İspanya Başbakanı Pedro Sánchez’in Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’in, İran’a yönelik saldırılarına dair pozisyonunu “La posición del Gobierno de España se resume en cuatro palabras: ¡NO A LA GUERRA!” (İspanya Hükümetinin duruşu dört kelime ile özetlenebilir: SAVAŞA HAYIR!) şeklinde açıkladıktan sonra dünya kamuoyundan farklı tepkiler geldi. İlk önce Amerikan Başkanı Donald Trump, İspanya’nın üsleri kullanmasına izin vermemesi durumunda “İspanya ile her türlü ticari ilişkiyi kesme” tehdidinde bulundu.
Trump, 3 Mart 2026’da Beyaz Saray’da Alman Şansölyesi Friedrich Merz ile görüşürken İspanya'yı “korkunç”, “berbat”, “fakir” ve “son derece yararsız” olarak niteledi. Hazine Bakanı Scott Bessent’e, üssün ABD ordusunca kullanımının reddinin Amerikan vatandaşlarının hayatını tehlikeye attığını ve NATO harcamalarının düşüklüğüyle bağlantılı olduğunu gerekçe göstererek “tüm ilişkileri sonlandırmasını” ve ticareti durdurmasını talimatını verdi. Bu tehdidin işe yaradığını Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt düzenlediği haftalık basın toplantısında açıkladı: “İspanyollar, Başkan’ın dünkü sert mesajını açık bir şekilde duydular ve anladığım kadarıyla son birkaç saat içinde ABD ordusu ile işbirliği yapmayı kabul ettiler. Elbette Başkan, tüm Avrupalı müttefiklerin bu uzun zamandır beklenen görevde Amerika’nın yanında olmasını bekliyor”.
Herhalde basın sözcüsü konuşmasında “anladığım kadarıyla” ifadesinin altında “Nasıl olsa, önünde sonunda, dünyanın diğer tüm ülkeleri gibi İspanya da bizim emrimize girecektir,” diye düşünüp kesin bilgi sahibi olmadan hezeyana kapılmıştı. Zaten herkes bir şekilde ve kendilerine göre nedenlerden dolayı Amerika’dan çekinmez miydi? En küçük bir itiraz halinde Başkan Trump o ülkeden ithal edilecek ürünlere gümrük vergisini yükselteceğini açıkça ve yüksek sesle söyler ve sonra herkes tabir yerindeyse “ayağını denk” almaz mıydı? Ama Sözcü Leavitt ve Başkan Trump çok açık bir şekilde yanılmışlardı. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, vakit kaybetmeden bu iddiayı yalanladı: “Hepimizi, özellikle de sivil halkı koruyan uluslararası hukukun çiğnenmesine hayır. Dünyanın sorunlarını sadece bombalarla çözebileceğini kabul etmiyoruz. Geçmişteki hataları tekrarlamayalım.” Zaten İspanya geçmişte de hem Gazze hem de Ukrayna için benzer bir tutum sergilemişti.
İspanya’nın bu tavrından sonra Portekiz’in Amerika’ya kendi topraklarındaki Lajes üssünü (Azor Adaları) kullanmasına izin vereceğini açıklaması ile savaş yanlısı Amerikalılardan sosyal medyada Amerikan vatandaşlarının tatil için İspanya yerine Portekiz’i tercih etmeleri yönünde tavsiyeler geldi. Amerikan kamuoyunda İspanya karşıtlığı en üst seviyeye çıkarken dünyada sanki sadece tek bir ülke halkı İspanya ile dayanışma içine girdi. Türkiye’deki sosyal medya kullanıcıları savaş bölgesine en yakın halk olduğu ve daha da önemlisi yakın geçmişte “Amerika’nın bölgeye savaş uçakları, gemileri ve bombalarıyla ‘demokrasi’ getirmesine” çok yakından şahit oldukları için Batı ülkelerinin birisinden böyle bir çıkış karşısında oldukça etkilendiler.
