Nedense her 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve haftası tarihi geldiğinde kadınların hayatın içinde “görünür” olma mevzuunu düşünürüm.
Bu görünürlük ifadesi öylesine bir “çeşit” olma gibi düşünülmesin sakın! Çeşit’in ç’sini silkeyelip atarak “Eşit” olmak üzerinden bir meramdır benim görünürlük derdim.
Bunu itiraf etmek gerekir ki Türkiye’ye Kürt siyaseti öğretti ve uyguladı. Hatta realize ederek programatik manada hayatın tam da orta yerine monte etti.
İki ana argümanla hem de bunu becerdi ve başardı. Yerel yönetimlerde ve hayatın bütün örgütlülük alanlarında erkeğin yanına kadını, kadının yanına da erkeği dahlederek “Eş Başkanlık” kuralını koydu.
Parlamentoya da kadın kotası uygulayarak konulduğu tarihten bu yana en çok kadın vekil temsiliyeti grubuna mensubiyeti mecliste hep korudu ve simgeleştirdi.
Öyle ki anlı şanlı cumhuriyetin kurucu partisi CHP’den tutun, islami inanç eksenli olmayı hep öne çıkaran AKP'de Kürdün bu siyasal tercihinden adeta etkilenerek mecliste kadın temsiliyeti sayısını arttırmayı gündemleştirdi.
Peki yüz yıllık cumhuriyet, kadına övünerek seçme ve seçilme hakkını 1930’lu yıllarda vermişti de sahi ne olmuştu ki! Neden 1940’lı yıllardan tutun geçtiğimiz yüzyılın bitimi yeni binyılın da başına kadar olan sürede ne mecliste ne de yerel yönetimlerde “kadın temsiliyeti” zayıf kalmış siyaseten adeta “ikinci keman” vasfından kurtulamamıştı.
Epey önce, şimdi kimin yolladığını hatırlayamadığım bir e posta almıştım. İhtimal ki benim bilebileceğimi sanarak, Diyarbakır’ın ilk kadın milletvekilinin adını yazmış ve onun hakkında bilgi istiyordu bir arkadaş. Huriye (Hayriye) Baha Öniz’di adı, Diyarbekir’in (o yıllarda henüz Diyarbakır olmamış) ilk seçili kadın vekili.
Şehri, şehirde yaşamış eski, adı-sanı bilinen / bildiğim aileler içinde “Öniz” soyadı duymadığım bir soy adıydı. Küçük bir araştırma sonucunda da “Diyarbakırlı değil” demiş noktayı koymuştum.
Ama iş, öyle noktayı koyup geçmekle bitmiyordu. Küçük bir araştırma ile öğrendim ki; 1935 seçimlerinde kadınlara ilk kez seçme / seçilme hakkı verilmesiyle, seçilmiş olan ilk 17 kadın vekil adları ve şehirleri ile birlikte bilgi kaynaklarında paylaşılmıştı.
Bu bilgi üzerine hemen arama motoru üzerinden o ilk vekili Huriye Öniz’i araştırmaya koyulmuştum. Eğitimci, yazar ve siyasetçi olarak kimlikleri vurgulanan Öniz; 1887’de İstanbul’da doğmuş, yine İstanbul’da doğduğu şehirde 1950’de ölmüş.
Londra tahsili sonrası İstanbul’da Rum ve Musevi okullarında öğretmenlik yapmış. Balkan savaşı sonrası İstanbul’a gelen göçmenlere ders vermiş. Sonra kadınların yasayla siyasete katılma fırsatı doğunca ilk vekillerden biri olmuş. Bahtına muhtemelen Ankara “resmî”politikasınca Dîyarbekir mebuseliği düşmüş.
Vekil olduktan sonra bir dizi komisyonlarda çalışmış. Maliye encümeninde üyelik yapmış. İş ve Orman kanunları layihalarının hazırlığına katkı sunmuş. İzmir’in turistik yollarının inşası kanunu, Kayseri-Eskişehir uçak fabrikasının ilk sermayesinin sağlanması kanununun hazırlık üyeleri arasında yer almış. Ankara Tıp Fakültesi bünyesinde bir hemşirelik okulu açılmasına öncülük etmiş. Bir de kitap yazmış: “Köprü Altı Çocukları”.
Vekil olduktan bir yıl sonra yazmış 83 sayfalık “Köprü Altı Çocukları”nı. Kendi vurgusu ile İstanbul girdabında “kaybolmak üzereyken” Maarif Müdürlüğüne başvuran bir karakter üzerinden sonraki yıllarda “Köprü altı” ismi olarak filmleri de çekilen bir iş olmuş yazdığı kısa roman.
Sadece bir dönem (dört yıl) süren milletvekilliğinden sonra ölünceye kadar öğretmenlik yapmış Huriye Baha Öniz...
Sahi ben bunları niye yazdım ki! Şunun için elbette; Cumhuriyet reel politiği; kadının, toplumsal yaşamın bir çok alanında rol model olmasını programatize etmiş. Bu bağlamda İlk kadın vekiller meselesi de bunlardan biri olmalı da! İşte o “da” dediğim yerde durmalı sanki!
İşin garip ve hikâyenin öne çıkan tarafı Huriye Baha Öniz vak’asında sübuta erdiği gibi, vekili olduğu şehir Diyarbekir’e hiç gelmemiş / gitmemiş olması. Hatta merak edip vekili olduğu şehir hakkında hiçbir (benim bildiğim) çalışma da yapmamış olması. Komisyonlar, önergeler üzerinden baktığımızda ise İzmir, Eskişehir, Kayseri ile ilgili yasa tasarıları hazırlamış ama o yıllarda demiryolu ağıyla tanışan, demiryolunun geldiği şehir Diyarbekir’i hiç düşünmemiş bile!
Köprü altı çocukları üzerine ilk ve tek kitabını yazmış! Ama o yıllarda; mecburi İskânları, doğudan batıya sürgünlüğü yaşayan vekili olduğu şehir halkının tragedyasını “resmî ideoloji” üzerinden bile hiç dert edip düşünmemiş!
Uzun uzun altında “Huriye Öniz / Diyarbekir” yazan başı açık bukleli saçlı cumhuriyet kadını ilk vekilimizin siyah beyaz fotoğrafına baktım. Sadece Diyarbekir vekili olmuş(tu), ilk kadın Diyarbekir vekili. Vekillik adıyla anılan şehre ne gelmiş, ne de gitmişti. Gelip gitmeyi bir yana bırakın da, ona dair şehirde hiçbir izin olmaması da hayatın ve yakın tarihin tuhaf tecellisiydi.
İşte atanarak görünürde temsiliyetin böyle tuhaf tecellileri de var. Hoş şimdi de bunun şehrin aidiyeti ile hiçbir bağı olmayan aday gösterilip seçildikten ve bir ya da birden fazla vekillik yaptıktan sonra bir daha da o vekili olduğu ve sayesinde ömür boyu emekli vekillik maaşı aldığı ve ünvanını taşıdığı tuhaf vekiller de var ya, neyse yazı konusu onlar değil…
İşte şimdilerde kadın temsiliyeti ve seçme-seçilme hakkının 90 yılı geride bırakılıyor ve yine bir 8 Mart haftasında kimileri cinsiyet eşitlikçi ve kadın özgürlükçü paradigma üzerinde “jin, jîyan, azadî” sözcük dizini ile, kimileri de başka başka söylemlerle haftanın ve dahi günün anlamına binaen sözlerle sahada var iken ben de bir hatırla(t)ma üzerinden bugüne bir hak teslimiyeti yapmak istedim. Hepsi bu işte…
(ŞD/NÖ)







