Top Gun (Tony Scott, 1986), GoldenEye (Martin Campbell, 1995), Black Hawk Down (Ridley Scott, 2001) ve daha nicesi sinemalarda önemli gişe rakamlarına ulaştı. Daha sonra Transformers (Michael Bay, 2007) ve Iron Man (Jon Favreau, 2008) gibi filmler de bu listeye eklendi. Sinemaya gidip birkaç saatini bu filmleri izleyerek geçirenler belki kafasını boşaltarak, belki keyifle ama büyük olasılıkla ABD ordusunun ne kadar güçlü ve yenilmez olduğu fikrini de kafasının bir köşesine yazarak ayrıldı salondan.
David L. Robb tarafından yazılan Hollywood Operasyonları (Güncel Yayıncılık, çev. Sinan Okan, 2005) adlı kitap, Hollywood ile Pentagon arasındaki bu ilişkinin nasıl işlediğini anlatıyordu. Kitap, askeri araç ve malzemelerin kullanılmasından askeri üslerde çekim yapılmasına kadar Pentagon’un yapımlara sağladığı desteğin karşılığında senaryolara nasıl müdahil olduğunu örneklerle aktarıyordu.
Bir savaş filmi çekmek için askeri araçlar, helikopterler, hatta uçaklar kiralamak bir yapımcı için oldukça büyük bir maliyet demek. Bu olanaklara ihtiyaç duyan birçok yapımcı Pentagon’dan destek istiyor. Hani bizde de filmlerin sonunda ‘Teşekkürler’ kısmında destek veren emniyet veya silahlı kuvvetler birimlerinin adları yazılır. İşte ABD’de de kapsamlı destek isteyen yapımcılar senaryolarını öncelikle Hollywood’daki Pentagon ofisine teslim etmek zorunda. Senaryolar inceleniyor, gerekirse değişiklik ya da örneğin bazı oyuncuların değiştirilmesi isteniyor. Değişiklik yapıldığı taktirde ise filmi tahsis edilen bir askeri üste tüm imkanlardan yararlanarak çekmek mümkün olabiliyor.
Bununla beraber Oliver Stone (Platoon, 1986) ve Francis Ford Coppola (Apocalypse Now, 1979), Vietnam Savaşı’ndaki Amerikan askerlerinin uyguladığı şiddeti ve yaşadığı psikolojik çöküşü sansürsüz yansıtmak istedikleri için Pentagon’dan tek bir askeri malzeme bile alamadılar. Aynı şekilde Robert Zemeckis’in Forrest Gump (1994) filmine de Vietnam Savaşı sahnelerinde ordunun ve askerlerin zekâ seviyeleriyle dalga geçildiği düşünüldüğü için askeri destek verilmedi.
Askeri geçmişi de olan Phil Strub, yıllarca Pentagon’un Hollywood irtibat sorumlusu olarak senaryoları denetledi, hangisinin geri çevrileceğinde, hangisinin kabul edilebileceğinde belirleyici oldu. Kitapta aktarıldığına göre Strub’un en büyük destekçilerinden biri de Amerika Yazarlar Birliği Batı Bölgesi’nin (WGA West) bir dönem başkanlığını yapan Charles Holland’dı. Holland, ordu sansürünü “Eğer insanların (gençlerin) o çatışmaların, ateş hattının içine girmesini istiyorsanız, bunu onlar için romantize etmek (göz alıcı hale getirmek) zorundasınız” diye savunuyordu.
Gün gelir, Strub görevini devreder ve okuduğu onca senaryonun ardından kendisi de bir senaryo yazar. Yazdığı senaryo, ordunun kendi içinde yaşanan bazı gerçekçi sorunları, bürokratik hataları veya askerlerin insani zafiyetlerini anlatmaktadır. Pentagon’un sinema masası, eski bir subay tarafından yazılmış olsa bile, orduyu ‘kusursuz ve hatasız’ göstermeyen bu senaryoya destek vermeyi kesinlikle reddeder. Pentagon yetkilileri, Strub’a senaryoyu kendi istedikleri gibi revize etmesi için baskı yapar.
Holland’ın dediği gibi, insanları ateş hattına sürmek, bir rıza üretmek istiyorsanız senaryolara ve kahramanlara ihtiyacınız var.
