Günlerdir ‘son dakika’ anonslarıyla bombardımana tutulan İran’daki ‘savaş’ gerçekliği, sahiciliğini kaybediyor. Yaşananlar, maddi gerçekliğimize olan uzaklık-yakınlık durumuna göre bizi dehşete düşürüyor ya da gerçekliğin sadece bir ayrıntısını görmemize neden oluyor. Savaşların emperyal yayılım-paylaşım olması yadsınarak propaganda yapılıyor. Bu parçalanmışlığa karşı eleştirel sorgulama ise eksik gözüküyor.
Yüzyıldır süren paylaşım savaşları, Suriye’deki ABD–İsrail planından sonra İran’a yöneldi. Ortadoğu demokratik hakların zor elde edildiği ve çelişkilerle dolu bir bölge. İran ise 1979 İslami Devrimi’nden bu yana olumsuz anlamda köklü bir değişim geçirdi. İletişim gibi temel hakların bile kısıtlı olduğunu; kadınların özgürlük taleplerinin idamla cezalandırıldığını tanıklıkların ve alternatif medyanın paylaşımlarından görüyoruz.
2022 Eylül’ünde Mahsa Amini’nin öldürülmesinden bir yıl sonra, kendimce bir dayanışma göstermek ve uzun süredir aradığım isyankâr Zerdüşt’ü bulmak için dostum Baye Sor (Kızıl Rüzgâr) ile 8 Eylül 2023’te İran’a iki haftalık bir yolculuğa çıktım.
Öteki İran’a yolculuk
İran… Farklı halkların binlerce yıldır dini ve kültürel zenginlik içinde yaşadığı bir coğrafya. Çok katmanlı, çok kültürlü. Dünyanın en eski medeniyetlerinden birine ev sahipliği yapıyor M.Ö. 3200 civarında Elamlarla başlayan medeniyet, 1979’daki İran İslam Devrimi ile başlayan mollalar dönemine kadar çok sayıda kültürle harmanlandı. Bu zenginliğin çağırdığı rüzgârın kanadında, Baye Sor ile “Zerdüşt’ü Aramak” olarak adlandırdığım yolculuğun daha başlamadan beni heyecanlandırması kaçınılmazdı.
Aslında Gürcistan ve Ermenistan üzerinden planladığım yolculuğu, Türkiye’nin Ermenistan ile yaşadığı sorunlar nedeniyle değiştirmek zorunda kaldım. Ermenistan kısmını atlayarak 8 Eylül 2023’te Ağrı Doğubayazıt’taki Gürbulak Sınır Kapısı’ndan İran’ın Bazargan Kapısı’na geçtim. Artık İran’daydım.

Önyargı ve güvenlikle ilgili kaygıların aksine gördüğüm İran’a hayran kaldığımı belirtmeliyim. Fars nüfusunun çoğunlukta olduğu, Azeriler ve Kürtlerin ikinci büyük nüfusu oluşturduğu İran, bu halkların beli alanlarda yoğunluğun oluştuğu yerlere bölünmüş gibi duruyor.
Yolumun ilk çıktığı Kazvin’deki Nizari-İsmaili devletinin başkenti, meşhur Alamut Kalesi hayal kırıklığı yaratsa da hâlâ ovaya bir kartal gibi konumlanışından etkilenmemek mümkün değildi. Çok zorlu bir yolda motoru zorlayarak vardığım kalede, Hasan Sabbah’ın
zamanın Selçuklu ve Abbasi devletlerine karşı yaratığı korku imparatorluğunu ve bugünkü İran’ı düşündüm.
Alamut Kalesi’ne bakış
Başkent Tahran’daki Gül Bahçesi anlamına gelen Gülistan Sarayı, 17 farklı bölümüyle Kaçar ve İran mimarisinin ortak özelliklerini taşıyan bir saray.
Dolaştığum her bölümün kendine ait bir mimari ve kullanım farklılığı var. Saray aynı zamanda, İran’ın ünlü ressamlarından Kemal-ul Mülk’ün tablolarına da ev sahipliği yapıyor.
ABD ve İsrail eliyle yoğun bombardıman sonrası yakın tarihte medyada fotoğraflarını gördüğüm, tavan süsleri de dahil olmak üzere zarar görmüş olan sarayı görmek derin bir hüzün hissettirdi.

