Türkiye’de erkek şiddeti, kadına yönelik şiddet neden azalmıyor? Bu soruya verilecek en net yanıtlardan biri hiç kuşkusuz yargının cezasızlık politikası.
Peki nedir bu cezasızlık politikası? Feminist hareketin “Erkek adalet değil, gerçek adalet” diye sloganlaştırdığı meselenin özü tam olarak nereye dayanıyor?
İsterseniz bunu kâğıt üzerindeki süslü maddelerden değil, somut bir şiddet vakası üzerinden adım adım irdeleyelim.
Yoğun bakıma alındı
S.T. isimli erkek, Aralık 2025’te Bodrum’da yaşayan komşusu G.E.’ye öldürmeye teşebbüs eti, bıçakla saldırdı.
Saldırı sonucunda G.E.'nin vücudunda çoklu kesikler, iç kanama, kas ve sinir yaralanmaları ile acil müdahale gerektiren ağır tendon ve sinir kesikleri oluştu. Öyle ki Adli Tıp Kurumu raporuyla da sabit olduğu üzere bu saldırı "kasten yaralama" değil, hayati tehlike içeren ağır bir şiddet eylemiydi.
14–15 Aralık 2025'te G.E. yoğun bakıma alındı. Hayati tehlikesinin devam ettiği bu süreçte tıbbi stabilizasyonu sağlandı.
16 Aralık’ta yaralanmaların ciddiyeti ve boyutu nedeniyle G.E., İzmir’e sevk edildi. Burada tendon, sinir ve kas onarımları için ağır mikrocerrahi operasyon geçirdi.
İlgili tıbbi raporlar, tutanaklar ve diğer tüm resmi belgeler eksiksiz düzenlendi. Bu belgelerin tamamı, saldırının ağırlığını ve hayati tehlikeyi net bir şekilde ortaya koyuyordu.
Nihayetinde Bodrum Cumhuriyet Savcılığı tarafından soruşturma başlatıldı ve şüpheli S.T. tutuklandı.
Peki tutuklandı da ne oldu? Bu sırada yargı mercileri ne yapmalıydı, neyi yapmadı?
Aksayan soruşturma ve cezasızlık süreci
Aralık 2025 ile Nisan 2026 arasındaki soruşturma sürecinde tam anlamıyla bir ihmaller zinciri. Mesela, görgü tanıkları olmasına rağmen tanık ifadeleri alınmadı. Mesela, karşı tarafın birbiriyle çelişkili ifadeleri olmasına rağmen soruşturma derinleştirilmedi.
Olay anına dair video kayıtları araştırılmadı, incelenmedi. Soruşturma dosyasında bir türlü iddianame hazırlanmadı. Haliyle bir duruşma tarihi bile belirlenmedi.
Ve sonuç olarak 7 Nisan 2026’da, yani saldırıdan yaklaşık 4 ay sonra şüpheli S.T. tahliye edildi.
Tahliye sonrası ne oldu dersiniz?
Saldırının tekrarlanma ihtimali nedeniyle G.E. için gerçek, somut ve çok yakın bir hayati risk oluştu. Belirsizlik ve korumasızlık durumu kadının yaşamını çekilmez hale getirdi.
Devam eden bu hayati risk nedeniyle G.E., 6284 sayılı Kanun kapsamında Aile Mahkemesine başvurdu. Mahkemeden, şüpheli hakkında uzaklaştırma kararı verilmesi, elektronik kelepçe takılması, mesafeli koruma tedbirinin uygulanması, varsa silahlarının toplatılması ve kararlara uymaması halinde zorlama hapsi uygulanacağına dair ihtar yapılması talep edildi.
Şüphelinin tahliye edilmiş olması ve iddianamenin hâlâ hazırlanmaması nedeniyle, bugün hâlâ uzaklaştırma kararının uzatılması, elektronik kelepçe tedbirinin devamı ile mesafe ve adres bazlı koruma tedbirlerinin sürdürülmesi için düzenli olarak uzatma taleplerinde bulunuluyor.
Kadını öldüresiye döven, bıçakla ağır şekilde yaralayan erkek şu anda ev hapsinde. Kadın ise koruma kararı bittikçe adliye koridorlarında yeni başvurular yapmak zorunda bırakılıyor.
Aradan neredeyse bir yıl geçmesine rağmen iddianame hâlâ hazırlanmadı. Hazırlanmadığı gibi soruşturma hâlen "basit yaralama" üzerinden yürütülüyor.
Oysa G.E.’nin avukatı Sena Yazıbağlı Selanik, soruşturmanın yaralama suçundan değil, "kasten öldürmeye teşebbüs" suçundan ilerletilmesi ve iddianamenin bu suçlamayla yazılması gerektiğini vurguluyor.
Avukat Selanik, dosyadaki tabloyu şu sözlerle özetliyor: “Hâlen tanıklar dinlenmedi. Aradan geçen bu zaman, ciddi anlamda sağlıksız, mağdur için adil olmayan bir soruşturmaya ve delil karartmaya yol açabilir.”
Bir yıldır dinlenmeyen o tanıkların zaman geçtikçe olayı unutması, ayrıntıları kaçırması mümkün değil mi?
Bir kadın, kendisini öldürmeye teşebbüs etmiş bir erkekten korunmak için daha ne yapacak? Yargının harekete geçmesi için bir kadının daha hayatını kaybetmesi mi gerekiyor?
(EMK)







