Teknik ilerleme ve ekonomik refahın Avrupa ülkeleri ile ABD’ye atfedildiği bir dünyada Japonya, Asya’nın doğu ucunda “nevi şahsına münhasır” bir hikaye yazarak birçok ülke için daima ilham kaynağı olageldi.
Bu sebeple ne kadar uzak olsa da daima insanın merakını körükleyen bir gizem de taşıdı. Ne var ki küreselleşmeyle birlikte dünyanın küçük bir köye dönüştüğü günümüzde artık Japonya’nın kendi yağında kavrulması mümkün görünmüyor. İşte 8 Şubat’ta yapılan seçimlerin global düzeyde yankı uyandırmasının altında yatan sebepleri de burada aramak pekala mümkün.
Japonya birkaç yıldan beridir, ciddi bir ekonomik durağanlık içinde. Japon Yeni’nin ABD doları karşısında zayıflaması, enflasyonla birlikte alım gücünün düşmesi ve buna karşı sabit seyreden ücretler homurdanmaları da beraberinde getirdi.
Tüketici fiyatlarının %3’ten fazla artmasıyla birlikte 2025 yılında hane halkı harcamasının son 44 yılın en yüksek seviyesine ulaştığı belirtiliyor.
Özellikle pirinç fiyatındaki rekor yükseliş başta olmak üzere temel gıda fiyatlarının astronomik artışıyla birlikte ekonomi, Japon seçmeni için belirleyici bir faktör olmuştur. Devlet televizyonu NHK’nin de 8 Şubat öncesinde yaptığı bir kamuoyu araştırmasında katılımcıların %40’tan fazlası, fiyat düşürme vaatlerinin oy verme kararını etkileyeceğini belirtmiştir.
Revize edilen dünya düzeninde güvenlik kaygısı da Japonya’da önemli bir olguya dönüşmüş durumda. Bir tarafta Kuzey Kore’nin füze denemeleri, diğer tarafta Pasifik’te Çin’in ekonomik pazar hakimiyeti ve tartışmalı adalar konusunun her gün biraz daha iç siyaseti konsolide ettiği apaçık ortada.
Özellikle ABD Başkanı Trump’ın Japonya’yla yapılan güvenlik antlaşmasını sorgulayan çıkışları ve savunma harcamalarının arttırılması talebi de 2’nci Dünya Savaşı’ndan beridir süregelen Japon müesses nizamını tahrik eder düzeyde.
Bir diğer konu, Japonya’da göçmen karşıtlığı ve hatta nispeten turistlerden duyulan rahatsızlık da ciddi bir popülizme neden olmakta, günden güne siyasete yansıması da görülmekte.
Takaichi’nin riskli hamleleri
Japonya, karlı bir 8 Şubat gününde popülist politikacıların pohpohladığı “korku” ile halkın yaşadığı “geçim” krizi ikliminde sandığa gitti. Ülkenin ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi, seçildiği Ekim 2025’ten sadece 110 gün sonra erken seçim kararı aldı.
Başbakan Takaichi, önce partisi Liberal Demokrat Parti’de (LDP) liderlik yarışını kazandı. Temsilciler Meclisi’ndeki (Şuugiin) 199 milletvekili sayısı, 34 milletvekiline sahip Japon İnovasyon Partisi’yle (Nippon Ishin) kurulan ittifakla 233 çıkarıldı ve Takaichi, başbakanlığa giden yolu açabildi. Takaichi’nin ilk riskli adımı da burada başlıyor; çünkü bu süreçte 25 yıllık ortağı Komeito’yla yollarını ayırma cesareti de gösterebilmiştir.
Aslında Japonya’da Meclis içinde seçilen bir Başbakanın halktan onay almak üzere erken seçim kararı olması bir ilk değil. Takaichi’den önceki bazı başbakanlar da aynı yolu izledi. Takaichi ilk seçildiğinde de Mart 2026’da seçim olacağı dillendirilmeye başlanmıştı.
Ama bu sefer temel farklar vardı; çünkü ortada çok ciddi popülist vaatler vardı ve 90’lardan bu yana ilk defa seçim kış mevsiminde yapılacaktı. Takaichi açısından, sempatik kişiliği ve popülaritesi önemli bir işlev gördü. Buna karşın Temsilciler Meclisi’nde ana muhalefet partisi Anayasal Demokrat Parti’nin (CDP) Komeito’yla birlikte kurduğu Merkezci Reform İttifakı (CRA) adeta baskın bir seçimle karşı karşıya kaldı.
LDP’nin seçim stratejisi
Takaichi, artan popülaritesi ve sosyal medya etkileşiminin yanında güvenlik kaygısını gideren ve gıda vergilerinde indirimi vaat eden tutumuyla başta gençler olmak üzere geniş bir kesime ulaşmayı başardı.
