Beynelmilel tren o soğuk gecede Bulgaristan-Türkiye hududuna usul usul yaklaşıyordu.
70’li yılların başıydı ve o zamanlar sık sık olduğu gibi Trakya’nın kışı öyle bir bastırmıştı ki, duvar haline gelmiş kar pencerelerin önünü tamamıyla örtmüştü. Daha on yaşına bile basmamış bir çocuk olarak bu hayatımda ilk defa yaşadığım inanılması zor bir tecrübeydi.
O ana kadar seyahat ettiğimiz gayet tenha vagon Bulgaristan’da kalacağından babam ve dayım beni annemle yalnız bırakıp Türkiye’ye gireceklerden, müsait bir vagon aramaya gitmişlerdi.
Derken tanımadığımız iri yarı ve göbekli bir adam, annemle baş başa olduğum kompartmanın kapısını aniden açıp içeri girmeye yeltendi. Annem hızla fırlayıp sürme kapının tamamıyla açılmasına ve adamın kompartmana dalmasına mani oldu; lakin aralarında müthiş bir mücadele başlamıştı. Ben hadiseyi pencerenin yanında oturmuş pasifçe izliyor, annem ise tüm gücüyle kapı az da olsa aralandığında kapatmayı başarıyor, lakin adam yılmıyordu. Ortalamaya göre uzun boylu ve yapılı annemin güçlü bir kadın olduğunu biliyordum: gençliğinde atletizmin muhtelif branşlarında kendini göstermiş, disk ve gülle atmışlığı bile vardı. Evlendikten sonra yüzme ve kayak gibi sporları sürdürüyor, formunu koruyordu; gel gör ki alkolün verdiği cesaret ve kuvvetle, kırmızı yanakları gözümün önünden gitmeyen adam ısrar ediyordu.
Annem adamı, bildiği yarım yamalak Bulgarca kelimelerle de ikna etmeye çalışırken sık sık benim nasıl reaksiyon gösterdiğime göz ucuyla bakıyor; adama mukavemet gösterirken iki elini yana yana getirebildiğinde parmağıyla alyansını işaret ediyordu. Saflığım gözönüne alındığında olabileceklerden benim muhakkak ki haberim yoktu, lakin nefes nefese kalmış annem için, beni de bu hadiseden korumak esastı. Seneler sonra hatırlayıp olaydan ben bahsettiğimde üzerimde bıraktığı tesiri o hassasiyetle anlamaya çalışırken, maruz kaldığım dinamikten dolayı annemin, adeta kendini suçlarcasına ezik duruşunu da unutmuş değilim.
Neyse ki o gece, anneme ve bana fazlasıyla uzun gelen bir süreden sonra vagonun başında beliren babam ve dayımı görünce adam kaçmış ve başka kompartmanlarda da dehşet estirmiş olup zaten arandığından polis tarafından palas pandıras götürülmüştü…
Bölünmüş coğrafyalar, bölünmüş hayatlar…

Dünyanın ikiye bölünmüş bahtsız yerleşimlerinden, İtalyanca Gorizia, Slovence Gorica, Almanca Görz adıyla anılan şehir 2. Cihan Harbi sonrasında arada kalmış, kentin tarihî merkezi 1947’den itibaren İtalya’ya verilmişti.
Dikenli telin çekildiği mıntıkalardan bir mezarlık da bu sebepten dolayı tam ortadan ikiye ayrılmış.