Tarihsel ve siyasi derinlik
İspanya, Avrupa’da belki de antisemitizm ile en kolay suçlanabilecek ülkeler içinde en ön sıralarda yer almaktadır. Zira İber Yarımadası’nda yaklaşık yedi asır hüküm süren Endülüs Emevi Devleti’ni reconquesta (geri fetih) mücadelesi ile yıkarak yeniden hakim olmuştu. 1492 senesinde Katolik Kral Aragonlu II. Ferdinand ile kraliçe Kastilyalı Isabella, fethettikleri coğrafyada tüm Müslümanlar ve onlarla yaşayan Yahudileri ülkeden kovmuştu. Yahudiler Portekiz, Kuzey Afrika ve büyük bir çoğunlukla da Osmanlı Devleti’ne sığınmıştı. Tarihlerindeki bu olaydan sonra 20. yüzyılda İspanya kökenli olduklarını ispat edebilen Yahudilere bir özür jesti olarak kolaylıkla İspanyol vatandaşlığı verilmiştir. Böyle bir durumda ABD ve İsrail’in yanında durması en çok beklenilen İspanya’nın adil olmayan ve haksız bir savaşı desteklemeyerek diğer ülkelere örnek olması ancak takdir edilmelidir. Gelgelelim durum normatif bir uluslararası ilişkiler düzeninden kalma devletlerarası jestlerden oldukça uzaktır. Trump yönetiminin İspanya ile yaşadığı bu kriz Atlantik ittifakının zaten çatırdamakta olan ilişkilerinin bir kopuşa sürüklenmesine katkıda bulunmaktadır.
Nitekim Başbakan Yardımcısı María Jesús Montero’nun açıklamaları da bu durumu teyid eder niteliktedir. Montero, Sánchez’in çizgisini pekiştirerek İspanya’nın hiçbir güce “vassal olmayacağını” belirtti. Montero, belki de İkinci Dünya Savaşı sonrası uluslararası nizamda güvenliğini ABD’ye emanet eden Batı İttifakı’nın bazı üyelerine gönderme yaparcasına Trump baskısını egemenlik ihlali olarak çerçevelemekte. Başbakan yardımcısı silah ticareti yerine hastanelere öncelik çağrısı yapıyor. Bu kararlılık ekonomik tehlikeleri de göz ardı ediyor. Trump’ın ticareti durdurma kararı İspanya’nın ihracatını olumsuz etkileyebilir, ancak piyasalar AB ve Fransa’nın desteğiyle bunu önemsemedi. Yine de onun vassallık hamlesi, özellikle İran’ın Avrupa’nın zayıflıklarını gözetlediği bir dönemde, İspanya’nın savunması için önem taşıyan ABD ittifakını uzaklaştırma riskini de taşımakta.
İspanyol Hükümetinin değer merkezli bir dış politikayı önceleyen duruşu özellikle Trump yönetiminde Avrupa’nın savunmasızlığını artıran NATO’yu, ABD’nin ekonomik ve siyasi hakimiyetinin bir aracı olarak gören antiemperyalist ideolojiden kaynaklanmakta. Bir bakıma sosyalizmin Avrupa’da sesinin daha gür çıkmasına ya da “Avrupa Sosyalizminin” canlanmasına da delalet etmekte. Nitekim Podemos lideri Ione Belarra bu sol duruşu daha da ileri taşıyarak, ABD-İsrail saldırılarını uluslararası hukuku çiğneyen ve insanlığı tehdit eden “yasa dışı müdahaleler” olarak nitelendirmekte. İspanya’nın “suçlu ittifak” NATO'dan çıkmasını, tüm üslerin kullanımını engellemesini, silah ambargosu uygulamasını ve Trump’ı izole etmesini talep etmektedir.
