Yaşadığımız çağda eski günlere özlem duyuyoruz. Bu durum, neoliberal kapitalist sistem tarafından kullanılıyor ve özlemlerimiz tüketime açılıyor. Başka bir deyişle “eski”, pazara sürülerek popülistleştiriliyor.
İlk olarak 1688’de İsviçreli doktor Johannes Hofer tarafından kullanılan; Eski Yunanca iki sözcüğün (“nostos”: eve, anayurda geri dönüş ve “algia”: özlem) birleştirilmesiyle oluşturulan “nostalji”, bir rahatsızlığa ve patolojik bir duruma karşılık geliyordu. “Cephedeki askerlerin saplantı hâline getirdiği yurt özlemi” manasında literatüre giren nostaljinin, hem beyni hem de bedeni sekteye uğratan bir hastalık olduğu, gerçek ile hayalin birbirine karıştırılmasına yol açtığı düşünülüyordu. Svetlana Boym, Nostaljinin Geleceği’nde (Çeviren: Ferit Burak Aydar, Metis Yayınları, 2009) buna “dertli muhayyilenin hastalığı” diyor, “aşırı hatırlamanın zihni ve bedeni takatten düşürdüğünü” söylüyor. Boym, nostaljiden mustarip kişilerin bir çeşit melankoliye tutulduğuna dair teşhislerin bulunduğunu anımsatıyor.
Zaman içinde geçmiş ile şimdinin, rüya ile günlük hayatın üst üste bindirilmesi ve şimdiden kaçış kapısı anlamında kullanılan nostalji, Karl Valentin’in ifadesiyle “güzel geleceğin” gerçekleşmemesi nedeniyle bir sığınağa, farklı zamanın özlenmesi ya da geçmişe duyulan özlem olarak öne çıkan bir kavrama, hatta eyleme dönüşüyor. Bu yönüyle tüketime açık bir yanı olduğu keşfedilirken zihni geriye doğru harekete geçiren ve insanı yavaşlatan bir edim hâline geliyor. Boym’un şöyle bir teşhisi var: “Nostalji, hem bir toplumsal hastalık hem de yaratıcı bir duygu, hem bir zehir hem de ilaç olabilir. (...) Bugünün ilerleyen siyasi ve toplumsal koşulları üzerinde gerçeğe dönüşen peri masalları değil, idealler olarak daha önemli bir etki yaratabilir.”
Nostaljinin tüketimi ise yalnızca piyasa ve onun akışına kapılanlar tarafından değil, siyasetçilerin de marifeti hâline geldi. Popülizm bu eylemde bir anahtardı; mutsuz, güvensiz ve huzursuz kitleleri harekete geçirip tarafına çekmek isteyenler, eski mutlu günlere ve refah dönemlerine atıf yaparak hem oy toplamaya yöneldi hem de öfkeli, kırgın, kaygılı ve kokmuş hatırı sayılır bir kitlenin duygularına hitap etti. Başka bir deyişle krizlerden, durgunluktan ve güvencesizlikten çıkış yolu olarak politik söylemlerine ve çıkarlarına göre eğip büktükleri “eski”yi ve nostaljiyi gösterdiler.
Alessandro Gandini, popülizmin güzergâhına itilerek krizden kurtuluşun ve yeniden güçlenmenin ateşleyicisi olarak sunulan, bu uğurda günümüzün koşullarına uygun biçimde tüketilen bu nostalji kavrayışına odaklanıyor.
‘Post-istihdam ekonomisi’
Gandini, Zamanın Ruhu Nostalji’de hızlı üretim, tüketim ve dönüşüm süreçlerinden geçtiğimiz bu dönemde, çalışma ve “iyi bir yaşam” üzerine kurulan sistemin çöküşünün yarattığı bunalım nedeniyle geriye dönüş veya geçmişe özlemin kaynağına inerken hayatî bir belirleme yapıyor: “Çalışma etrafında kurgulanmış toplum fikrinden hareket edilmesi ve buna alternatif bir şey tahayyülünün güçlüğü, Batı toplumlarının büyük bir kısmı için gidişatlarını sekteye uğratan bir durum. Nostalji, bu kaygıya bir deva ve birçok kişi için hızlı ve çok fazla değişen bu dünyadan kaçıp rahatlayabileceği bir sığınak olmayı vaat ediyor.”
