14 Ekim’de ben de sahadaydım. Eminönü, Balat, Alibeyköy ve Maslak hattında teslim etmem gereken siparişler vardı. Hava bir bastırıyor, bir normale dönüyordu; ara ara sağanak geliyor, sonra kesiliyordu. Sağanağın en sert anına Sirkeci’de yakalandım. Ana arterler kullanılamaz haldeydi, her yer göle dönmüştü. Motosikletle yol almaktan çok suda yüzüyor gibiydik.
Haberleri takip etmek için bile sığındığımız benzinlikler motosikletçilerle doluydu. Duraklara sığınan insanlar bankların üstüne çıkmıştı. Bot da olsa yağmurluk da olsa, üzerimizdeki ekipmanın hiçbiri o yağmura dayanmadı. Bazı bölgeler tamamen kilitlenmişti. Motosikletin her zaman bulduğu dar aralar bile kapanmıştı ve suyun içinde kaldığımız çok an oldu. Böylesini ilk kez gördüm.
14 Ekim bize bir kez daha şunu gösterdi. Kötü havada kurye ya çalışıp canını riske atıyor ya da çalışamayıp gelirini kaybediyor. Her iki durumda da faturayı kurye ödüyor.

Kuryelerin karlı havada çalışma koşulları: Tehlikeler, baskılar ve haklar
Sağanağı sele çeviren kent
Vali Davut Gül’ün açıklamasına göre İstanbul’da metrekareye 261 kilogram yağış düştü. Bu, Meteoroloji’nin ölçüme başladığı 1942'den bu yana kentte görülen en yüksek değer. Önceki rekor 200 kilograma yakındı. Valilik bugün 3 kişinin hayatını kaybettiğini, 2 bin 722 kişinin kurtarıldığını açıkladı.
Aşırı sıcaklar, ani sağanaklar ve fırtınalar artık istisna değil. İklim krizi bu olayları sıklaştırıyor. Ama aşırı yağışın sele, selin de afete dönüşmesi kaçınılmaz bir doğa olayı değil. Bunu büyük ölçüde kentin nasıl kurulduğu belirliyor. Betonlaşan kentte yağmur suyu toprağa sızamıyor. Dere yataklarına yerleşim alanları kuruluyor. Altyapı, büyüyen kentin gerisinde kalıyor. Ana arterlerde aşırı yağışa karşı alternatif tahliye sistemleri bulunmuyor. Sonuçta yollar dakikalar içinde göle dönüyor.
Bu tablo tek bir kurumun ya da tek bir dönemin eseri değil. İmar kararlarını veren merkezi yönetim de altyapıdan sorumlu yerel yönetimler de bu sonuçta pay sahibi. İklim krizi bir etken ama altyapı yeterli olsa, kent bu kadar betonlaşmasa ve dere yatakları yapılaşmaya açılmasa aynı yağış bu kadar büyük bir yıkıma yol açmazdı.
Kurye için trafik iş yeridir
Bu tablonun en ağır yükünü açık havada çalışanlar taşıyor. Kuryeler, inşaat, temizlik, tarım ve belediye işçileri… Çoğumuz için trafik, bir yerden bir yere gitmek için kullandığımız bir ulaşım alanı. Kurye için ise trafik iş yerinin ta kendisi. Ofiste çalışan biri için kötü hava, işe gidip gelirken katlanılan bir zorluk, kurye içinse ise iş yerinin baştan sona tehlikeli hale gelmesi demek. Görüş mesafesinin düşmesi, kaygan ve su basmış zemin, artan kaza riski, kuryenin iş yerindeki çalışma koşullarıdır.
Bu yüzden kötü havayı bir hava durumu haberi olarak değil bir iş sağlığı ve güvenliği meselesi olarak konuşmamız gerekiyor. Göle dönen bir cadde, kurye için su basmış bir iş yeridir. Yazın aşırı sıcak, kışın buzlanma da aynı meselenin parçası.