Aynalı Oda - Gülistan Sarayı - Tahran
Ülkelerin simge yapıları ve kent hafızasına örnek gösterilen mekanları vardır. İran için bu Tahran’ın kalbinde bulunan ve Pers İmparatorluğu’nun 2500. yılına ithafen yapılan mermerden Azadi Kulesi diyebiliriz. 16 Eylül 2022’de Saqqız’da polis karakolunda öldürülen Kürt kızı Masa Amini için tüm dünyada olduğu gibi Tahran ve Azadi Kulesi’nin olduğu bu meydanda yaygın protestolar oldu. Tüm dünyada kadın özgürlüğü için ortaklaşan 'Jin, Jiyan, Azadi' en çok bu meydanlarda söylendi desek abartılı olmaz.
Ölümünün birinci yılında tam da öldürüldüğü haftanın birkaç gün öncesinde başladığım yolculukta protesto korkusu nedeniyle kentlere giriş çıkış kontrol noktaları oldukça sıkılaştırılmıştı..
Fotoğrafın çekildiği Azadi Meydanı’nda İranlı bir kadının başı açık, cesur tavrına dilimin döndüğünce onların yanlarında olduğumu ifade etmem sonrası ikimizin de yüzüne yansıyan gülümseme ve kalkan zafer işareti tüm dünyada başta kadınlar olmak üzere tüm ezilenlerin mücadelesine bir selam yollamak amaçlıydı.
Aslında tüm gezide karşılaştığım manzara İranlı kadınların artık başörtüsüyle ilgili korkuları yendiğiydi. Her ortamda yasağı delmek için ya başının önüne saç kâkülünü açtığı ya da zaten başörtüsünü çıkardığını gözlemleme şansım oldu. Sokakta ya da alışveriş mekânlarında özellikle kadın güvenlikçilerin uyarıları ise çoğu zaman havada kalıyordu.

Azadi Kulesi - Tahran
365 metreye kadar çıktığım dünyanın dördüncü ve Tahran’ın en yüksek noktası Milad Kulesi’nde (435 mt) gördüğüm kadarıyla Tahran, ağaçsız bir kent.
İsrafan'a saygı
İsfahan, yani dünyanın merkezi sayılan, Selçuklu ve Safaviler zamanında başkent olan, Moğol baskınlarında iç kısımlarda olduğu için kısmen korunan, ateşe tapanlara ev sahipliği yapan bir yer.
Ölülerin kuşlara verildiği, kalan kısımlarının ateşte yakıldıkları ve böylece evrene karıştıklarına inanılan Sasani dönemi devlet dini Zerdüştlüğün merkezlerinden biri. En az Yezd şehri kadar bunu hissettiriyor.
Kente tepeden bakan bir noktada yapılan Ateşgah’ı dolaşırken, insanlığın inanç temeli arayışlarının geçmişten beri nasıl yaratıcı olduğu üzerine düşünüyorum. Yuvarlak mimariye sahip ateşgah etrafında dönerken, kendi iç yolculuğunda dönüyormuş gibi bir his veriyor. Dünyanın yarısı denilen kent meydanında Şeyh Lütfullah Camii ve 4 ana kapılı Nakş-i Cihan Meydanı ve Khajoo köprüsünü gezerken, tavus kuşuyla simgeleşen bu kentin binlerce yıllık tarihine saygı duymamak elde değil.
Aydınlık ile karanlığın savaşı
Yola çıkarken aradığım Zerdüşt için, yolculuk Yezd şehrine çıkıyor şimdi. Şehre girerken dışarıda görülen çölün ortasında doğal klima görevi gören, insan aklının ürettiği badgirler/rüzgâr kuleleri ile 2000 civarında kerpiç damla evlerin arasında kayboluyorum. Daracık sokaklarda gezerken bir süre sonra Dakhme-Sesizlik mezarlığına tırmanıyorum.
Yezd şehrine dıştan bakış ve badgirler
Kent, ipek ve halıcılık yönünde Şiraz ile birlikte çok eskiden beri önemli bir ticaret rotasından birisi. Kenti esas olarak önemli yapan ise ilk tek tanrılı dinlerin habercisi de sayılan bilgeliğin/aklın efendisi olan Ahura Mazda ile karanlık/kötülüğün efendisi olan Ehriman arasındaki mücadeleyi aydınlık-karanlığın çatışması olarak anlatan, çeşitli felsefik akımlardan etkilenen Zerdüştlük inancıdır.
Ana binanın hemen dışında Zerdüştük inancını anlatan Farahavar tasviri ilahi öz, vicdan, ahlak, yönetim ve yüce iyiliği bir melek görseli ile yoğun semboller kullanarak anlatıyor.. Aslında Faravahar bir bedenin ruhu değil, daha çok ahlaki pusulayı simgeliyor. 470’lere kadar geçmişi olduğu söylenen sönmeyen ateş ise mabede 1174 kutsal Ardekan şehrinden getirilmiş ve iyilik ve kötülüğü ayıran bir güç olduğuna inanılıyor.

Yezd şehrindeki Zerdüştlük Ana mabed
Motorla seyahat ederken molla rejiminin 250 cc ve üstü motorları yasakladığı için benim Baye Sor tüm İran’da çok popüler oldu. İnsanların heyecanla motorla resim çekmesi yanı sıra, yolda uzun süre takip eden, ısrarla korna çalan, videoya çeken, selam veren ya da durdurup sohbet edenlerin ilgisi bir süre sonra sıksa da karşılattığım sıcaklık ve aşırı misafirperverliğe duygulanmadım desem eksik olur.
Gittiğim her yerde sohbetlerin sonunda basmati pirinç, safran ve kebap ile yapılan İran’ın ana yemeği Chelo kebabını yedirmeden bırakmadılar. İran insanın sıcaklığı benim onlar için harici olmam mı? Yoksa ambargo altında olmak ve mola rejimi baskı altında nefes almakta zorlanmalarının sonucu mu üzerine yol boyunca düşündüm.
Devam edeceğiz...
(UY/HA)







