Berlin Film Festivali'nde muhtelif gösterimleri halen devam eden Güneşin arka yüzü (The other side of the sun) seyirciyi Suriye’nin zindanlarından Sednaya’nın enkazına sürüklüyor. 2026 yapımı Belçika, Fransa ortak yapımı 88 dakikalık belgesel adını, mevzubahis askerî hapishanenin anılma şeklinden alıyor.
Esad rejiminin 2011’de gösterilere katıldığı için Sednaya’ya hapsettiği yönetmen ve senaryo yazarı Tevfik Sabunî seneler sonra memleketine dönüp Sednaya’da işkence görmüş diğer dört kişiyle zindanı ziyaret ediyor. Aklıma Joshua Oppenheimer’in Öldürme eylemi’ni getirecek kadar tesirli belgeselde kahramanlarımızın zorlandığı anlar olsa da film çekimine katılabilecek kadar güçlendiklerine şahit oluyoruz. Tabi tutulmuş oldukları muhtelif işkence şekillerini hatırladıkları gibi kamera karşısında bizzat canlandıran filmin kahramanları o anları adeta tekrar yaşıyorlar.
Gardiyanlara bakmanın yasak olduğu Sednaya’da korkunun bu metodla arttırıldığını öğreniyoruz; mevzubahis ek baskı biçiminin, mahpusların işkencecilerini heyula gibi canavarlar olarak tahayyül etmelerine yol açtığını da.
İnsan hakları ihlalleri hususunda hassasiyeti arttırmak üzere belgeselin mümkün olan en geniş coğrafyada gösterilmesi dileğiyle.
İşkenceciler neden affedilir?
Son yıllarda sağcı ve dincilerin iktidarı tekrar zorlamaya başladığı Brezilya’da diktatörlüğün mazisine bir kez daha dalıyoruz. Af 1979 (Anistia 79/Amnesty 1979) adlı çarpıcı belgesel diktatörlük muhtelif sürgünlerini Roma’da o zamanlar buluşturan zirveye odaklanıyor.
Brezilya’nın siyasi röntgenini en iyi çeken sinemacılardan Anita Leandro Retratos de Identificação adlı belgeselinden sonra bizi bir kez daha sarsıyor. Brezilya demokrasisinin neden halen emeklemekte olduğunu siyasi sürgünlerle işkencecilerin aynı af kapsamında affedilmelerinden tekrar anlıyoruz. Muhteşem zirvenin birbirinden tesirli katılımcıları birer manifesto gücündeki konuşmalarını idealistçe haykırırken seyirci tefekküre dalıyor; tam teşekküllü bir hafıza egzersizi otomatikman aktive olurken nesilden nesile aktarılan devrimci aksiyonun ruhu layıkıyla yüceltiliyor.
TIKLAYINIZ: AMNESTY 1979 - Teaser
Mostra de Cinema de Tiradentes’te iki ödüle layık görülen 2026 Brezilya yapımı 104 dakikalık film, belgesel estetiğini yücelten montajıyla dikkat çekerken, siyasal bilimler fakültelerinde ders olarak gösterilebilecek kadar manidar bir politik eser.
Brezilya demokrasisinin bir sessizlik paktı çerçevesine sıkıştığını tekrar idrak ederken muhtelif işkencelerle mahvedilmiş hayatların yansımaları muhakkak ki duygulanmanıza da yol açacaktır.
Azınlıklara baskı
Laos en başta olmak üzere Çin, Vietnam, Kamboçya ve Tayland sınırları içinde yaşayan Lao etnik grubunun fertleri Isan Odisseiası (Isan Odyssey) adlı filmde bize müzik aracılığıyla tanıtılıyor. Tayland’ın en geniş ve aynı zamanda en fakir bölgesi olan İsan’ın mazisi iktidarın Laolar’ı asimilasyon faaliyetleriyle anılıyor. Devletin Lao azınlığıyla olan meselesinin, ABD güdümlü sözde komünist avıyla da birleşip zulme dönüşmesi asla unutulmuş değil. Öğrenci hareketinin şiddetle bastırılması bir yana, demokrasi taraftarı aktivistlerin ortadan kaldırılması da tatbik edilmiş metodlardan.
Sevimli filmde bir zamanlar Laoların kimliğiyle yakından alakalı geleneksel Mor Lam müziği mevzubahis maziyi aktarmak için bir vektör hâline geliyor. Günümüzde halk şarkıları geleneğinin daha çok aşk şarkılarının büyük şovlar eşliğinde icra edilme pratiğine dönüştüğünü görsek de renkli belgesel mesajını bir şekilde iletiyor. Yönetmen, senaryo yazarı ve montaj hanelerinde adını gördüğümüz Thunska Pansittivorakul 2025 Tayland yapımı 80 dakikalık belgeselinde bizi sanki eğlence sektörünün şaşaalı sahnesine ve aynı zamanda perde arkasına sürüklüyor.
Müzik klipleri, iddialı sahne performansları, revü yıldızlarını kıskandıracak dans koreografileri, eğlence sektörünün kalbine nüfuz etmemizi sağlarken 2026 Rotterdam Uluslararası Film Festivali katılımcısı belgesel bize uzak sayılabilecek diyardan siyasal bir esinti de getiriyor.
Gazeteci kıyımı
Yalnız Filipinler’in değil, dünyanın en büyük gazeteci kıyımlarından biri 2009’da meydana gelmişti. Siyasi seçimlerle bağlantılı mevzubahis katliam sonucunda 58 kişi hayatını kaybetmişti. Maguindanao katliamı olarak tarihe geçmiş kanlı saldırı sonucunda seçim adayını taşıyan aracı takip etmekte olan konvoydaki gazeteciler şahitlik yapamasın diye kurşunların hedefi olmuşlardı. Delilleri ortadan kaldırmak üzere apar topar girişilen gömme işleminde bazı kurbanların canlı olarak toprağa verildiği de söyleniyor.
Gene 2026 Rotterdam Uluslararası Film Festivali katılımcısı, 2026 Filipinler yapımı 86 dakikalık 58. (58th) adlı belgesel Filipinler’den çıkma ilk “docufiction” örneği sayılıyor. Kanlı hadisenin teferruatlı raporunu, bedeni bulunamamış tek kurban Reynaldo “Bebot” Momay’ın kız evladı Reynafe Castillo’nun ağzından dinliyoruz.
Yönetmen ve sinema yazarı hanelerinde adını gördüğümüz Carl Joseph E.Papa seyirciyi Mindanao’nun karanlık mazisine, siyasal çalkantıları, korkuyu ve şiddeti teninde hissettirmek suretiyle sürüklüyor.
Arşiv görüntüleriyle de beslenmiş belgeselde kayıp gazeteci “Bebot”un ailesi senelerden beri bilinmezliğin işkencesine maruz kalırken adalet peşinde koşup ümidini yitirmemeyi başarıyor.
Estetik açıdan yüksek beklentileri olan seyircileri zorlayabilecek bir film olsa da 58. adlı belgeselin Türkiye dahil, gazetecilerin hedef hâline getirildiği gezegenin muhtelif diyarlarında gösterilmesi elzem!
(MT/AB)







