İmralı mı, Silivri mi? Düğüm nerede?
İki gündür bir cümle dolaşımda ve Sayın Öcalan’ın son İmralı görüşmesinde söylediği ifade ediliyor. Öncesi ve sonrası kırpılarak verilen cümle “Demokrasinin yolu Silivri’den değil, İmralı’dan geçer” şeklindedir.
Fırtınalar koparıldı. Vay ne demek? Silivri nasıl böyle ele alınır. Öcalan demokrasiyi kendi bulunduğu yere bağlıyor, yok seçim vs. bunun dışında üretilen onlarca başka komplo da okudum. Silivri’de kısıtlama varmış, İmralı’da yok. Günün sonunda da Ekrem İmamoğlu ile Öcalan karşılaştırılıyor. Dengesizlik varmış.
Paylaşılan bazı metinler üzerinden bakılınca bile, öncesinde denilenler ile devamında gelen bu cümle kısmen tamamlıyor. Bu kadar fırtınaya gerek yoktu. Ama biraz tık haberciliği, biraz belirsizlik virüsü, biraz da Öcalan’ı ısrarla tartıştırma istekleri bitmiyor.
Birkaç temel meselenin altını çizmek isterim.
Bir kere bu cümle böyle denmişse, doğrudur. Birçok nedenden ötürü böyle düşünüyorum.
Silivri ve İmralı aynı yerlerde değildir. Tarihsel, siyasal, güncel tamamen farklı olgulardır. İmralı’nın tarihi, zaman içinde içerdiği ideolojik durumlar, burayı gündelik meselelerin dışında tutarak başka bir aşama geçirdi. Bu adadan tahliye olmak yoktur, teorik olarak. Yine burası, kendine has kuralları olan, İmralı kanunları, bir yerdir. Bunun altını çizelim.
İkincisi, Silivri “rejim sorunu”, İmralı “devlet sorunu” olarak ele alınırsa doğru yorumlanabilir. Bugün Silivri deyince iktidar düzeninin hukukla, muhalefetle, toplumla problemli ilişki akla gelir. Bu anlamda Silivri’ye bakınca bir “rejim krizi” görürüz. Temsili de buradadır.
İmralı’ya bakıldığında ise Türkiye demokrasisinin neden yüz yıldır tamamlanamadığıyla ilgili bir durum vardır.
Böylesi yalın bir gerçek söz konusu iken, sadece Silivri’ye bakarak Türkiye demokrasisi anlaşılmaz. Çünkü İmralı, bir ‘hapishane’ değildir. İstisnanın kuluçkasıdır.
Üçüncü bir şey, Silivri'deki siyasi tutukluluklar sona erebilir. Yargı alanında çok ciddi normalleşmeler sağlanabilir. Bunların her biri demokrasi için hayatidir. Fakat Kürt meselesi iktidar değişikliklerinden çok daha uzun ömürlüdür. Bunu unutmak doğru mudur?
Dördüncüsü, bugün Devlet, siyasetin dışına çıkardığı bir aktörle, meseleyi siyasete geri döndürmek için konuşmak zorunda kalıyor. Bu yüzden “demokrasinin yolu İmralı’dan geçer” sözü, paradoksal biçimde, “İmralı’yı yüceltmek” olarak ele alınamaz. Tersine bu yüzyıllık mekânı da işlevsiz hale getirecek bir realite var ortada. Demek istediğim, İmralı’nın kapısının demokrasiye açılması, sonunda İmralı diye bir istisna mekânına ihtiyaç duyulmaması demektir.
Beşincisi, Silivri ile İmralı eşdeğer iki dosya değildir. Net ifade etmek gerek, İmralı’nın temsil ettiği yüz yıllık siyasal düğüm çözülmeden Türkiye’nin demokratikleşmesi tamamlanmaz. Meseleye biraz da buradan bakılmalıdır.
Silivri, demokrasinin bugün nerede yaralandığını gösteriyor; İmralı ise Türkiye demokrasisinin neden tekrar tekrar yaralanabildiğine dair daha derindeki soruyu, Kürtlük hakikati üzerinden hatırlatıyor.
Altıncısı, bugün Silivri ile ilgili olan şey Silivri’ye dairdir. Ama İmralı ile ilgili olan şey ülkenin kaderini tayin edici niteliktedir.
Günün sonunda İmralı’nın kapısını açan anahtar, Silivri’nin kapısını da açar. Ama Silivri’yi açan, İmralı’yı açamaz. Düğüm İmralı’dır. Hukuka dair her şey buradadır. Bu kabul edildiğinde daha net bazı tartışmalar yapabiliriz diye düşünüyorum.
Şöyle düşünelim; seni hapseden kanunu, o kanunu doğuran savaşı bitirmeden yürürlükten kaldırabilir misin? Sanmam…
(SB/VC)