Popülist politikacılar başta olmak üzere “Amerikan Rüyası”nın, imparatorlukların, “ârî” toplumların, refahın ve ilerlemenin özlemiyle yanıp tutuşanlar için geçmiş, hem bir mutluluk kaynağı ve kitleleri canlandırma aracı hem de âdeta güvenli bir alan. Madalyonun öbür yüzünde ise nostaljiye tutunanların ve “iyi hayat” vaadiyle dünyayı kasıp kavuran neoliberal düzenin gadrine uğrayanların karşı karşıya kaldığı ve mücadele ettiği değişimler var. Gandini güncel bir örnek veriyor: “2007-2008 ekonomik krizi patlak verdi. Küresel finans piyasalarının daralmasıyla küreselleşmenin uzun vadeli sonuçları bir araya geldi ve bu durum, Batı dünyasında işsizlik oranlarında sıçramaya yol açtı. iş bulmak hiç olmadığı kadar zorlaştı; bir işi olanların çoğu da geçimlerini sağlayacak kadar kazanamıyordu. Kuşkusuz çalışma bir eylem olarak her yerdeydi (...) ama ortada istihdam diye bir şey yoktu. ABD’li gazeteci ve yazar Sarah Kendzior, bu tabloyu yeni yeni ortaya çıkan bir ‘post-istihdam ekonomisi’ olarak adlandırır. Kendzior’a göre çalışma eylemi artık bir işe sahip olmak anlamına gelmiyor. Bu, artık geçim sağlamak anlamında değilken geçimlerini sağlayamadan ‘çalışan yoksullar’ın sayısı sürekli artıyor.”
Bu ve benzer kriz zamanlarında artık geri dönülemeyecek dönemlere özlemin arttığını söyleyen Gandini, söz konusu hoşnutsuzluğun hem kişiler hem de onları yönetenler tarafından kullanıldığını hatırlatıyor. Özellikle geçmişin mitleştirilerek geleceğin bir yanılsaması hâline getirilmesinde nostalji biçilmiş kaftana dönüşüyor: “Nostalji, her şeyin daha basit olduğu ve daha mutlu yaşandığı zamanlara imkânsız bir dönüşü düşlemenin güven veren hazzını açığa çıkarır. İnsanı bir an tekrar ulaşabileceğini sandığı o var olmayan ülkeye geri götürerek fiziksel değilse bile duygusal açıdan teselli eder ve şifa verir. Nostalji, özünde popülist bir duygudur; zihinden çok kalbe hitap eden duygusal bir kestirme, kısayol sunar.”
“Altın Çağ’a dönüş” veya “güçlü zamanlara geri gidiş” vurgusu yapan popülist politikacılar, seçim kazanmak ve iktidarlarını zamandan huzursuzluk duyup nostalji girdabına kapılanlar aracılığıyla korumak isterken kültürel, siyasi ve ekonomik çatışma ve ayrışmaları körüklüyor.

‘Basit’ zamanların ardından
Simon Reynolds’ın deyişiyle “retromani”, pazarlamadan politikaya ve günlük yaşama dek her yerde iş görürken bazen buluşmalar bazen ayrıştırmalar için kullanılıyor. Sosyal medya bağımlıları, politikacılar ve onların peşinden gidenler, neoliberal pazar ve bu pazardaki akışa kapılanlar, farkında olarak ya da olmayarak nostalji rüzgârlarının yelkenleri şişirdiği bir kültür savaşının içinde buluyor kendini. “Kontrolü geri al” ya da “ABD’yi yeniden muhteşem yap” gibi ifadeler yalnızca bir slogan değil, bahsi geçen kültür savaşının söylemi aynı zamanda. Bunlar ve benzerleri, küreselleşme öncesinin “refah toplumuna” ve “yabancıların işgal etmediği” saf döneme gönderme yapıyor. Başka bir deyişle neoliberalizmin ve küreselleşmenin değil, Sanayi Devrimi döneminin “iyi yaşam vaadi”ne atıflar içeriyorlar. Yani yakın geçmişte ekonomik açıdan epey atılım yapmasına rağmen bugün hayli sarsılan orta sınıfa bir çağrı aslında. Z Kuşağı’nın “Baby Boomers” diye kategorize ettiği; Gandini’nin ifadesiyle “iş ve tüketim odaklı kapitalist ‘iyi yaşam’ için eğitilen bir yaş grubu bu.