The Japan Times’ın Ocak sonunda X’te siyasi partilerden bahseden yaklaşık 18 milyon gönderinin toplanmasıyla ilgili haberi de LDP’nin seçmen nezdinde gündemi belirlediğini gösteriyor. Çünkü gönderilerde en çok geçen anahtar kelimeler "tüketim vergisi", "siyasetteki para", "anayasa" ve "ulusal güvenlik" olmuştur.
Buna karşın ana muhalefet, seçime sayılı günler kala kurduğu ittifakı tanıtamadığı gibi seçmene kendisine bir oy verme gerekçesi de sunamadı. Bazı Japonlar, 8 Şubat seçiminde yeterince sokak konuşması yapılmamasından şikayetçiydi. Çünkü Takaichi’nin stratejisi biraz da muhalefetin hazırlıksızlığını fırsat bilerek baskın bir seçim üzerine inşa edildi.
Takaichi bir diğer stratejisinin ise aşırı sağ popülist partilere karşı ustaca çalıştığını söyleyebiliriz. Birkaç yıldır artan göçmen karşıtlığı ve kültürel milliyetçilik, küreselleşme karşıtı küçük partilerin yükselişine neden oluyordu. “Önce Japonlar” mottosuyla hareket eden Sanseito da bunların başında geliyor. Sanseito, 2025 yılında Senato (Sangiin) seçimlerinde 1 olan üye sayısını 15’e çıkardığında bunun LDP gibi sağ partileri zayıflatacağı öngörülüyordu.
Tam da bu sebeple LDP’nin, Sanseito’nun söylemlerini içeren bir propagandaya yönelmesiyle birlikte Sanseito’nun varlık sebebi de zayıflamış oldu. Buna rağmen Sanseito, Temsilciler Meclisi’nde 2 olan sandalye sayısını 15’e çıkarmayı başardı. “Kral yapıcı” düzeyinde olmasa da istatistiki bir başarı elde etmiş olduğu kesin.
Japonlar neye onay verdi?
Takaichi’nin LDP’si 1993 ile 2009 yıllarını saymazsak 70 yıldır bir şekilde iktidar partisi. Ama ilke defa 465 üyeden oluşan Temsilciler Meclisi’ne 316 milletvekili göndererek 310 olan 3’te 2 barajını aştı. İttifak ortağı Japon İnovasyon Partisi’yle birlikte bu sayı 352’ye çıkıyor.
LDP, Senato’da çoğunluğa sahip olmadığı halde Temsilciler Meclisi’ndeki 352 üyeyle Anayasa’da değişiklik yapmak başta olmak üzere Japon siyasi hayatında büyük bir değişime imza atabilir bir güce kavuştu.
Bunun karşısında sol partiler büyük bir darbe alırken ana muhalefeti oluşturan CRA, 172 mevcut sandalyesinin neredeyse %70’nin kaybederek ancak 49 sandalye kazanabildi. Bu tablonun, son yıllarda gerileme yaşayan; mali skandal ve ekonomik durgunluk ortamında 2024’te en kötü seçim performansı sergileyen LDP’nin yıldızının yeniden parlamaya başladığının açık bir göstergesi olduğunu söyleyebiliriz.
Sonuçlar daha açıklanırken Takaichi, “Halkın güvenini kazanması durumunda gayretle çalışma” vaadinde bulunduğu konuların başında; ekonomi politikalarında değişiklik ve güvenlik politikalarının güçlendirilmesi geliyor.
Ona göre, halkın onay vermesiyle muhalefetle karşılaşılan konularda daha rahat adım atılabilecek artık. Takaichi’nin Japonya’nın en uzun soluklu başbakanı Shinzo Abe’nin ruhunu şad etmeye çalışacak olması olası. Çünkü Abe’nin tedrisatından geçen Takaichi de Japonya’nın pasifist tutumundan rahatsız ve Japonya’nın resmi bir orduya sahip olmasını engelleyen Anayasa’nın 9’uncu maddesinin değişmesi gerektiği görüşünde. Bu sebeple LDP’nin zaferinin iç ve dış yansımaları merak ediliyor haliyle.
Takaichi ne yapacak?
Birincisi, ekonomi. 2’nci Dünya Savaşı’ndan yıkımla çıkan Japonya, 1970 ve 1980’lerde bir Japon mucizesi olarak parladı. Fakat her açıdan doyuma ulaşan refah dönemi son yıllarda ciddi bir durgunluk içinde. İstenilen büyüme oranları yakalanamıyor, pahalılık ve ücretler arasındaki makas açılırken nüfus yaşlandıkça bakım harcamaları da katlanıyor.