Netflix’te de Fauda isimli bir dizi yer alıyor. İlk sezonu 2016 yılında yayımlanan dizinin geçtiğimiz günlerde beşinci sezonu yayımlandı. Dizinin yaratıcıları Lior Raz ve Avi Issacharoff, İsrail ordusundaki özel kuvvetler deneyimlerinden esinlendiklerini anlatıyor. Dizinin yapım ekibinden Matan Meir de 7 Ekim sonrasında yedek asker olarak görev yaparken Gazze’de öldürüldü, dizi oyuncularından Idan Amedi ise yaralandı.
Dizi, İsrail’deki yayıncı ve medya grubu Bezeq’in iştiraki yes TV ile Liat Benasuly’nin yapım şirketi tarafından hazırlanıyor; dizinin yaratıcıları Raz ve Issacharoff’un şirketi Faraway Road ise Candle Media’ya, dolayısıyla Blackstone destekli bir sermaye grubuna bağlanıyor.
Elbette böyle bir şirket tarafından hazırlanan dizi filmde ise Filistinlilerin ‘barbarlığı’, İsrail devletinin şiddet uygulamakta ne kadar haklı olduğu, İsrail güvenlik güçlerinin teknolojiye çok hakim olduğu, Filistinlilerin ise kolayca birbirine ihanet edebildiği gibi mesaj bombardımanı yer alıyor. Dizinin beşinci sezonunda ise İsrail’in 7 Ekim saldırıları sonrası ‘verdiği karşılık’ ele alınıyor. Zaman zaman sistem eleştiriliyor gibi görülse de kamuoyundaki 7 Ekim saldırıları karşısında ‘zayıflık’ endişesinin ortadan kalkması amaçlanıyor. Tıpkı Holland’ın dediği gibi, ateş hattı romantize ediliyor.
Gelelim Türkiye’ye. İnsanları saatlerce ekran karşısına kilitleyen, reyting rekorları kıran Kurtlar Vadisi dizisi bugünlerde sorgulanmaya başladı. Kaşif Kozinoğlu’nun Silivri hapishanesindeki ölümünü soruşturan savcılar, dizideki bazı sahnelerle Kozinoğlu’nun ölümü arasındaki benzerlikler nedeniyle senaristlerin ifadelerini ‘bilgi sahibi’ sıfatıyla aldı. Serinin ilk bölümlerinin konsept danışmanlarından biri ise Soner Yalçın’dı. Yeraltı dünyasıyla başlayan hikâye, sonrasında Kurtlar Vadisi Terör, Kurtlar Vadisi Pusu, Kurtlar Vadisi Irak gibi yapımlarla devam etti; dizinin kahramanı Polat Alemdar’ın herkesi nasıl dize getirdiği anlatıldı.
Askerlerin başına çuval mı geçirildi? Polat Alemdar hemen Kurtlar Vadisi Irak filminde misilleme yapar. Kurtlar Vadisi Filistin’de ise İsrail’e gider ve “İsrail’e hoş geldiniz” diyen görevliye “Ben İsrail’e değil, Filistin’e geldim” yanıtını verir. PKK ve Abdullah Öcalan da Kurtlar Vadisi senaristlerinin sıkça işlediği temalar arasındaydı.
Dizi, zaman zaman Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı kurumların sağladığı imkânlardan yararlanıyordu. Topkapı Sarayı’nda ‘Kutsal Emanetler’ bölümünde çekim yapmak için dahi izin alabildi. İstanbul Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü, verdiği izin karşılığında “tarihi eser kaçakçılığının önlenmesine yönelik mesajlar verilmesi” talebinde bulundu.
Soruşturma sırasında ifadeye çağrılanlar ve yapılan açıklamalar ise verilen desteğin yalnızca Kültür Bakanlığı ile sınırlı kalmadığı izlenimini veriyor. Tıpkı Pentagon adına senaryoları denetleyen, verilmesi gereken mesajlar konusunda söz sahibi olan Phil Strub örneğinde olduğu gibi, anlıyoruz ki ‘Kurtlar Vadisi efsanesinin’ de sonuna gelmişiz.
(Mİ)