Kapitalist “iyi yaşam” rüyası gören ve sonrasında bu rüyadan uyandırılan kuşağın hayal kırıklığını özetliyor yazar: “İyi bir hayatın artık ulaşılmaz fantezilerine bağlı kalan bu ‘insanlar’, daha çok Baby Boomers kuşağı üyeleridir ve onlar, şu an bu hayalin çöküşüyle baş edemiyor. Refah, bolluk ve iyimserlik zamanında büyüyen bu nesilden pek çok kişi, kendilerinden sonraki nesillerin de onlara sunulan koşullardan ve fırsatlardan aynı derecede yararlanacağı konusunda emindi. Ama böyle bir şey olmadı. Aksine, X Kuşağı ve onlardan sonra gelen, Baby Boomer Kuşağı’nın çocukları olarak da bilinen Milenyum Kuşağı, oldukça farklı bir zamanda yetişiyor. Bir belirlilik çatısı sağlayan çalışma hayatının çöküşünden başlayarak demografideki değişimlere, tüketim alışkanlıklarına, cinsel alışkanlıklara, ahlaki değerlere ve yaşam tarzına kadar pek çok konuda, birçok Baby Boomer için bugünkü global, çokkültürlü, politik doğrucu toplum, büyüdükleri ‘daha basit’ zamanlarla kıyaslandığında neredeyse tanınmaz hâle geldi. Bu nedenle bu kuşak, ‘regresif nostalji’ tasavvurunun savaş sonrası toplumdaki temel taşıyıcısı.”
Geleceği hayal etme zorluğu
Gandini, dünyayı bu hâle getirenlerin ve kurtarıcıların portresini çizmeye çalışırken kapitalizmin üstesinden gelmeye teşne olanlar ile alttan alta onu kullananların varlığını hatırlatıyor. Anımsattığı bir başka şey ise zamanın ruhuna uygun bir çalışma modeli; diğer bir ifadeyle “istihdam sonrası toplum.” Peki nedir bu? “İstihdam sonrası terimi, normatif olarak kodlanmış, kültürel açıdan Sanayi Çağı’na özgü, ‘standart’ bir iş sözleşmesinde temsil edilen çalışma tanımlarından bir tür sapmaya işaret ediyor. Bu terimi Sarah Kendzior’dan ödünç alıyorum; Kendzior, 2007-2008 ekonomik krizinin ardından ABD’deki orta sınıftan ve işçi sınıfından birçok insanın yaşadığı aşırı güvencesiz çalışma koşullarını tanımlamak için bu ifadeyi kullanıyor. Ancak ben, ‘istihdam sonrası’ kavramını yalnızca güvencesiz çalışmayla sınırlamıyorum. Aksine, bu terimi kullanarak hem eski hem de yeni iş türlerini kapsayan geniş bir yelpazeyi tanımlamayı amaçlıyorum. Bu işlerin çoğu, dijital platformlar aracılığıyla ya da onlara bağımlı bir şekilde yürütülüyor ancak sadece bu platformlarla sınırlı da değiller ve emek süreçlerini tanımlayan Sanayi Çağı’ndan kalma kodifikasyondan zaman zaman ayrışan pratikler içeriyor. Bu nedenle bu işleri mevcut anlayış çerçevesinde tanımlamak mümkün değil. Bağımsız (freelance) çalışanlar, ‘tıklama işçileri’, ‘talep üzerine çalışanlar’, dijital göçebeler ve girişimciler (startuplar); bütün bu tanımlamalar, genel olarak Sanayi Çağı’nda oluşturulan sınıflandırmaların ve normatif sınırların dışına çıkan çalışma biçimlerini benimseyen özneleri temsil ediyor.”
Yeni çalışma ve yeni “istihdam” biçimleri, bizlere yakın geçmişin “iyi yaşam vaadi”nin gerçekleşmeyeceğini ve geleceği hayal etmenin hayli zorlaştığını gösteriyor. Nostalji de bu noktada anlamsızlaşıyor. Gandini’ye göre “yeni bir tahayyüle ihtiyaç var.” O zaman da soru belli: “Nostalji sonrası geleceği nasıl hayal edebiliriz?”
Güvencelerin, sınırların ve köşelerin ortadan kalktığı bir zamanda, geçmişi bir sığınak olarak görenler, “iyi yaşam vaadi”nin çöküşüne nostaljik bir tepki geliştirerek ayakta kalmaya uğraşıyor.
Geçmişe özlemin salt bu döneme özgü olmadığını, nostaljinin döngüselliğinin bulunduğunu söyleyen Gandini, zamanımızdaki nostaljinin ilerleme konusunda kuşku yarattığını, teknoloji-refah bağlantısını darmadağın ettiğini belirtiyor. O hâlde ileride bizi ne bekliyor? Daha sert bir kapitalizm ve rantçılık mı, yoksa komünizm ve sosyalizm mi? Nostalji sonrası için pek çok kişi “post kapitalist dönem” dese de Gandini biraz soğukkanlı bu noktada; zorlu yılların geride kaldığını ve önümüzde daha zorlu senelerin olduğunu düşünüyor. Geriye bakarak değil de ilerici bir devrimcilikle hareket etme gerekliliğini vurguluyor.
Zamanın Ruhu Nostalji, Alessandro Gandini, Çeviren: M. Gökhan Aslan, Kolektif Kitap, 144 s.
(AB/TY)







