Geçen hafta tam da "savaş, çatışma ve şiddet koşullarında insan hakları savunucuları "yazımı bitirdiğim sırada peş peşe gelen mesajlarla olağandışı bir güne uyandığımızı fark etmem çok vakit almadı. Gelen mesajlarda İstanbul merkezli ESP’ye gözaltı operasyonlarında siyasetçi, sendikacı, gazeteci, sanatçı, hukukçu vb. onlarca gözaltı olduğu belirtiliyordu.
Gözaltına alınanlar arasında İstanbul’dan Mehmet Acettin ve Ankara’dan da Tuğba Kahraman da bulunuyordu. İnsan hakları alanında uzun yıllardır mücadele edelen arkadaşlarımız İHD’nin çeşitli kurullarında da görev alıyor.
Örneğin, Mehmet Acettin arkadaşımız önceki dönem MYK üyemizdi ve hala hapishaneler komisyonumuzda faaliyet yürütüyor. Benzer şekilde, Tuğba Kahraman arkadaşımız Ankara şubemizin yönetim kurulu üyesi ve ekoloji komisyonumuzda aktif bir biçimde çalışıyor. Hapishaneler alanı derneğimizin ilk kurulduğu andan itibaren gündemimizde. Ekoloji alanı ile ilgili ihlallere son yıllarda daha yoğun bir biçimde eğilmeye gayret ediyoruz.
Toplumun farklı kesimlerine yönelik böylesi yaygın gözaltı operasyonlarında insan hakları savunucularının da gözaltına alınacak kişiler listesine yer alması maalesef neredeyse rutin bir uygulama.
Her koşulda insan hakları
Hak savunucuları olarak gözaltıları duyduğumuz ilk andan itibaren gözaltına alınanların gözetim yerlerinde avukat görme ve sağlık kontrollerinin yapılması gibi insan onuruna yakışır bir biçimde tutulması için çaba sarf ettik. Hukukçu arkadaşlarımız emniyet, savcılık ve hakimlik safhalarında yer alarak gözaltına alınanların haklarını savundu.
Gözaltınan alınan kişilerden 77’si tutuklandı. ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, ETHA Muhabirleri Züleyha Müdür, Müslüm Koyun, gazeteci Pınar Gayıp, Ezilenlerin Hukuk Bürosundan Av. Özlem Gümüştaş, Polen Ekolojiden Cemil Aksu, DİSK’e bağlı Limter İş sendikasının mevcut ve önceki yöneticileri, BEKSAV Eş Genel Başkanı Latife Canan Kaplan da tutuklananlar arasında yer alıyor. Latife Canan Kaplan aynı zamanda çok kıymetli bir tercümandır.
Tutuklanan kişilerin hapishanelerde tutulduğu koşullar, sağlık ve beslenme gibi temel ihtiyaçlarının karşılanma düzeyi, dış dünya ile iletişim, eğitim vb. haklarını kullanma durumları da insan hakları alanının konusudur. Ayrıca, adil yargılanma konusu da bu kapsamdadır.
Siyasi iklim
Geçen haftaki yazıda Suriye ve Rojava özelinde silahlı çatışma ortamının yarattığı şiddetin yol açtığı hak ihlalleri, barış sürecine ket vurma riski vb. diğer sorunların yanı sıra insan hakları savunucularının faaliyetlerini engelleyen temel bir faktör olduğuna dikkat çekmeye çalışmıştım. Bu noktada dilimin döndüğünce çözümün de kalıcı bir barış olduğunu vurgulamıştım. Tabi ki, baskın siyasi iklim de insan hakları savunucuları olarak bizlerin raporlama ve savunuculuk gibi rutin, meşru ve yasal faaliyetlerimizi etkileyen bir diğer faktördür.
İHD olarak yaptığımız ilk açıklamada “bu gözaltı operasyonlarını, örgütlenme özgürlüğü ile basın özgürlüğüne yönelik açık bir saldırı olarak değerlendiriyoruz” dememiz de hak savunucularına siyasi iklim ile haklarımız arasındaki doğrudan bağlantıyı vurguluyordu. Hem örgütlenme özgürlüğü hem de basın özgürlüğü anayasa ve uluslararası insan hakları belgelerinin güvencesi altındadır. Bu hakların etkili bir biçimde kullanılmasına imkan verecek bir siyasi iklimin olmaması hak alanını daraltıyor.
Siyasi iklimin etki alanı genişliyor
Siyasi iklim LGBTI+’ları da doğrudan etkiliyor. 17 Mayıs Derneği’nden Defne Güzel hakkında hazırlanan iddianamenin kabul edilerek davaya dönüşmesi bunun son örneğini teşkil etmektedir. Derneğin yönetim kurulu başkanlığı görevini yürüten Defne Güzel hakkında açılan dava 12 Mayıs 2026’da saat 09:40’da Ankara 74. Asliye Ceza Mahkemesinde görülecek.
Dernek yaptığı açıklamada “Türkiye’de sivil toplumun daralan alanı, insan hakları savunucularına yönelik sistematik baskı, sanatsal ve akademik ifade özgürlüğüne sansür ve LGBTİ+’ların varoluşuna yönelik saldırılar ne yazık ki yeni bir boyuta taşındı” ifadesini kullanarak faaliyetlerin siyasi iklimden ne kadar etkilendiğine işaret ediyor.
Siyasi iklim hapishaneleri de etkiliyor
Siyasi iklimin hapishanelere etkisini bu yazıya sığdırmak mümkün değil. O nedenle, hak savuncusu dostumuz, İstanbul Şubemizin Hapishane Komisyonu üyesi Hatice Onaran’ın durumuna değinmeye çalışacağım.
Hatice Onaran yaklaşık bir buçuk yıldır Gebze Hapishanesi’nde tutuluyor. Hapiste tutulmasının gerekçesi mahpuslara para yatırması. Yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle %79 oranında engelli olmasına rağmen kemoterapiyi hapishane koşullarında almak durumunda kalıyor.
Hatice Onaran ve diğer hasta mahpusların sağlık hakkının gerektirdiği şekilde etkili bir biçimde tedavi görmeli insan hakları prensiplerine dayanan bir siyasi iklimde mümkündür.
Siyasi iklimi barış değiştirir
İnsan hakları savunucularını savunmak yazımın ilkini 14 Ekim 2025’te yazmıştım. O yazıda da dünya genelindeki artan baskılardan yani siyasi iklimden bahsetmiştim. Daralan siyasi iklim muhalifleri, aktivistleri hedef alıyor. Siyasi iklimin baskı kurduğu alan genişlenirken hak alanı daralıyor.
Ülkemizde siyasi iklimin daralmasına yol açan kök nedenleri ortadan kaldırma imkanı sunacak olan -özünde bir insan hakları ve demokrasi meselesi olan-Kürt Meselesine ilişkin 1 Ekim 2024’ten bu yana devam eden barış sürecinin başarıyla nihayetlenmesidir.
İnsan haklarını savunmak bir haktır. İnsan hakları savunucularına yönelik baskı uygulamak ihlaldir. İhlal karşısında insan hakları savunucularını savunmak hem hak hem de dostlarımıza karşı sorumluluğumuzun gereğidir.

İnsan hakları savunucularını savunmak
(Oİ/EMK)







