Yolsuzluk nasıl tarif edilir?
Yolsuzlukta devletlerin görevi nedir?
Yolsuzluğu ortaya çıkaran gazeteci haber kaynağını açıklamalı mıdır?
Haber kaynağı neden gizli olmalı, haber kaynağı neden korunmalıdır?
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin Ekim 1997'de Strazburg'daki 2 inci Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi sırasında kabul edilen "Sonuç Belgesi ve Eylem Plânı" gereğince "Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi" ortaya çıkmıştır. Sözleşmenin tarafı olan her devlet öncelikle ulusal seviyede önlem almakla yükümlüdür. "Taraflar kendi iç hukuklarında, tazminat elde edebilme imkânı da dahil olmak üzere, yolsuzluk fiili neticesinde zarar görmüş bir şahsın haklarını ve çıkarlarını savunmak üzere etkili başvuru yollarını öngörürler." Sözleşmenin tarafı olan her devlet iç hukukunda bu amaca uygun hukuki/idari düzenlemeler yapacaktır. İç hukukta yolsuzluklardan zarar gören kişilerin zararlarını tazmin için "etkili" ve "etkin" başvuru/hukuk yolları yaratılacaktır. Bu görev devletindir.
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Kasım 1997'deki 101 inci oturumunda Yolsuzlukla Mücadelede 20 Temel İlke başlıklı (97) 24 sayılı Kararı aldı. Mayıs 1998'de 102 inci oturumunda Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO)'nu kurdu.
Yolsuzluk; Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesindeki tanımına göre; “…bir görevin ifasına ya da haksız bir komisyondan veya hak edilmemiş bir yarardan veya böyle bir hak edilmemiş yarar vaadinden fayda sağlayanın, lazım gelen davranışına etki eden haksız bir komisyonun veya diğer hak edilmemiş bir yararın veya böyle bir yararla ilgili vaadin doğrudan ya da dolaylı olarak talep edilmesi, sunulması, verilmesi ya da kabul edilmesi anlaşılır"
Türkiye, Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesi’ni 17 Nisan 2003 kabul tarihli 4852 sayılı Yasayla kabul ettiği onay Kanunu 17 Haziran 2003 günlü 25141 sayılı Resmî gazetede yayımlanmıştır.
27 Ocak 1999 tarihinde imzaya açılan ve Türkiye tarafından 27 Eylül 2001 tarihinde Strazburg’da imzalanan Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun (14.1.2004 kabul tarihli 5065 sayılı R.G. 20.01.2004-25352) kabul edilmiştir. Türkiye Yolsuzluğa Karşı Ceza Hukuku Sözleşmesi tarafı olan devlettir.
Sözleşmeye göre Türkiye “Yolsuzluğun, hukukun üstünlüğü, demokrasi ve insan hakları için bir tehdit oluşturduğunun, iyi yönetim, hakkaniyet ve sosyal adalet ilkelerini temelden yıktığının, rekabeti bozduğunun, iktisadi gelişmeyi kösteklediğinin ve demokratik kurumların istikrarını ve toplumun ahlaki temellerini tehlikeye attığının altını çizerek” Sözleşmenin tarafı olmuştur.
9-11 Aralık 2003 tarihlerinde Meksika’nın Merida kentinde yapılan konferanstan sonra imzaya açılan ve 14 Aralık 2005 tarihinde yürürlüğe giren Birleşmiş Milletler Yolsuzlukla Mücadele Sözleşmesi’ni Türkiye 10 Aralık 2003 tarihinde imzalamıştır. 18 Mayıs 2026 kabul tarihli ve 5506 sayılı Onay Kanunu kabul edilerek taraf olmuştur. Sözleşme iç hukukumuzda kanundur.
Türkiye; 01 Ocak 2004 tarihinden bu yana Avrupa Konseyi’nin söz konusu Sözleşmelerinin takip mekanizması olan “Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Yolsuzluğa Karşı Avrupa Devletler Grubu’na (GRECO) üyedir.
GRECO; Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’dur. Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu (GRECO) Avrupa Konseyi bünyesinde yolsuzlukla mücadele alanında etkin ve uluslararası bir mekanizmadır.
GRECO raporlarında Türkiye “yolsuzlukla mücadele” konusunda olumsuz bir konumdadır. Kendi yasal sistemi içinde “dürüstlüğü hâkim kılmak” ve “kamu görevlilerinin yolsuzluğunu önlemek” amacıyla etkili ve sonuç alıcı bir yargısal yol yaratamamıştır.
Bir yanda GRECO üyeliği, öte yanda yolsuzluk haberleri nedeniyle gazetecilerin suçlanması?