Savaşın tesiri hâlâ hisesediliyorken, fazlasıyla alımlı anne ve şirin mi şirin oğlu kabristanın iki yanında kalmış yakınlarına çiçek götürmek için harekete geçiyorlar. Lakin annesini sevindirmek için küçük afacan telin öte tarafına atlayınca işler karışıyor. Agresif bir köpekle dolaşan iri kıyım nöbetçi Yugoslav askeri bir tuhaflık olduğunun farkına vardığında mezarlığın kendi mesuliyeti altındaki mıntıkayı hızla teftiş etmeye başlıyor. Anne mezar taşlarının arkasına saklanan oğlu yakalanmasın diye dikkati kendine çekmek üzere önce askere yüksek perdeden seslenmeye başlıyor, manasızca bağırmakla kalmayıp tam önünde durduğu dikenli teli sarsmaya başlıyor. Elleri kan revan içinde kalıyor ve nitekim oğlunu kurtarmayı başarıyor, lakin…
"Cos te costa (Too much to ask)" adlı film seyirciyi diken üstünde tutmayı başardığı kadar duygu seline kapılmamızı da talep ediyor. 37. Trieste Film Festivalinin yarışma dışı yapımlarından Davide Del Degan imzalı 14 dakikalık kısa film coğrafyanın travmalarını, savaşın, bölünmüşlüğün vahametini bir kez daha gözümüze sokarken insanlığın ölmediğini de bize ispatlamaya girişiyor. 2025 İtalya yapımı cilalı sinema eserinin içeriğini kabaca özetlemiş ve eleştirmiş olsam da, filmin hafızamı tetiklemiş olduğu kesin!
Düşmanlık faydasız, barış elzem!

Aynı acılı coğrafyanın mazisini, geniş spektrumlu arşiv filmleri ve röportajlarla kurcalayan Ne pozabi me (Non ti scordar di me/Forget me not) belgeseli adını bir zamanların çok sevilen, Türkçe’ye Unutma beni olarak tercüme edilebilecek klasikleşmiş şarkıdan alıyor. Ailelerin topluca şarkı söylemeyi adet edindiği, bilhassa Avusturya-Macaristan İmparatorluğu döneminde birçok dilin aynı anda konuşulduğu, kültürlerin paylaşıldığı bir çağdan bize seslenen yönetmen Anja Medved taraf tutmamaya azami ihtimam gösteriyor.
Ne de olsa filmin esas senaryo yazarı olan annesi Nadja Velušček ile Anja gezegeni bir pandemi gibi sarmış milliyetçilikten uzak durmayı gayet iyi biliyor; maziyle yüzleşilmesi gerektiği onlara malum olsa da intikam hissiyle hareket etmenin faydalı olmadığı gözümüze sokuluyor. Lanetli bir asır olarak coğrafyanın üzerinden buldozer gibi geçmiş 21. Yüzyıl tanıklıklarla sanki canlanıyor, insanın barbarlıkları sanki tek tek arzıendam ediyor. Savaşlar, ırkçılıklar, ihanetler, nefret dışavurumları, kısacası canavarlıklar bir yana, iyilikler, sevgi ifadeleri, dayanışmalar, fedakârlıklar, uzun zamandan sonra kavuşmalar seyirciyi derinden sarsıyor.
Hafıza layıkıyla deşiliyor, günümüzde savaş çığırtkanlarına, diktatörlere kanıp peşlerinden gitmeye yeltenenler ziyadesiyle uyarılıyor. Gorizia’da kalan Slovenler’in nasıl zorla İtalyan’laştırıldığı, bilhassa Faşizm döneminde asimilasyonun nasıl empoze edildiği sözlü tarih aracılığıyla ispat ediliyor. Tarih kitaplarında yazılmayanlar en samimi ve inandırıcı biçimde ortalığa saçılıyor, kalıcı barış talep ediliyor.
Anja şahsi tecrübesini tatlı tatlı aktarırken bir yandan ailesinin mazisine mana vermeye çalışıyor; hafızanın ne kadar mühim olduğunu bize ispatlarken aynı zamanda bizi karanlık bir istikbal ihtimaline karşı da tetikte olmaya çağırıyor. Yerel bir anlatıdan yola çıkarak evrensel mesajlar vermekte muhakkak ki muvaffak olurken bir fotoğrafta sevilmeyen kişinin yüzünü kesip atmanın aslında çok daha fazla merak uyandırdığını bize hatırlatıyor. Çünkü söylenmeyenler, söylenemeyenler, sansürlenenler, hatta silinmek istenenenler, eninde sonunda tek tek ortaya çıkıyor.
Hakikatler unutulmuyor, sözel tarih, yaşayan bellek sayesinde nesilden nesile aktarılıyor.
Bundan hepimiz mesulüz!
(MT/EMK)