Uyarı vardı, tedbir gün içinde geldi
Kuryeler 14 Ekim’de gün boyu sağanak ve fırtına altında sipariş taşıdı. Kurye Haber’e gün boyunca çok sayıda kaza ihbarı ulaştı. Beşiktaş’ta bir kuryenin motosikleti suya gömüldü. Bir başka görüntüde bir kurye, sele kapılmamak için devrilen motosikletine tutunuyordu. Kocaeli, Sakarya ve Antalya’daki kuryeler de benzer koşullarda çalıştıklarını gösteren video ve tanıklıklarını doğrudan Kurye Haber’e iletti.
Vali Gül ertesi gün, vatandaşların meteorolojik uyarıları dikkate almasının can kaybını ve zararları azalttığını söyledi. Bu açıklama, uyarıların önceden yapıldığını resmi ağızdan teyit ediyor. Meteorolojik veriler tedbirin çok önceden alınmasını gerektirse de motosiklet yasağı ancak gün içinde, hava çoktan kötüleşmişken, saat 18.30 sularında açıklandı. Yasak ise 21.00'de başladı. Kuryeler yasağın açıklandığı andan uygulanmaya başladığı saate kadar bile şiddetli yağış altında çalışmak zorunda kaldı. Önleyici tedbir, zorluklar yaşandıktan sonra değil, yaşanmadan önce alınmalı.
Ama sorumluluk yalnızca valilikte değil. Platform şirketleri, uyarıları herkes kadar bilmesine rağmen sistemlerini kapatmak için valilik kararını bekledi ve yasak gelene kadar sipariş almaya devam etti. Kuryelerin can güvenliği kuryeleri çalıştıran şirketlerin değil, valiliğin kararına bırakıldı.
Yasak geldiğinde de herkes uymadı. Kurye Haber’e özellikle mahalle aralarındaki işletmelerle ilgili şikâyetler ulaştı. Kısa mesafelerde denetim olmayacağını düşünen bazı yerel işletme sahipleri, kendilerine bağlı çalışan kuryeleri yasak saatlerinde sipariş dağıtmaya zorladı.
Üretim aracı kuryenin, sorumluluk da kuryenin
Resmi açıklamalarda kurtarılan insan, kapanan yol ve iptal edilen sefer sayıları var. Ama yasaktan önce çalışılan saatlerin bedeli bu rakamlarda yok. Sel sularında kalan pek çok motosiklette, başta elektrik aksamı olmak üzere ciddi hasar oluştu.
Motosiklet kurye için bir ulaşım aracı değil, üretim aracıdır. Platform şirketlerinin kazandığı her lira, bu motosikletlerin üzerinde üretiliyor. Ama esnaf kurye modelinde bu üretim aracının bütün yükü kuryeye ait. Motosikleti kurye alıyor, bakımını kurye yaptırıyor, arızasını kurye ödüyor. Tamir masrafı, değişen parçalar, ıslanıp kullanılamaz hale gelen ekipman ve motosiklet tamirdeyken çalışılamayan günler hep kuryeye kalıyor. Platform şirketleri ise bu konuda hiçbir sorumluluk almıyor. Keza 14 Ekim’in hasarı için de herhangi bir destek açıklamadılar.
Yasak günü, gelirsiz gün
Yasak başladığı anda kuryeler fiilen ücretsiz izne çıkarılmış oldu. Sabit maaşı olmayan, paket başı ücret alan bir kurye için tek bir gün çalışamamak bile ciddi bir kayıp. Kuryeler bütün giderlerini kendileri karşıladığı için güne zaten en az 1.500-2 bin lira ekside başlıyor. Önce gider için çalışıyor, ancak ondan sonra artıya geçebiliyor. Bu hesapla çalışılamayan bir gün, bir kurye için en az 3-4 bin lira kayıp demek.
Bu kayıp, zaten gerileyen bir gelirin üzerine biniyor. Giderler sürekli artarken paket ücretleri artmıyor, hatta düşüyor. Kira, kredi ve motosiklet taksidi ise yasak tanımıyor.