Gazetecilerle ilgili davalarda basın ve ifade özgürlüğü gerekçelerini tekrarlamak gerekiyor…
İfade özgürlüğü, demokratik bir toplumun en önemli temelidir. Toplumsal ilerlemenin ve bireylerin gelişimini sağlar. İfade özgürlüğü, yalnızca iyi karşılanan ya da zararsız veya önemsiz olduğu düşünülen değil, aynı zamanda kırıcı, hoş karşılanmayan ya da kaygı uyandıran ‘bilgiler’ ya da ‘düşünceler’ için de geçerlidir. Çoğulculuk, hoşgörü ve açık düşünce bunu gerektirir ve bunlar olmaksızın ‘demokratik bir toplum’ olamaz. İfade özgürlüğünün sınırlandırılması dar yorumlanmalıdır, müdahale istisnadır. Asıl olan ifade özgürlüğüdür.
İfade özgürlüğü ile kişilerin şöhret ve hakların korunması çatıştığı durumda adil bir denge kurulmalıdır. Haberi kimin verdiği ve ifadeleri kimin söylediği gazeteci ise çok daha önemlidir.
Haberin ve eleştirinin muhatabının kim olduğu tespit edilmelidir. Eğer haber veya eleştiri kamu gücünü kullananlar ve ünlü kişilere yönelikse gazeteciler için eleştiri sınırı normal yurttaşa göre çok daha geniştir. Kişilik hakları korunur. Ancak toplumsal bakımdan üstün olan kamu yararıdır. Haberdeki sözlerin değer yargısı mı olgu isnadı mı olduğu haberin ve yorumun niteliğine göre önemlidir. Çünkü değer yargılarının ispatı istenemez olgusal temel yeterlidir. Eğer haberin muhatabı olanların etkili yolla cevap olanağı varsa, habere müdahale hak ihlalidir. Müdahalenin ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etkisi mutlaka gözetilmelidir.
Birçok yargı kararında gazetecilerin konumları açıklanmıştır.
AİHM gazetecinin bir beyanın doğruluğunu kanıtlayan savcı gibi hareket etmesinin beklenmemesi gerektiği kanaatindedir. AİHM, hükümeti eleştirmenin hoş görülebilir sınırlarının, şahısları ve hatta siyasetçileri eleştirmenin sınırlarından daha geniş olduğunu vurgulamıştır. Demokratik bir sistemde hükümetin eylemleri ve ihmalleri sadece yasama ve yargılama organlarının değil, basının ve kamuoyunun da denetimine tabidir (Castells/İspanya)
“AİHM kararlarında, kamuya mal olmuş kişilere yönelik eleştirilerin izin verilen sınırlarının toplumda yer alan diğer vatandaşlara nazaran daha geniş olduğu kabul edilmektedir. Özellikle siyasetçilerin hem halkın hem de gazetecilerin yakın denetimine açık olan kamuya mal olmuş kişi haline gelmeyi bilerek tercih ettikleri, bu nedenle de kendilerine yönelik eleştirileri anlayışla karşılamak ve eleştirilere daha geniş bir hoşgörü göstermek zorunda oldukları benimsenmektedir.”
Gazeteci, kuşkusuz başkalarının özel hayatlarına saygı göstermeli ve itibarlarını korumalıdır. Buna rağmen “yolsuzluk” gibi toplumu ve devleti doğrudan ilgilendiren meselelerde devletin kamuoyuna ve gazetecilere bilgi vermesi; demokrasinin düzgün bir şekilde işlemesi sağlar. Daha önemlisi kamuoyunu bilgilendirmek devletlerin temel görevi bağlamında zorunluluktur.
Devletin görevi yanında acaba gazetecinin temel görevi nedir?
“Bir başka anlatımla halkın genelini ilgilendiren ve kamu yararı bulunan tüm olaylar hakkında, halkı objektif ve gerçekleri yansıtacak biçimde aydınlatma, çeşitli sorunlar üzerinde kamuoyunu düşünmeye çağıracak tarzda tartışmalar açma, onu toplumsal ve siyasal oluşumlar üzerinde doğru ve gerçeğe uygun bilgilerle donatma, yöneticileri eleştirme, uyarma ve bu yöntemlerle denetleme, içinde yaşadığı toplumun ve tüm insanlığın sorunları konusunda bireyi bilinçlendirme aynı zamanda basının görevlerindendir.”
Dolayısıyla bir yolsuzluk olayı varsa bunun açığa çıkarılması özellikle kamu yararınadır ve kişilik haklarının korunmasına kıyasla çok daha önemlidir. Basın ve yayın organlarının ifade özgürlüğü, mesleki faaliyetleri ve görevleri nedeniyle kamuoyu tarafından tanınan kişilerin görüş ve davranışlarını tanıtmak ve hatta haklarında bir yargılamada bulunmak hakkına sahiptir. Yolsuzlukta çok daha önem kazanan bu mesleki görev kamu yararınadır.
Son birkaç söz….