Belarra, savaşı, petrol odaklı emperyalizm olarak nitelendiriyor ve bunun Gazze’nin ardından bir sonraki hedefinin herhangi bir yer/ülke olabileceğini konusunda uyarıyor. Bu ateşli çağrılar Sumar Platformu’nun (seçim ittifakı) sesi olarak Belarra’yı, Sánchez’in PSOE’sine soldan baskı uygulayan bir figüre dönüştürmekte. Benzer şekilde şu sıralar Avrupa Parlamentosu’nda görev yapan eski bakan Irene Montero da Belarra’nın çizgisini yinelemekte: ABD-İsrail bombardımanları onları “en tehlikeli suçlular” haline getiriyor ve NATO’nun geri çekilmesini ve üslerin kapatılmasını talep ediyor. Bunu Filistinlilerin “yok edilmesiyle” ilişkilendiriyor ve “soykırımcıların” ambargo altına alınmasını istiyor. Bu NATO karşıtı coşku, hükümetin Gazze konusundaki tutumunu yansıtmakla birlikte bir izolasyona neden olma potansiyeli de taşımakta. Zira İspanyol yönetici elitinin bu söylemleri yurt içindeki antiemperyalist duruşu kuvvetlendirdiği; ancak İspanya’nın küresel konumunu Batı Bloku içinde bir yalnızlığa iterek zayıflatma ihtimali taşıdığı da söylenebilir.
Sosyal medyadaki İspanya ve Türkiye esprileri
İspanya iç siyasetinden tek eleştiri sağcı cenahtan Vox lideri Santiago Abascal’dan geldi. Abascal, Sánchez’in üslerin kapatılmasına ilişkin kararının arkasında “İran ve Venezuela’daki rejimler” olduğunu belirterek bunların “son 15 yıldır İspanya’daki aşırı sol hareketleri finanse ettiğini” ifade etti. Abascal’ın bu ifadeleri Pedro Sánchez’i “Ayetullahların Avrupa’daki en iyi dostu” gibi komplo teorisine benzer garip bir gerekçeye dayandırdığı için çok da yankı bulmadı.
İspanya’nın “ahlakçılık yapması” belki Batılı güçler arasında gerginliğin tırmanmasına neden oluyor; ama onlar gibi ateşe “ırak” olmayan Türkiye halkının haksız ve hiçbir meşru sebebe dayanmayan bu savaşa İspanya’nın karşı gelişini takdirle karşılamasına yol açıyor. Bu duygularını da esprili bir dille çok rahat dünyaya anlatabiliyorlar. Örneğin, Avrupa için saç ekimi merkezi olarak bilinen Türkiye’nin bundan sonra İspanya’daki tüm saçı dökülmüş erkeklere tüm imkanlarını sunmasının bir “vatan borcu” olduğu ifade ediliyor. Futbol gibi her iki ülkenin ortak tutkusunun gözle görülür hale geldiği stadyumlarda alt lig takımlarından Eskişehirspor taraftarının meşhur bir İspanyol melodisi ile ritim tutması ve dans etmesi inanılmaz bir görüntü arz ediyor. ABD’ye karşı çıkabilen İspanya ile yakınlık artık internet paylaşımlarına da artan oranda yansıyor. Sanki bir günde tüm Türkiye sosyal medya kullanıcıları İspanyolca dersleri almaya başlamış ve duygularını ifade etmeye başlamış gibi dijital mecralar İspanyolca paylaşımlardan geçilmiyor. Tabii bu jestler de karşılıksız kalmıyor, İspanya tarafından da Türkçe paylaşımlar yapılmaya ve yaz tatillerini Türkiye’yi tercih etmeleri tavsiyeleri verilmeye başlanıyor.
Sosyal medyada iyice görünür hale gelen bu yakınlaşma, belki iki NATO üyesi ülkenin haksızlıklar karşısında ortak tavır ve tutum belirleyebilmeleri açısından önemlidir. Bundan sonraki benzer gelişmelerde birbirlerine güvenebilen bu iki ülke, belki de dünyada başka coğrafyalar ve zamanlarda meydana gelebilecek her türlü haksızlığa birlikte karşı çıkabilir. Bazen en güçlü ses, “hayır” diyebilme cesaretinde gizlidir. (AMY/TY)







