13 Eylül sabahı maalesef LGBTİQ+’lara örgütlerine yönelik yeni bir operasyon dalgasının haberiyle uyandık. “Ailem Güvende” adı altında gerçekleştirilen bu operasyonlarda LGBTİQ+’ların örgütleri, aktivistleri gözaltına alındı.
Bu operasyon kapsamında Kaos GL’nin yönetim ve denetim kurulu üyeleri gözaltına alınırken, dernek binasında da arama yapıldı. Ayrıca, gözaltı operasyonuyla eş zamanlı olarak farklı illerde LGBTİQ+ dernekleri ve mekanlara da baskınlar düzenlendi.
Maalesef, bu gözaltı tekil bir örnek veya istisna vaka değil. İnsan haklarının birçok alanında uzun yıllardır devam eden daralmanın LGBTİQ+’ların alanına yansımasıdır.
Nitekim, gözaltı operasyonundan bir gün önce de aralarında Yıldız Tar ve Enes Hocaoğulları'nın da olduğu bazı hesaplar engellendi.
Gözaltı operasyonları öncesi bazı sosyal medya hesaplarının engellenmesi LGBTİQ+’lara yönelik bilinçli ve planlı bir politika izlendiği izlenimini güçlendiriyor. Peş peşe yaşanan bu operasyonlar uzun süredir devam eden baskının son halkası olarak kayıtlara geçti.
Bu gibi operasyonlar özünde haklarımızı yani insan onurunu hedef alıyor.
İnsan onuru herkes içindir
Kişinin hangi özelliği nedeniyle olursa olsun sahip olduğu kimliği hak ve özgürlükleri sonuna kadar kullanmasına engel teşkil edemez. Kişinin kimliği kişinin onurudur.
İnsan hakları mücadelemizin yol gösterici temel kavramlarından birisi insan onurudur. İki kelimeden oluşan bu kavram evrensel bir standardı tanımlıyor: Herkes haklar ve özgürlükler bakımından eşittir. Kişinin herhangi bir özelliği bu eşitliği bozabilecek nitelikte değildir.
Etnik aidiyet, dini inanç, sosyo-ekonomik durum, siyasi görüş, bedensel engellilik, cinsiyet veya cinsel yönelim vb. herhangi bir özellik kişinin insan onuru önünde engel teşkil etmez.
Herhangi bir hükümet, yetki alanında bulunan kişilerle ilişkisi başka hiçbir kritere göre değil insan onuru ilkesine göre belirlemelidir. Aksi halde, hakların ihlal edilmesi söz konusudur.
Bir ihlal başka bir ihlale yol açıyor
LGBTİQ+’lara yönelik sosyal medya kısıtlaması ve gözaltı operasyonları bir dizi ihlale yol açmıştır veya ihlal riskini ortaya çıkarmıştır. Bu ihlal kategorilerinin başında kişi özgürlüğü ve güvenliği geliyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 5. Maddesinde düzenlenen kişi özgürlüğü kritik önemde bir haktır. Zira bu hakkın ihlal edilmesi -diğer ihlal vakalarında olduğu gibi- bir dizi başka hak ihlaline kapı aralıyor.
Ayrıca, ifade özgürlüğü ve örgütlenme özgürlüğü de bu operasyonlarda ihlal edilmiştir. Maalesef, 12 ve 13 Eylül’de gerçekleştirilen operasyonlar adil yargılanma hakkı, avukata erişim hakkı, sağlık hakkı vb. hakların da ihlal edilmesi riskini içermektedir.
Tabii ki, masumiyet karinesi ile doğrudan bağlantılı olan lekelenmeme hakkı da ihlal tehlikesi altındadır. Bu operasyonların bilhassa iktidar yanlısı medya kuruluşları tarafından haber yapılma biçimi evrensel bir ilke olan masumiyet karinesini hiçe saymakta ve lekelenmeme hakkını da ihlal eder bir niteliktedir.
Gözaltı sürecinin uzaması, tutuklanma çıkması adil yargılanma veya alıkonulma yerlerinin sağlık hakkı veya hijyen vb. koşullarını gündeme getirecektir.
