Feminist tarih yazımında öncü isimlerden birini tanımamızı sağladığı ve bu yazıyı yazmayı düşündürdüğü için kendisine teşekkür ederim.
Kaynakça:
- https://imdatfreni.org/eleni-varikas-1949-2026-arkasinda-zengin-bir-dusunsel-ve-siyasal-miras-birakti-michael-lowy/
- https://imdatfreni.org/kadinlarin-ve-tarihin-magluplarinin-silinmis-tarihini-hatirlamak-eleni-varikas-ile-soylesi/
- https://internationalviewpoint.org/Eleni-Varikas-1949-2026
- https://medyascope.tv/2020/01/08/hrant-dink-anisina-insan-haklari-ve-ifade-ozgurlugu-konferansi-prof-dr-eleni-varikasin-katilimiyla-bugun-bogazici-universitesinde/
- https://www.agos.com.tr/tr/haber/gecmis-icin-mucadele-bugunun-mucadelesidir-23489
- https://www.gazeteduvar.com.tr/gundem/2019/06/25/michael-lowy-ve-eleni-varikas-baris-icin-akademisyenlere-destek-icin-kendilerini-savciliga-ihbar-ettiler
(DE/FY)