Bu atmosferde Takaichi, ekonomiyi canlandırma sözü verirken işe gıdada tüketim vergisini kaldırmakla başlaması bekleniyor. Uzmanlar bunun, yıllık yaklaşık 5 trilyon Yen tutarında vergi kaybına neden olacağını belirtirken bunun sosyal güvenlik, sağlık hizmetleri ve emeklilik fonlarının yaklaşık %40’ını sağladığını belirtiyor. Dolayısıyla Takaichi, “kaş yapayım derken göz çıkarmamak” için dikkatli olmak zorunda kalacaktır.
İkincisi, göç ve yabancı karşıtlığı. Homojen bir toplum olan Japonlar, disiplinli ve kuralcı özellikleriyle öne çıkan bir halk. 123 milyon olan Japon nüfusu düşüş eğilimindeyken yabancı nüfus 3 milyonu geçmiş durumda. Aslında oransal olarak ciddi bir rakam değil; ama son yıllarda ciddi bir göçmen karşıtlığı örgütleniyor.
Aslında LDP’nin yükselişi, Sanseito gibi göçmen düşmanı partilerin hızını kesmesi açısından olumlu bir işlev görüyor. Dolayısıyla LDP’nin göçmenlere yönelik kontrollerin arttırılacağına yönelik sözleri, hangi amaçla söylenirse söylensin aşırılıkçı kesimleri sınırlandırdığı da unutulmamalıdır. Ki yabancı işgücüne duyulan ihtiyaç kritik düzeyde ve LDP de 2028 yılına kadar çevre ülkelerden ciddi işçi alımına gitmeyi planlıyor. Dolayısıyla göç ve yabancı işgücü konusunda sert bir kırılma yaşanması muhtemel değil; bu, Japonya’nın işgücü piyasasındaki realitenin bir gereğidir.
Üç, güvenlik. Seçim sürecinde en kritik noktanın güvenlik olduğu aşikar. Fakat birçok analizin abartılı olduğu da ortada. Çünkü Takaichi’nin zaferiyle adeta Japonya’nın savaşa gireceği gibi bir tablo çiziliyor. Elbette, Japonya da değişen küresel denklemde kendini yeterince güvende hissetmiyor.
ABD’den de tarihsel koruma taahhüdüyle ilgili Trump döneminde karışık sinyaller geliyor. Bu sebeple Trump’ın da isteğiyle Japonya, yıllık savunma bütçesini birkaç aya kadar gayri safi yurtiçi hasılasının %2’sine çıkarmayı amaçlıyor (Ki yıl sonuna doğru bunun %3 olabileceği de iddia ediliyor). Dolayısıyla Japon halkının daha da fakirleşmesi pahasına Takaichi’nin ideolojik ajandasını uygulayıp uygulamayacağı merak konusu.
Pasifik’te sular Isınır mı?
Bununla birlikte Takaichi’nin ABD ile ilişkileri sıcak tutacağı kesin. Öyle ki yine Trump’ın talebiyle Japonya, ABD’ye 550 milyar dolarlık bir yatırım paketi hazırladı. Takaichi’nin Mart ayında Beyaz Saray’a gitmesinden önce bugünlerde teknik detayları görüşmek üzere bir Japon heyeti de ABD’ye gidecek.
Yine Pasifik bölgesinde ASEAN ülkeleriyle ekonomik işbirliğinin geliştirileceğine yönelik niyet, Takaichi’nin tebrik mesajlarına verdiği cevaplarda da görülüyor. Yakın bir zamanda Çin’le büyük bir meydan okuma yaşanması da muhtemel değil.
Şu an Çin, Japonya’nın en büyük ticaret ortaklarından. Bu sebeple Başbakan Takaichi, Pasifik’te ticaret yollarında ve pazar bölgelerinde açılımlar yapabilir, büyük işbirlikleri geliştirebilir. Bu ekonomi – politika, Japonya’nın Çin’e bağımlılığını asgari düzeye çekebilir.
Dolayısıyla halkın sosyo-ekonomik beklentilerinin hâlâ belirleyici olduğu Japonya’da, Japon seçmeninin adeta “LDP’ye savaşa girme” yetkisi verdiği gibi analizler abartılıdır ve Japonya’nın aşırı sağa kaydığı yönündeki tespitler de fazla aceleciliktir.
Sonuç itibariyle LDP ilk defa seçim kazanmadı, on yıllardır Japonya’yı yöneten bir parti. Ama ilk defa 3’te 2’lik bir çoğunluk elde etti.
Mesele, Davos zirvesinde Kanada Başbakanı Mark Carney’in kurallara ve ilkelere dayalı dünya düzeninin bittiğini belirttiği bir süreçte Japonya’nın bu yeni dünyada kendine nasıl bir yön çizeceğidir.
Başbakan Takaichi, maceraperest bir dış politikayla bölgesel konularda “stratejik belirsizlik” politikasını terk etmek isteyebilir; ama unutulmamalıdır ki LDP’nin içinde homojen bir yapıdan söz edemeyiz.
(İG/EMK)







