Çoğu kişi bu sahneyi hatırlayacaktır. Şubat 2003’te, dönemin Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Colin Powell, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin önünde durarak kameralara, içinde şarbon olduğu iddia edilen küçük bir şişeyi gösterdi. Mesajı basitti: Irak’ın kitle imha silahları var, dolayısıyla bu ülkeye saldırmamız gerekiyor.
İspanya da bu ana benzer bir hadise yaşandı. Dönemin başbakanı José María Aznar, halka şöyle seslendi: “Emin olun ki... ben doğruyu söylüyorum: Irak rejimi kitle imha silahlarına sahip.” Bu sözlere çok az kişi inandı. İspanyolların sadece yüzde 5’i müdahaleyi destekledi. Hatta milyonlarca kişi, yasa dışı, ahlâka aykırı ve gereksiz buldukları savaşa karşı çıkmak için sokaklara döküldü. Ancak başbakan Aznar, bizi yine de savaşa sürükledi.
Gerisi bilinen tarih. Üzücü bir tarih. Irak savaşı sekiz yıl sürdü. Çoğu masum sivillerden oluşan 300 bin kişinin hayatına mâl oldu ve tüm Ortadoğu’yu giderek kötüleşen bir istikrarsızlığa sürükledi. Ayrıca, Berlin Duvarı’nın yıkılmasından bu yana Avrupa’nın karşılaştığı en kötü güvensizlik dalgasını tetikleyerek, terörizmde büyük bir artışa, göç krizine ve milyonlarca hanenin satın alma gücünü azaltan fiyat artışlarına katkıda bulundu. Demokrasi ve barışı yayma misyonu kılıfıyla sunulan bir savaş, tam tersi bir sonuç doğurdu.
Bugün benzer bir durumla karşı karşıyayız ve hükümetimin tutumu, İspanyol toplumunun 20 yıl önce dile getirdiği tutumla aynı: SAVAŞA HAYIR. Uluslararası hukukun tek taraflı ihlâline hayır. Geçmişteki hataların tekrarlanmasına hayır. Dünyanın sorunlarının bombalarla çözülebileceği fikrine hayır.
Bu tutum, Amerikan yönetimine karşı herhangi bir antipatiden kaynaklanmamaktadır. Aynı şekilde, İran’ın acımasız rejimine duyulan sempatiden de uzak. Hükümetim her zaman transatlantik bağı desteklemiştir ve Ayetullahların kendi halkına, özellikle kadınlara ve bölgedeki birçok ülkeye verdiği korkunç zararı defalarca ve açıkça kınamıştır.
Bizim tutumumuz, bu savaşın gayr-i meşru olması, kurallara dayalı uluslararası düzene büyük bir tehdit oluşturması ve insanlığın çıkarlarına aykırı olmasından kaynaklanmaktadır. Bu savaşın sertlik yanlısı rejimin düşmesine katkıda bulunup bulunmayacağı kimse tarafından bilinmemektedir. Bildiğimiz tek şey, savaşın maliyetinin çok yüksek olacağı ve bu maliyetin sadece Ayetullahlar tarafından karşılanmayacağıdır. İranlı siviller bu maliyetin orantısız bir şekilde yükünü üstleneceklerdir. Ve dünyanın geri kalanı da taşımacılığın aksamasından, fiyatların yükselmesinden, güvensizliğin ve ekonomik belirsizliğin artmasından etkilenecektir.

Avrupa Merkez Bankası’nın önceki analizine göre, Hürmüz Boğazı’nın kısmî olarak kapatılması, euro bölgesinin bir yıl içinde gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) büyümesinde 0,7 puanlık bir düşüşe ve enflasyonda neredeyse bir puanlık bir artışa yol açabilir. Üstelik bu analiz, şu anda ortaya çıkabilecek ölçekte askerî bir çatışmayı hesaba katmamıştı.
İran’a karşı savaş, askeriyeye yakın sektörlerin kârlarını artırmaya ve bazı yerlerdeki iç sorunları ve eksiklikleri örtbas etmeye hizmet edebilir. Ancak İsrail’i daha güvenli hâle getirmeye veya Gazze için adil bir çözümün bulunmasına katkıda bulunmayacaktır. Vladimir Putin’i zayıflatmayacak veya Ukrayna’da barışı kolaylaştırmayacaktır. Küresel Güney’deki yoksulluğu ortadan kaldırmaya veya iklim değişikliğiyle mücadeleye yardımcı olmayacaktır. Dahası, kesinlikle vatandaşlarımıza daha yüksek ücretler, daha güçlü kamu hizmetleri ve daha iyi bir yaşam sunmayacaktır.
Tüm bu nedenlerden dolayı, Amerika Birleşik Devletleri’nin bu operasyon için topraklarımızda bulunan askeri üsleri kullanmasına izin vermemeye karar verdik. Bu, egemen bir ülke olarak hakkımızdır ve ikili anlaşmalarımızda öngörülen bir olasılıktır. Aynı zamanda, İspanyol halkının refahının koruyucuları olarak sorumluluğumuzdur. Hatta, Birleşmiş Milletler üyesi ve uluslararası hukukun kararlı destekçileri olarak görevimizdir. Gerçek müttefikler, zor zamanlarda birbirlerine karşılıklı destek olmalıdır, ancak pervasız bir yolda körü körüne itaat etmemelidir.
Savaş çözüm değildir. Bu nedenle, Avrupa’daki ortaklarımız ve bölgedeki birçok ülkeyle birlikte, gerilimin azaltılması, ateşkesin sağlanması ve diplomasi ve barışa giden yolun yeniden açılması için bir uzlaşma sağlanması amacıyla çalışıyoruz.
Bazıları bizim hedefimizin naif olduğunu söyleyecektir. Ancak asıl naif olan, şu anda tanık olduğumuz gibi artan insansız hava aracı ve füze saldırılarının iyi sonuçlar doğuracağına inanmaktır. Naif olan, demokrasi ve istikrarın bu yıkımın ardından ortaya çıkacağını düşünmektir. Tarih bu formülü zaten denedi ve işe yaramadığını gösterdi.
Neyse ki, bu düşüncede yalnız değiliz. Son birkaç gün içinde birçok ülke benzer bir görüşü savunmuştur ve umarım diğerleri de bunu takip eder. Bu yüzyılda ortak geleceğimizi yönlendirecek ilkenin ne olacağına karar verme zamanı geldi: Gücün egemenliği mi, yoksa kuralların gücü mü? İspanya her zaman uluslararası hukukun, ülkeler arası işbirliğinin ve insan hayatının korunmasının yanında yer alacaktır. Vatandaşlarımız bizi seçerken bize verdikleri görev budur. Şunu da çok rahatlıkla söyleyebilirim ki, insanlığın ilerlemesine ve herkes için refahın sağlanmasına olanak tanıyacak tek yoldur. (PS/AMY/TY)