Tüm bu haklar sadece AİHS değil diğer birçok uluslararası insan hakları sözleşmesi ile Anayasanın da güvencesi altındadır.
İhlalleri bütünlüklü izlemeliyiz
Bu operasyonların yol açacağı diğer iki ihlal alanını da yakından izlemeliyiz. Bu alanlardan ilki operasyonları protesto etme hakkı. Toplantı, gösteri ve ifade özgürlüğü hakkını kullanma biçimi olan protesto hakkı sadece bir ilke değildir aynı zamanda demokrasinin işlediği ve hukukun üstünlüğünün koruması altındadır.
Demokrasinin işlemediği ve kamusal alanın hak savunucuları, aktivistler, muhalifler açısından giderek daraltıldığı durumlarda protesto hakkını etkili bir biçimde kullanmak mümkün değildir. Nitekim İzmir’deki protestoya yapılan müdahale de bu daralmanın bir yansımasıydı. İHD İzmir şubemizden yönetici ve üyelerimizin de maruz kaldığı kolluk müdahalesi kaygı verici örneklerden sadece birisi.
Bu protestolar aynı zamanda bir hak savunuculuğu faaliyetidir. İnsan haklarını savunmak da bir haktır.
İzlenmesi gereken ikinci alan ise cezasızlık politikasıdır. Gerek gözaltı operasyonları ve sosyal medya kısıtlamaları gerekse de protestolara müdahale de keyfi bir biçimde hareket eden ilgili görevlilerin yol açtığı ihlaller hesap verebilir kılınmalıdır. Aksi durum ihlallerin devam etmesinde asli faktörlerinden birisi olan cezasızlık politikası anlamına gelecektir. Görev ve yetki alanını keyfi bir biçimde aşan görevlilerin ve sorumluların kapsamlı ve etkili bir biçimde, tarafsız ve hızlıca soruşturulması gerekiyor.
LGBTİQ+’lara yönelik politikaların temeli
Hükümetin aile yılı, aile ve nüfus 10 yılı gibi politikalarının bu süreçlerde etkisi belirgin. Ancak, buradaki temel mesele çok daha köklü olan baskı zihniyetinin devam etmesidir.
12 Eylül darbesinin 46. yılında emek, barış, demokrasi ve insan hakları alanında mücadele eden birçok kurum darbeyi lanetleyen açıklamalar yaptı. Aradan neredeyse yarım asırlık süre geçmesine rağmen darbenin izleri ve etkileri yaşamımızın birçok alanında görülebiliyor. Darbeciler 12 Eylül gecesi sadece (tüm eleştirilerimize rağmen cunta yönetimine tercih edeceğimiz) sivil iktidara değil aynı zamanda haklarımızı ve özgürlüklerimize saldırdı.
Bugün birçok alanda olduğu gibi cinsel yönelim ve cinsel kimliğe yönelik saldırılar da haklarımızı hedef alan bir mirası yansıtıyor.
Saldırılar ve ihlaller karşısındaki gücümüz: Hak savunucularının dayanışması
Tabi ki, bu baskılar karşısında hak savunucuları olarak yapacağımız ne yapacağımız belli: hakkı ihlal edilenlerle dayanışma içerisinde olacağız. Bu dayanışmanın birçok boyutu bulunuyor. Hakkı ihlal edilenlerin yalnız bırakılmaması, haksızlık karşısında sessiz kalmama.
En önemli boyutu ise dayanışma etkinliklerimiz haklarımızı savunmanın da en etkili yöntemidir. İHD Merkezi LGBTİ+ komisyonumuzun açıklamasında altı çizilen “12 Eylül zihniyetine teslim olmayacağız” ifadesi dayanışmanın haklarımızı koruma ve geliştirme boyutunun somut örneğidir.
Haklarımızın güvende olması bize bağlı.
İnsan haklarını korumak ve geliştirmek için çabalarımızı yürütmeliyiz.
İnsan onuru için mücadelemizi sürdürmeliyiz.
(Oİ/HA
