Çalışmaktan kaçınma hakkı kuryeyi neden korumuyor?
6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 13. maddesi, ciddi ve yakın tehlike karşısında çalışana çalışmaktan kaçınma hakkı tanıyor. Bu süre boyunca ücretin ve diğer hakların saklı kaldığını da açıkça belirtiyor. Göle dönen yollar ve sıfıra inen görüş mesafesi, tam da bu hakkın tarif ettiği tehlike.
Motosiklet yasağı aslında bu hakkın idari karşılığı. Devlet tehlikeyi kabul ediyor ve trafiğe çıkışı yasaklıyor. Ama ortada ücretin saklı kalmasını sağlayacak bir mekanizma yok, çünkü platformlar kuryeyi “kendi nam ve hesabına çalışan esnaf” olarak tanımlıyor.
Oysa esnaf kuryeler kâğıt üstünde esnaf, fiiliyatta işçi. Platformun talimatıyla çalışıyorlar. Ücretlerini platform tek taraflı belirliyor. Paket zorunlulukları ve uyum kurallarıyla denetleniyorlar. Bu, bir işçi-işveren ilişkisidir. Yasa işçiyi korumak için yazılmışken, esnaf kurye modeli bu korumayı boşa çıkarıyor.
Kâr şirkette, risk kuryede
Kuryelerin talebi net. Olağanüstü hava koşullarında ücretli izin ya da gelir desteği. Bu talep pazarlık konusu yapılmamalı.
Şirketlerin “kaynak nereden bulunacak” sorusunun cevabı da ortada. Platform şirketleri kuryeler üzerinden milyarlarca lira kazanıyor. Paket ücretlerine yılda bir kez zam yapılıyor, ücret ve çalışma koşullarına dair kararlar tek taraflı alınıyor. Üstelik kuryeler logolu mont, yelek, çanta ve motosiklet sepetlerini kendi paralarıyla alıyor. Bu ekipman şehrin her sokağında dolaşan bir reklam panosu işlevi görüyor, ama kuryeye karşılığı ödenmiyor.
Motosiklet yasakları yılda sınırlı sayıda gün uygulanıyor. Şirketler bu günler için kaynak bulamadığını söylüyorsa, yapacakları ödemeyi kuryelerin yıl boyu yaptığı ücretsiz reklamın karşılığı olarak görsünler.
Kuryeler seçim yapmaya zorlanmamalı
Kasım’da iklim krizi Antalya’da konuşulacak. Hükümetler COP31'de, iklim hareketleri ise 14-18 Kasım’da Halkların İklim Zirvesi’nde buluşacak. ILO’ya göre dünyadaki işçilerin yüzde 70'inden fazlası iklim kaynaklı tehlikelere maruz kalıyor. Bu masalarda sokakta çalışanların iş güvenliği de konuşulmalı. Elimizde bunun için bir araç da var.
Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Haziran’da kabul ettiği 193 sayılı sözleşme, platform çalışanlarını statüleri ne olursa olsun koruma altına alıyor ve iş güvenliği güvencesi getiriyor. Türkiye bu sözleşmeyi gecikmeden onaylamalı.
Merkezi ve yerel yönetimler kentleri aşırı yağışa dayanıklı hale getirmeli, çünkü bu aynı zamanda sokakta çalışanların iş güvenliği meselesi. Valilikler meteorolojik uyarılar geldiğinde önleyici kararları zamanında, gerektiğinde bölgesel olarak almalı ve yasakların uygulanmasını mahalle aralarında da denetlemeli. Platform şirketleri kötü hava protokollerini şeffaf biçimde açıklamalı, valilik kararını beklemeden sistemlerini kapatabilmeli ve yasak günlerinde kuryelere ücret ödemeli. Kuryeler canları ile cebindeki para arasında seçim yapmaya zorlanmamalı!
(MS/HA)