Gazeteciye haber kaynağı sorulamaz.
Gazeteci kanunen haber kaynağını açıklamak zorunda değildir.
Yolsuzluğun insan hakları için tehdit oluşturduğunu devletin önleme görevi olduğuna göre; bu gerçek üzerinden haber yapmak gazeteciler için suç olmaz, olmamalıdır. Yolsuzluk haberi yayınlanır. Bu yayın, gazeteci için hukuka uygun davranış demektir, haktır.
Haber kaynağının kimliğini açıklaması için gazetecinin ifadesine başvurulmaz.
Gazetecilere ve basın yayın faaliyetinde etkin görevi bulunanlara “haber kaynağının gizliliği” hakkı Basın Kanunu ile tanınmıştır. Önemli bir ayrıcalıktır. Toplumsaldır, kamu yararı gereğidir. Gazetecileri ve haber kaynaklarının korunması anlamında kamusal niteliktedir.
“Süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi, bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynaklarını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.” (5187 sayılı Basın Kanunu Madde 12)
Bu ilke, Basın Kanunun bu maddesi gazeteciler suç işler ama sorgulanamaz demek değildir. Sorgulanabilirler ve hakkında soruşturma açılabilir. Ama kilit rol; basın özgürlüğüdür.
Eğer gazeteci “soruşturulması gereken” bir olayı yazmışsa; haber kaynağını saklıyorsa, açıklamıyorsa; zorlayamazsınız, bilgi ve belge vermesi istenmez ve baskı yapılamaz.
Gazeteci kimden bilgi aldığını, olaylara tanık olan kişinin kendisine verdiği bilgiler dahil kişinin kimliğini gizleme hakkına sahiptir. Bu aynı zamanda “haber kaynağının” korunmasıdır. Haber kaynakları gazetecinin haber kaynağı oldukları anda Basın Kanunu koruması altındadır. Gizlilik haber kaynağının hakkıdır.
Gazeteciler sorguya çekildiklerinde, yazdıkları köşe yazısında geçen bir konu kendilerine sorulduğunda, yazısı özetlenerek içeriği ve nedeni sorulduğunda, süreli yayın sahibi veya eser sahibi bir adli soruşturmada ifadesi alınmak istendiğinde; “bilgi ve belge dahil” ve her türlü haber kaynağını açıklamak ve belge vermek zorunda değildir.
8 Mart 2000 tarihli ve 701 nolu oturumda kabul edilen R(2000) 7 numaralı Gazetecilerin Bilgi Kaynaklarını Açıklamamaları Hakkında Avrupa Konseyi Tavsiye Kararı birçok AİHM kararında yer almıştır.
AİHM’ye göre; haber kaynakları ve haber kaynağının gizliliği korunmazsa, haber kaynakları kamu yararını ilgilendiren konularda basını bilgilendirmeye, basına bilgi sızdırmaya yardımcı olmaktan kaçınabileceklerdir. Sonuç olarak kamuoyunun gözü kulağı olan gazetecilerin 'kamunun bekçi köpeği' olmasının önemli rolü zayıflayabilecek ve basının doğru ve güvenilir bilgi sağlaması olumsuz biçimde etkilenebilecektir.
Herhangi bir suçlama, ihbar veya kendisi hakkındaki bir suç işlediği iddiası için çağrılabilir, bilgisine başvurulabilir. Ama yanıt vermedikleri takdirde bu suskunluk kanuni bir haktır… Bu susma hakkı değil, gazetecilerin bilgi kaynaklarını, belgelerini, bildiklerini açıklamama hakkıdır. Kamusaldır ve baskı yapılamaz, tanıklığa dahi zorlanamaz.
Gazetecilere haber kaynağı sorulamaz. İddialarla açıklanan kimliklerin “gizliliği” korunmalıdır. Haberin haber olup olmadığına gazeteci karar verir.
Gerçek vardır; ama ayrıca görünür gerçek vardır ve suç sayılamayacağı bilinmelidir.
İfadelerinin yorumlanmasıyla suç yaratılamaz.
Gazetecinin haber kaynaklarının korunması kanunen gerekir, suçlanamaz.
Gazeteciler hakkında açılan ceza davalarının delili gizliliği korunması gereken ifadeler olamaz ve kanun gereği gazetecilere ceza verilemez.
(Fİ/EMK)
1 AİHM Kasabova/Bulgaristan B.No. 22385/03, 19.07.2011.
2 AİHM Castells/İspanya, B.No. 11798/85, 23.04.1992.
3 AİHM Goodwin v. İngiltere, kararı 27 Mart 1996, 1996-II, Kararlar Raporu s. 500, § 39; mutatis mutandis, Romen and Schmit v. Lüksemburg, no. 51772/99, § 46, ECHR 2003-IV).







